Multimedia: Eğer çocuğumuz olursa, hayatımı tamamlayacak.

Şimdi, dar ama uzun pencereden içeri sızan ay ışığının önünde, yeni ve pahalı bir koltukta oturuyordum. Ellerim, ayaklarım bağlı falan değildi. Kaçırılmamıştım. Fakat koltuğun çaprazındaki kapıdan çıkamayacak olmam, "kaçırılmış" gibi hissettiriyordu.

Gözlerim, dar pencerenin izin verdiği kadar yıldızları izliyor, dejavuya izin veriyordu; Karakterleri ise ağlama isteğimi cimcikliyordu.

Bir zamanlar, bir prensin kollarına varmıştım. Ait olmadığım yer sandığım kollar, beni yıldızlara çevirmişti. Bu ışıltının iyi geleceğini, söylemiş; içindeki "beni mutlu etmek için çırpınan" kuşları salmıştı...

Ve ben ona:

Olgun olmadığını, saçmaladığını, söylemiştim.

Kuşların kanadını kırmıştım.

Belaları hak etmediğimi düşünürdüm hep. İyi biri olduğum halde kaybetme duygusunu, aldatılmayı neden yaşadığımı yakarırdım.

İnsanlar yürürken, neden ters istikamete koşma zorunluluğumu, sorardım.

Ama şimdi... Justin'in gözleri, bana hepsini açıkladığını düşünüyorum. Gözlerindeki kırıklar, yaşadığı enkazlara dökülürken altta kalmıştı. Bana güvenmişti...

Ben iyi değilmişim, olmamışım. Bana harkulade gelen; ona yara yapabiliyordu. İkimizde kendimizi doğru hissediyorduk. Hani derler ya:

"İki vücutta tek kalp."

Bizde "İki vücutta, aynı damardan iki kalp"ti. Kalbimiz aynı şey için atabilirdi; fakat bir terslikte kendinden vazgeçebilirdi.

En önemlisi Justin'i kurtarma girişimlerim...

Ona balık deyip yanına inerek, saklandığı yerden çıkması için cesaret aşılamayı düşünmüştüm. Denedim. Oldu.

Deney malzemesine yanlış madde eklemenin sonuçları gelişti: Cesaret aşım, Jaxon'ın ilettiği mikropla patlayarak yok olmuştu. Bütün dumanlar, isler bana sıçramıştı.

Balık tekrar saklandığı yere dönmek istiyordu. Önündeki barikatları saymadan ilerliyordu ve bir balık ona gelecekti. Kolundan tutup kendi sığınağa götürecekti.

Ve Justin, susacaktı...

O balık Jaxon'a giderken de susacaktı...

O balığı sevmiyordu fakat başka çaresi yoktu. Aynı aşının acısından ve yok olmasından korkuyordu. Cesaret istemiyordu.

Beni istemiyordu.

Ve ben onu izleyecektim; Kırılmasını, o balığa bakışlarını, susmasını, babalığını...

O balıktan kaçış yok gibi duruyordu gözünde. Olsa bile sığınağını kaybetmişti. Jim ile nereye gidebilirdi?

O Sally'i istemiyordu, benden korkuyordu, Jaxon'a kızıyordu...

Yalnızlık, ona aşktan daha aşıktı...

*

Yanaklarımı silip koltukta küçüldüm. Yılbaşı denen günü sevmiyordum, nefret ediyordum.

Justin, beni dinlemeden Sally'nin bulunduğu yere gitmişti. Onu görmemişti; çünkü Sally Justin'in yaklaşmasına kalmadan saklanmıştı. Jaxon ise kolumdan tuttuğu gibi beni bu odaya sokmuş, bunu yaptığı gibi yumruklarıma maruz kalmıştı.

Fakat şimdi, bu odada yalnızdım. Birkaç dakika sonra Jaxon'ın geleceğini umuyordum. Oysa ki yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.

Ya da Justin'in beni affetmesine.

Run To Death .:. JileyBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!