1, Tanrı'nın.

13.7K 609 441
                                        

İnsan İnsan, Fazıl Say.

Gözlerim yeni yeni karanlık gölgelere sarınan ormanda dolaşıyorken usulca, derin bir nefesle cezalandırdım vadesi bitmekte olan ciğerlerimi. Büyükçe gözlerim kapanır gibi olmuş, saçlarım suretime gölgeler düşürmüştü; içimdeki karamsarlığı anlamlandıramıyorken öylece, derin bakışlarla koruluğu izliyordum. Hemen önümde, gözlerini üzerimde hissettiğim beden vaziyetimi kavramış olacak, söze girdi:

"İzmihrar etmeyin bu kadar." dedi, kızıl saçları gözlerine düşmüş; uzunca, kemikli, incecik ve soluk parmakları tekrardan fincanında konaklamıştı. Ellerinin yanmıyor oluşu, ziyadesiyle şaşırtıyordu beni zira o çayı ellerimle önüne koyalı ancak iki dakika olmalıydı. Gülümsedi, küçük, yeni doğan bir kedi yavrusunun çekikliğine yaraşır ölçüde gergin gözleri mümkünmüşçesine daha da küçülmüş, kaz ayakları yaşını o an belli eder vaziyette kırışmıştı. "Yalın suretiniz, solgun ifadeniz içime tarifi imkânsız bir yangın alevi iliştirmekte zira."

Gülümsedim, usulca dudaklarımı yakmaya yeminli çaydan ufacık bir yudum aldım. Sıcaklığı tadını almamı engelliyordu. Dilimin acısıyla yüzümü buruşturdum, köşedeki su bardağından bir yudumu ağzımda dinlendirdim bir süre. Gözlerim kızıl tutamları burnuna dek düştüğünden, gölgelerin ardından gözlerime bakan gözlere odaklandı.

"Affınıza sığınıyorum," dedim, fincanımı bir kenara bırakırken. Dikkatle, saygıyla dinliyordu. "bugünlerde pek bir keyifsizim lâkin suretime bir gülümseme iliştirme çabasına gireceğim, sizin için."

Gülümsedi, başıyla onayladı usulca. "Âlâ." dedi, gülümsedim. Bir süre önüme bıraktığı, sevdiğim nadir yiyeceklerden olan hindistan cevizli, şekersiz kurabiyelerden atıştırdım. Anlatacaklarını aklında sıralamasına, fikrini toparlamasına izin verdim. Gözlerinde her daim olduğundan da kasvetli bir hâl dolaşıyordu, yaşını belli ettiği nadir anlardan biriydi, birkaç aydır gizlediği her ne ise onu anlatacağını kavradım, düşüncelerde boğulmuş suretini izledim. Birkaç yudum su aldığım sırada aralık dudaklarıma, usul usul karanlığın çöktüğü korulukta gezen gözleri beni buldu. Derin bir soluklandı, suyumu bitirdim, köşeye bıraktım ve arkama yaslanıp onu dinlemeye kavuştum.

"Pinhân aşkım, aşk-ı memnum diyerek kirpiklerini sevdiğim bir çocuğu anlatacağım size." dedi, göz bebekleri titriyordu, gözlerimi çekmedim. Yutkundu, derince bir nefes aldı, gözlerini kapattı. Utanç duyuyordu fakat pişmanlık yoktu, utancının da aşkından değil, bundan kaynaklandığını çok çabuk kavradım, ifademi değiştirmeden inceledim suretini. Yutkundu, konuşmaya devam etti:

"On yedisinde bir oğlan çocuğuyla münasebetim oldu, birkaç ay evvel. Evli barklı, otuz ikisinde bir adamım ben, dedim kendime, yakışık almaz fakat kendisi öyle yakışır bir oğlandı ki anlatmalara ömürlerim yetmez." Gözlerime baktı, onu onaylamamı istiyordu âdeta, sevgilisinin nasıl da yakışık alır, yakışıklı bir oğlan olduğunu herkes biliyormuş, herkes görüyormuş da ben de onlardan biriymişim gibi. On yedisinde bir oğlanın kocalar kocası Min Yoongi'nin dizlerini nasıl kanattığına, paramparça ettiğine gözlerimle şahit olmak bambaşka bir hissiyattı o gün.

"Gülüşü bülbüllere gül." dedim, istediğini vererek gözlerinin içine bakarken, ses tonum monotondu fakat Efendi Min, aradığını gözlerimde, sözlerimde bulmuş olacak, buruk bir gülümsemeyle süsledi suretini. Süsledi, süsledi zira tüm kırgınlıkları süsüydü onun üzerinde.

"Gülüşü bülbüllere gül..." dedi, gülümsedim. Gözleri bir süre öylece, dalgın dalgın bir köşede duraksadı. Derin bir soluk aldı ciğerlerine.

"Çok kötü," dedi derin, kasvetli bir soluğun eşliğinde. "vahim, efendi."

Gözleri bana bir kez değip, son birkaç aydır defalarca olduğu gibi, tekrardan bir köşeye bakakaldığında, aşkın insanı düşürdüğü dalgınlığa hayret ettim zira birkaç ay öncesine dek, Min Yoongi'yi gözleri bir yerlere dalarken bir, belki iki defa ancak izlemiştim. Hızlı davranarak defterimin köşesine not düştüm. Aşk insanı dalgınlaştırır, öldürür.

kayraHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin