50. BÖLÜM "KAYBETMEK"

180K 12.6K 10.1K
                                    

Herkese merhaba, lütfen bölüme yorum yapmayı ve alttaki yıldız tuşuna basmayı unutmayın <3

50. BÖLÜM "KAYBETMEK"

Bazen hayat öyle yoğun ve yorucu geliyor ki, şaşırıp kalıyorum insanlara bakarken nasıl dayanabiliyorlar, nasıl yaşamaya devam edebiliyorlar diye. Gücümün tükendiğini hissediyorum, umutlarım eskisi gibi sağlam değil ve bana güç vermiyor. Önce Eliza'yla aramızdaki bitmek bilmeyen kavgadan dolayı, onunla aramı düzeltmek için, onu anladığım için yardımcı oldum, hiç yapmamam gereken bir şeyi yaptım ve bunun sonucunda Kuvars'a ihanet ettim. O ihaleyi kaybetti, ihaleyi kaybetmesi hızlı bir şekilde borsa hisse değerlerinin düşmesine neden oldu, şirketi iflasın eşiğine o kadar hızlı geldi ki kalbi dayanmadı. Az kalsın onu kaybediyordum. Daha bunu aşamadan onun soğukluğuyla baş etmem gerekmişti ve soğuk kabuğunu kırmayı başarınca en sonunda her şey eskiye dönmüştü bir nevi de olsa. Ardından arkadaşlarım sandığım Yiğit bana ilanı aşk etmiş, bunu kaldıramayan Merve benim hakkımda gerçek düşüncelerini dile getirmişti. Gün sonunda yapayalnız ve ölü bir savaşçı gibi hissediyordum. Tüm gücüm sanki kemiklerimden çekilmişti, ruhum hissettiğim bu ağırlığı kaldıramıyordu.

Sessiz sessiz uyandım, saat gecenin üçüydü. Kuvars'ın kollarında ağlayarak uyumamın üzerinden saatler geçmişti. Korkuyla başım Kuvars'a çevrildi. O da giderse tamamen şu hayatta yapayalnız birisi olacaktım. Bir tek o vardı, bir tek o...

Korkuyla onun çıplak göğsünün üzerine uzanıp kıvrıldım. Nefesimi tutup onun kalp atışlarını dinledim. Uykusunda sessizce beni kendine çekerken ona sımsıkı sarıldım. Başım hala göğsündeydi, gözlerimi açmadan onun kalp atışlarını dinledim. O düzenli ritim hayatımın en huzurlu melodisi anlamına gelirken bir kere daha ona ne kadar bağlı olduğumu fark ettim. Onu seviyordum. Bir insanın başka bir insanı sevebileceği en yoğun şekilde seviyordum. Onsuz nefes alamayacak kadar seviyordum. O benim her şeyimdi, o da giderse ne yapardım.

Sabahın ilk saatleri odaya dolan gün ışığıyla gözlerimi zorlukla açarken yatağın boş olduğunu fark ettim. Kuvars yoktu. Olduğum yerde doğruldum, üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum. Ense köküme kadar terlemişti saçlarım. Hızla saçlarımı toplayıp kenardan aldığım tokayla bağladım onları. Yataktan kalktım, dilim kupkuruydu. Sanki boş bir çuvalı taşıyormuşum gibi bedenimi arkamda sürükledim. Banyoya geçtim, kapıyı arkamdan kapadım ve aynadan yüzüme baktım. Sandığımdan daha iyi durumdaydım. Hissettiğim çökmüş bir yüz, kabarmış saçlar ve ruhsuz bakışlarken tam aksiydim, yüzüm hala aynıydı. Sadece gözlerimde düzeltemeyeceğim kadar üzgün bir ifade vardı. Sanki ne yaparsam yapayım o dolu gözlerim hep öyle kalacaktı. Merve'nin söyledikleri beynimde yankılanırken gözlerimi sıkı sıkıya yumdum.

Üzerimdekilerden bir çırpıda kurtulup hızla suyu ayarlayıp altına girerken o sesleri susturmak için kulaklarımı sıkı sıkıya bastırdım. Her şey üstüme üstüme geliyordu, omuzlarım bu yükü taşıyamayacağı için çökmüştü.

Terlemiş saç diplerimi soğuk suyla biraz serinlettikten hemen sonra suyu kapattım ve bornozumu üzerime sarıp tekrar aynanın karşısına geçtim. Bütün ruhum çekilmiş gibi kendimi odaya sürükledim ve kenara ayırmış olduğum giyeceklerime ruhsuz gözlerle baktım.

Mutsuzum.

Giyinmek istemiyorum.

Uyumak ve hiç uyanmamak istiyorum.

Islak saçlarımdan sular dökülürken uzandım ve iç çamaşırlarımı bile giyinmeden siyah geceliğimi geçirdim üzerime. Saçlarım geceliğin sırt kısmını ıslatırken çıplak ayaklarıma çevirdim gözlerimi. Oflayarak yanaklarımı şişirdim ve saate bakmak için Kuvars'ın kenarda duran telefonuna uzandım. Sabahın altısıydı, uyanmak için erken bir saatti.

LALHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin