Yeni karakterimiz Balın'dan anlatım:
Zaman İstanbul'un üst sokaklarında bir ailenin sonunu hazırlarken, alt sokaklarında bambaşka akıyordu. İlk defa dışarıya çıkan bir kızın daha sonra pişman olacağı gecesinin ilk ilmeklerini atıyordu.
◽◽◽
Gözlerime iğne gibi batan sigara dumanları, renkli ışıklarla aydınlanan mekanı kaplamıştı. Dans etmek adı altında birbirine sürtünen bedenlerden yayılan iğrenç ter kokusu, alkol kokusuna karışmış midemi bulandırmaya yetmişti.
Oturduğum kuytu köşede ilk defa bir bara gelmenin pişmanlığını yaşarken, dans pistinde, bana kalkıp dans etmem için işaret eden arkadaşımı görmezden geldim.
Midemin bulantısına başımın ağrısı da karışmaya başlamış, bangır bangır çalan müzik kulaklarımda patlıyordu.
Üzerimde hissettiğim bakışlarla, aniden başımı çevirip baktığımda localardan birinde oturmakta olan O'nu gördüm. Ben insan olduğum halde bu sese katlanamazken O, oturduğu koltuğa yaslanmış, uzun bacaklarını iki yana ayırıp oturmuş gri gözlerini hiç kırpmadan bana bakıyordu. Giydiğim burnu açık kırmızı stilettolardan görünen ayak tırnaklarımdan, uzun sarı saç diplerime kadar inceliyordu.
Üzerimdeki bakışlardan ürperen vücudumun titrediğini görmüş, hiç çekinmeden sivri dişlerini göstere göstere gülmüştü. Zaman sanki o anda durmuş, ne mekandaki iğrenç kokular ne de gürültü hissedilir olmuştu. O ve ben zamana nokta koymuş, kenetlenen bakışlarımız konuşur olmuştu.
Simsiyah gece karası saçları, bembeyaz tenine zıt gitmiş, kendine has mükemmel bir uyum yakalamıştı. Kendime ne kadar söylemeye çalışsam da gözlerimi gözlerinden alamıyordum. Sanırım hipnoz olmuştum.
İnsanlara karşı kullanılması yasak olan hipnoz etme gücünü üzerimde kullanmaya çalışıyor ve bunu başarıyordu da. Ellerim benden bağımsız hareket etmeye başlamış, içtiğim suyun ücretini boynuma asılı olan çiple, masadaki karta okutup ödemiştim bile.
Bir robat misali hareket eden bacaklarım, beni ona götürüyordu. Bedenime hakim olamıyor onun ne kadar güçlü bir vampir olduğunu idrak ediyordum. Vampirlerin, yaşlandıkça artan güçlerini biz insanlar üzerinde kullanmaları çok acımasızcaydı.
Başıma gelebileceklerin korkusu kalbimi ele geçirmiş, güçlü vuruşları müziğin ritmiyle yarışır hale gelmişti.
Soğuk bir kaldırım taşına atılacak kanı çekilmiş ruhsuz bedenim gözlerimin önüne geldikçe, yaşlar gözlerimden tek tek intihar ediyor, kirli fayans zeminle buluşuyordu.
Adımlarım, siyah parlak ayakkabılarının dibinde son bulduğunda kolumdan tutup yanına oturttu. Hakim olamadığım bedenime hakim olmuş, güçlü kollarının altına çekivermişti. Gözlerim gözleriyle temasını hala kesememiş, celladını bekleyen suçlu gibiydi. Geniş göğsüne değen burnuma dolan kokusunu solumamak için nefesimi tutmama bile izin vermemiş, ciğerlerim onun talimatıyla şişip şişip sönüyordu.
"Korkma, sana zarar vermeyeceğim Balın Yıldırım"
Kadife gibi yumuşacık sesi, sorduğu sorunun dehşetini yumşatmaya yetmemişti.
Adımı nereden biliyordu? Beni tanıyor muydu? Ben onu tanımazken onun benim hakkımda bilgi sahibi olması korkutmuştu. Bir de korkma diyordu. Korkmamak elimde miydi? Beni hipnoz edip irademi elimden alan birinden nasıl korkmazdım?
İlk defa bir vampirle bu kadar yakınlaşmıştım. Daha önceden mümkün olduğunca onlardan uzak durur, kaldığım yurt odasından dışarı çıkmazdım. Kampüste verilen partilerden uzak durmuş, arkadaşlarımın insanlardan oluşması için uğraşmıştım. Ben insan gibi yaşam süren kurtlardan bile uzak dururken bir vampire yaklaşmış olmak çok zordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KANLI AV
FantasyAskıya alındı Yıl 2584... Ölüm, İstanbul sokaklarında geziyor kurbanı olan katilleri tek tek avlıyordu. Bedeninden damlayan kanlar, sokakları suluyordu. İnsanlığın bitip tükenmeyen arzularını karşılamak için kullanılan silahların yerini, kanlı kes...
