Medya Giray'ın evinden
Balın'ın anlatımı:
Hissizlik, tüm bedenime yayılmış, kalbimin atışlarını bile duyamıyordum. Ölüm, hiç bu kadar arzu ettiğim bir şey olmamıştı. Pes etmiştim. Hayata karşı verdiğim savaşı kaybetmiş, gözlerimi sonsuzluk uykusu için yummak istiyordum.
Derimin altına giren bir iğneye daha tepki vermemiş, sadece işinin bitmesini beklemiştim. Attığım çığlıkları duyan yoktu ki acımı haykırayım. Odayı dolduran çığlıklarımı benden başka kimse duymamış, kimse yardım etmemişti.
İsyan, tüm damarlarımı kirletmiş ama yakalanmaktan başka elime bir şey geçmemişti. Dönüşüm yine o kasvetli oda ve beş ruh hastası kızın yanına olmuştu.
Hergün getirildiğim bu ameliyathane, benim işkencem olmuştu. Yatırıldığım masa, başımdan ve bileklerimden geçen deri kayışlar, tutsaklığımın simgesi olmuştu. İlkel yöntemlerin yer aldığı yerde, zaman milenyumun üstündeydi. Saat, hızla akarken, yere damlayan kandı. Damarıma enjekte edilen yeni bir ilaç daha ömrümü belirleyecekti.
"Bugünlük bu kadar yeterli, aşı işe yararsa bu hastalığın da çaresini bulmuş olacağız. Denek 470, beni duyuyor musun?"
Evet o, bendim. Denek 470. Ne acı! Benden adımı bile almışlardı. Buraya ruh sağlığı bozuk olan kişiler geliyor ve kaderine terk ediliyor demiştim değil mi? Aslında getirilen seçilmiş sağlıklı kişilerdi. Zamanla yapılan deneyler, delirmelerine neden olmuştu. Halkın haklı isyanına sebep olmamak için de böyle bir yalan uydurmuştu vampir hükümeti.
Kanımızı emmeleri yetmememiş gibi aklımızı da emiyorlardı. Sinirle oturup ayağa kalktım. Ama kalktığım gibi yere düşmem de aynı anda olmuştu. Bacaklarım tutmuyordu.
"Kalk ayağa seni sefil fare! Kalk!"
Kalkabilseydim kalkardım zaten. Kırmızı rujlu dudaklarını büzerek konuşan Selin'e gıcık oluyordum. Siyah kaşlarına tezat boyattığı platin sarısı saçları, esmer tenine uymamıştı. İnsan olmasına rağmen vampir doktorların yalakalığını yapıyor, ne zaman nereden çıkacağı belli olmuyordu. Elimde kalması yakındı.
Kollarımın altından tutup beni kucağına alan, ilk geldiğim gün muayene eden sarışın vampir doktordan başkası değildi. Güçlü adımlarını kaldığım odadan farklı bir yere çevirmiş, vampirlerin kaldığı son kat olan beşinci kata çevirmişti.
Beyaz fayanslarda yankılanan adım sesleri, koridorun sonundaki beyaz kapının önünde sona ermişti. Gerginlik tüm vücuduma yayılmış, beni esir almıştı. Kalbim güçlü vuruşlarını kulaklarımda yaparken, bu sesi o da işitmesin diye dua ediyordum.
İki yana kıvrılan dudakları, çoktan duyduğunun kanıtıydı. Korkumdan zevk alıyor, kendisiyle gurur duyuyordu.
Kapının üzerinde küçük altın harflerle, A. Kirle yazıyordu. Ahi Kirle. Acımasız vampir doktor. Boynundaki çiple açtığı oda kapısını ittirip içeri girdi.
Kocaman bir daireyi andıran oda, ince uzun bir koridorla diğer odalara bağlanıyordu. Neyle karşılaşacağımı bilememenin verdiği sıkıntıyla dudaklarımı sıkmaya başlarım.
Açtığı büyük beyaz kapı, simsiyah koltuklar ve eşyalarla döşenmiş bir salona açılmıştı. Odanın kasvetine rağmen pencerelerden gözüken manzara muhteşemdi. Okyanusun uçsuz bucaksız güzelliği ayaklar altındaydı. Güneş, pırıl pırıl ışıklarını masmavi suya vuruyor, gökyüzüne gökkuşağını armağan ediyordu. İlk defa gördüğüm gökkuşağını, daha önceden ekranlarda görmüştüm.
"Ne oldu ona?"
Duyduğum erkeksi ses, tüm güzel düşüncelerden sıyrılıp, gerçeklerle yüzleşmek zorunda bırakmıştı. Gökkuşağına o kadar dalmışım ki, onun varlığını hissetmemiştim bile. Yine siyahlar içinde, yine çok yakışıklıydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KANLI AV
FantasyAskıya alındı Yıl 2584... Ölüm, İstanbul sokaklarında geziyor kurbanı olan katilleri tek tek avlıyordu. Bedeninden damlayan kanlar, sokakları suluyordu. İnsanlığın bitip tükenmeyen arzularını karşılamak için kullanılan silahların yerini, kanlı kes...
