4. Kanlı Anılar

705 854 384
                                        

Mir'in anlatımı :

Cehennem denen yer harlı alevlerin fışkırması, etlerin liğme liğme dökülmesinden ibaret değildi. Cehennem sadece ölümden sonra olmazdı. Ölmeden de cehennemi yaşayabilirdiniz. Cehenneme odun olmak kolaydı. Zor olan bu cehennemden kurtulmaktı.
Ayza cehennemin giriş biletiyken kurtuluş mazide kalmıştı.

Açılan kapıların ardından üzerine dönen tüm bakışlar, kanının donması için yeterli olmuştu. Pahalı mücevherlerini kuşanan, şık giyinmiş kadınlar ve onlara eşlik eden  smokinli adamlar.... Yüzlerce vampir ona dönmüş, merakla incelemekteydi.

Büyük bir balo salonunu andıran mekan, ışıltılı avizelerle aydınlanmaktaydı. Grinin tonlarına bulanmış duvarlara sıçrayan bir kaç günlük kan, yağmur damlaları gibi yere süzülürken kuruyup kalmıştı. Ellerindeki kadehlerin içindeki kırmızı sıvıyı tahmin etmek hiç de zor değildi.

"Sakın yanımdan ayrılma."

Sanki ayrılmaya cesaret edebilirmişim gibi bunu söylemesi komikti. Elim belimdeki hançere gitmiş, avucuma geçen koca bir boşluk olmuştu.

"Bunu mu arıyordun avcı?"

Görünüşü 27-28 yaşlarında olan ama asıl yaşı yüzün üzerinde olabilecek, esmer, yakışıklı, uzun boylu bir adam, elinde tuttuğu hançerimi sallamaktaydı. Belimdeki kılıftan hançeri aldığını hissetmemiştim bile. Yüzündeki pis gülüş, kolay kolay geri vermeyeceğini belli ediyordu.

"Abi, şakanın sırası değil. Hançeri ver lütfen. Bu kadar vampirin arasında saldıracak kadar gözünü karartmış değil."

Ayza'nın dediklerini düşünür gibi beni incelemiş, hançeri vermeye karar vermişti. Elimi uzatıp almak istediğimde avcuma koyduğu hançer, elimde küçücük bir kesiğe neden olmuştu. Bu beni rahatsız bile etmezken, kestikten çıkan sıcak kırmızı bir tomurcuğun kokusu, vampirlerin arasında hızla yayılmıştı bile.

Onların herhangi bir saldırısına karşı, hızla savunma pozisyonu alırken kendimi bir girdapta bulmayı beklemiyordum. Zaman adeta donmuş, hareketler yavaşlamıştı. Yakınımdaki bir adamın fırlattığı kadeh hala havada süzülmekte, arkamdan yaklaşmakta olan kadının bir ayağı havadaydı. Ellerini uzatmış, bana ulaşmak isteyen bir çok vampir vardı. Biri hariç.

"Bunu nasıl yaparsın? Bu fani için kendini nasıl bir tehlikeye attığında haberin var mı? Ayza, sana inanamıyorum."
Sitem dolu sözleri, kardeşi için ne kadar çok endişelendiğini gösteriyordu.

"Abi yapmak zorundaydım. Onu parçayacaklardı. Ona ihtiyacımız var."

"Yok. Ona ihtiyacımız falan yok. Ben varım, arkadaşlarım var..."

"Hah! Arkadaşlarıymış. Sen ölürsen yerine geçmek için can atan arkadaşların. Ayrıca nasıl böyle bir şey dersin? Fani dediğin kişi bir zamanlar-"

"Haddinizi aşıyorsunuz küçük hanım. Madem bir işe kalkıştın, devamını getir. Onu evine götür. Ben burayı hallederim."
Bağırarak söylediği sözler, Ayza'nın sözünü kesmiş, beni de korkutmuştu. Cümlesinin devamını merak ediyor ama bunu sormanın sırası olmadığını da biliyordum.

Beni odadan çıkaran Ayza, ışın makinesinde robota komut verir vermez zaman tekrar akmaya başlamıştı. Açık kapıdan içeri gördüğüm kadarıyla üst üste çullanan vampirler, az önce benim olduğum yerde kavgaya tutuşmuş birbirlerini parçalıyorlardı. Bir damla kan, birbirlerine saldırmaları için yetip artmıştı bile.

Çalışan ışın makinesiyle gözlerimi bir istasyonda açtım. Sıcacık bir yaz akşamı bizi karşılamış, esen tatlı meltem yakınımızda bulunan okyanusun ferah kokusunu taşıyordu. Denizi görecek şekilde yapılmış olan ışın istasyonunda bizden başka kimse yoktu.

KANLI AVHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin