6, Aman dilenmek.

3.1K 235 217
                                        

1- Whispers From The Surface Of A Lake, Hior Chronik.
2- Jinora's Light, Jeremy Zuckerman.
3- A Silent Cry, Na Yun Sik, Park Sejun.

Şitânın şiddetini başkasının çatısını da uçurmasın diyerek göğsümde hapsetmeye çalıştığım, beceremediğim, çabamla göğsümü paramparça ettiğim bir sabaha içimi titreten bir rüyayla uyandım. Üstüm açıktı son on dokuz yıldır olduğu gibi. Üşüyordum iliklerime dek, sanki bir türlü ısınamıyordum. Parmak uçlarım buz kesiyordu, sanki şöminedeki ateş sönüyor ve bana ölüm solutuyordu. Sanki ciğerlerime giden bir parça oksijeni dahi ayıklayamıyordum. Boğuluyor, boğulduğumun farkına varmıyordum. Kendi kulağıma dahi ulaşmayan çığlıklarla, yalnızlığın göğsümde açtığı kızıl oyuğun ağrısıyla gelen uğunmalarla, hatırımdaki kilidine dokunmanın dahi nefessiz bıraktığı kabuslarla, koca bir enkazın orta yerinde tükeniyordu otuzlu yaşlarım.

Usulca doğruldum yerimden, uyuşmuş parmaklarımı esnetme çabasına giriştim. Parmaklarım büküldü, ben seyrettim. Annemin o biricik, zarif parmaklarının düşü buldu zihnimdeki yerini. Nefes alamaz oldum, rüyamı bir defa daha yaşayıp uyandım sanki. Uyanmak talihsizliğiyle boğuştum bir defa daha. Rüyalardan uyanmak eyleminin canımda açtığı yaraları bir iyileştiremiyordum yirmi iki koca senedir. Uyanmak kırıyordu beni, anı sarayımdaki paslı kilitleri. Bu kırıklar büyüyor, ardında gizlediği anıları bir bir gün ışığıyla kavuşturuyordu.

"Olmaz mıydı babam olmadan? Neden bekledi senelerce, neden hasta oldu dönmeyecek bir adam uğruna?" diyordum, dilimin kemiği batıyordu içime, oluk oluk kanıyordum sözlerimden. "Âşıktı, canım." diyordu, toprağından kopardığı bir çiçek bırakıyordu avuçlarıma. "Çok âşıktı sadece." İçin için ağlıyordum. "Neden gitti o zaman?" diyordum, anneanneme sitemlerde bulunuyordum. Saçlarımı okşuyordu. "Cevabı aynı, bir tanem."

"Olmazmış babam olmadan." deyiverdim, seslice. Gözlerim o soğuk pencerede, annemi görüyormuş gibi, onunla konuşuyormuş gibi mırıldandım. Sanki kırmızı battaniyesi omuzlarında, döndü; gülümsedi bana. Sanki o güzeller güzeli ela gözleriyle baş başa kaldım. Sanki benim yerime yaşadı. "Olmuyormuş babam olmadan, anne, öğrendim."

Dimağımda annem ayaklandı, başımı okşayacaktı sanki kaderimin onu anlamak üzere yazılmasının hüznüyle. Kendi gibi incecik ellerini yüzümde hissetmeyi bekledim gözlerimi kapatarak, sureti göz kapaklarımın ardından silinmedi ya parmak uçlarını bir hissedemedim yüzümde. Rüyamın, yetmezmiş gibi gündüz düşlerimin gerçekçiliği lakin gerçek olmayışları düşürdü omuzlarımı. Titreyerek, için için ağlayıverdim şefkate muhtaç bir çocuk gibi. Öyleydim belki de hâlâ.

Tükeniyordum. Damarlarımdaki kanın akışı dahi yavaşlıyordu sanki ya da öyle hızlı akıyordu ki göğsümdeki kuş yetişemiyordu hızına, akıntıda sürükleniveriyordu, kanım boğuyordu beni. Boğulmak hissi yirmi iki yıldır olduğu gibi, yirmi iki yıldır hiç olmadığı kadar buluyordu içimdeki yerini. Bir soluk, bir kıyı, tutunacak bir dal arayışıyla bir defa daha ayaklandım.

Birkaç eğri adım takip etti gözlerimin çizdiği rotayı. Gözlerimde biriken huzursuzluğu ağlayarak biraz da olsa atabildim sandım başta, ağlamanın iyileştiremeyeceği yaralara sahip olduğumu unuttum. Dolabımın önüne geldim, çekmeceleri bir bir araladım. Annemin ördüğü kazaklarımdan birine ulaştı ellerim seneler sonra. Üzerimdekileri usul usul tenimden sıyırdım, titreyerek başımdan geçirdim kazağı. "Taehyung." diyordu sanki, sivri burnu havadaydı, elleri belindeydi. "Gel bakayım, giy şunu, oldu mu?" Giyiyordum, biraz bol ve uzun oluyordu sevdiğim gibi. Gülümsüyordum. Annem gülümsüyordu. O ela, akıllara zarar gözleri kısılıyor, ince dudakları kıvrılıyor, yaşının çizgileri suretine dağılıyordu. "Beğendin mi?" diyordu, "Şu koca cihanda daha çok beğenebileceğim bir kıyafet daha yok." diyemiyordum.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Dec 07, 2021 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

kayraHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin