Hâlâ hiçbir değişme yoktu. Hiçbir tepki yoktu. İyi miydi, kötü müydü onu bile bilemiyorlardı. Sadece birkaç kez kalp atış ritimlerinde küçük bir hızlanma olmuştu. Daha sonra kontrol altına alınmıştı ama bu kadardı. Başka hiçbir tepki yoktu.
Jungkook içeri girmek istememişti. Çünkü eğer girer, ağlarsa ve Taehyung onu hissederse kötü etkilenebilirdi. Bu yüzden sadece Jimin ve Namjoon içeri girmişti. Ancak hiçbir şey olmamıştı. Belki Jungkook girerse tepki gösterebilirdi.
Olumlu ya da olumsuz...
Olumlu olursa hepsi çok sevinirdi ancak olumsuz olmasından korkuyordu işte Jungkook. Uyanamamasından.
Jungkook yine rüyalar görmeye başlamıştı. Rüyasında Taehyung ondan yardım istiyordu, yine. Birkaç gündür bu konuyu düşünüyordu. Ama eğer şu anda Taehyung acı çekiyorsa kurtulmuş olmaz mıydı? Onu acı çekmekten kurtarırdı.
Yine de korkuyordu. Belki de hayatı boyunca hiç bu kadar korkmamıştı.
"Hyung, istersen al Jimin'i de gidin siz. Biraz daha dinlenmelisiniz. Çok yorgunsunuz." dedi Namjoon'a ve kucağında uyuyakalan nişanlısına bakarak. "Jungkook, sen önce bir kendine bakar mısın? Gözaltların mosmor. Sen git eve dinlen, biz iyiyiz." Jungkook kafasını iki yana salladı. Doktor birazdan gelecekti ve içeri girmeyi düşünüyordu. Jungkook çöktüğü duvardan kalktı ve etrafına bakındı. Bir an önce doktorun gelmesini istiyordu.
O sırada koridorun başında doktor görününce Namjoon bacaklarının üstündeki Jimin'in kafasını yavaşça kaldırıp boş koltuğa bıraktı. Jungkook ve Namjoon eğilip selam verdiğinde doktor da onlara kısa bir baş selamı verip arkasındaki iki hemşireyle beraber içeri girdi. Birkaç kontrol yaptıktan sonra dışarı çıktı. Derin bir nefes verdi hiçbir sesin olmadığı koridorda.
"Hiçbir değişiklik yok değerlerinde. İki aydır böyle, eğer siz de onaylarsanız makinenin fişini çekeceğim. Geçmiş olsun." Ardından arkasını dönüp ilerlemeye başladığında Jungkook ayaklarının altındaki mermerlere bakıyordu. Ardından kafasını kararlılıkla kaldırıp doktora seslendi.
"Ben içeri girebilir miyim?" Doktor da durup Jungkook'a döndü. Gülümseyip başını evet anlamında salladı. Ardından hemşirelerin yönlendirmeleriyle içeri girdi.
Günlerdir, hatta haftalardır akmayan gözyaşları bir bir çenesinden aşağı süzülmeye başladı. Sakin olmalıydı. Sakin bir şekilde burada kalmalıydı. Taehyung onun ağladığını hissederse ona kızabilirdi. Bu yüzden ağlamamalıydı.
Yavaş yavaş sevgilisinin yatağına doğru ilerlemeye başladı. Taehyung'ı izledi bir süre. Ona bağlanan makineler kesinlikle yakışmıyordu, o gülmeliydi. Soluk tenine renk gelmeli, kurumuş dudakları pembe olmalı, kapalı ve bu zamana kadar açmamış olduğu güzel gözleriyle etrafa mutlulukla bakmalıydı. Bu yatakta yatmamalıydı. O her şeyin en iyisini hak ediyordu, şu anki durumun aksine. Jungkook yavaşça yatakta boş kalan yere oturdu ve Taehyung'ın elini iki elinin arasına aldı. Ağlamak istemiyordu, gözyaşlarına hâkim olmalıydı ancak sevgilisinin yanındayken ve ne olup biteceğini bilmezken bu durum pek de mümkün değildi.
"Merhaba sevgilim, beni beklediğini biliyorum ancak," durdu ve derin bir nefes aldı. "Üzgünüm, cesaret edemedim." Taehyung'ın elini okşamaya başladı ve gözlerini Taehyung'ın yüzüne çevirdi.
"Ne zaman uyanacaksın aşkım? Seni çok özledim, ağlamak istemiyorum çünkü biliyorum ki benim ağlamama çok kızıyorsun. Elimde değil ki... Seni çok özlüyorum." Sol eliyle sevgilisinin elini tutmaya devam ederken sağ elini kaldırıp Taehyung'ın saçlarının üzerine koydu. Yavaşça okşarken yaşlar hâlâ yanaklarından aşağı süzülmeye devam ediyordu.
"Umarım beni hissedebiliyorsundur, aşkım. Beni hisset ve uyan artık. Özür dilerim, keşke daha önce gelseydim." Sol elinin arasındaki kemikli eli kaldırıp bir öpücük bıraktı. Ardından sağ elini yanaklarına indirdi. Baş parmağıyla okşuyordu, ona sevgisini hissettirmeyi umuyordu.
"Beni üzmeyeceğini biliyorum sevgilim. Uyanacaksın, umarım." Ardından yerinden kalkıp yavaşça Taehyung'ın elini tekrar yatağa yavaşça bıraktı. Eğilip yanağına hafif bir öpücük bıraktı. "Seni bekleyeceğim," Diğer yanağına da öpücük bıraktıktan sonra devam etti. "Aşkım."
Ayağa kalkıp son kez Taehyung'a baktı ve derin bir nefes alıp hıçkırıklarını içine attı. Sessizce gözyaşı dökmüştü evet ama odadan çıktıktan sonra iç döke döke ağlamalıydı, Taehyung'ın yanında olmazdı. Küçük adımlarla odadan dışarı çıktı. Hemşire üstündekileri alırken o hâlâ daha odanın kapısına bakıyordu. Ardından Namjoon ve Jimin'in yanına gitti. Jimin uyanmış, elindeki kahveyi yudumluyordu; Namjoon da kollarını göğsünün üstünde bağlamış, boş bakışlarla yerdeki mermerleri izliyordu. Jungkook'un geldiğini duyan ikili bakışlarını Jungkook'a çevirdi ve Jimin hızlıca elindeki kahveyi bırakıp ayağa kalkarak Jungkook'a sarıldı. Jungkook sanki bunu bekliyormuşçasına yakın arkadaşına sıkıca sarılıp hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. İç çeke çeke ağlıyordu ve dışarıdaki herhangi bir insan Jungkook'un ağlamasını duysa yüreği sızlardı.
Bir süre Jimin'e sarılarak ağlayan Jungkook'un hıçkırıkları kesilmiş, yerini derin derin iç çekişlere bırakmıştı. Jimin bir yandan Jungkook'un saçlarını okşuyor, bir yandan da ona rahatlaması için güzel şeyler söylüyordu. Ardından koşuşturma sesleri duyuldu. Doktor ve peşinde birkaç hemşire buraya geliyordu hızla.
Daha sonra bakışlarını cama çevirdiler ve Jungkook gördüğü manzarayla yere çöküp bir kere daha ağlamaya başlamıştı,
Tanrı'ya şükrederek.
▪
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.