GİRİŞ

18.4K 990 706
                                    

Tüm bu yaşadıklarımızın bir rüya olmasını o kadar çok isterdim ki... Birazdan uyansam ve o odunlukta yere çakılsam, Dağhan'sa beni tutmak yerine kahkahalarla gülse... Ne yazık ki asla böyle bir şey olmayacaktı. Samet Dayı ölmüştü ve biz, Dağhan ve ben, onun bedenini o cehennemden çıkartmıştık. Şimdiyse bu mezarlıkta onun defnedilişini izliyorduk.

Daha öncesinde, sadece macera olsun diye geldiğim ve her seferinde macera bulamadan bir mezarın başına oturup, hiç tanımadığım insanlar için dua ettiğim bu mezarlığa geliş amacım bu kez farklıydı. Tanıdığım ve sevdiğim bir insan ölmüştü. Yeni bir göz yaşı aktı yanağıma. Köyden ayrıldığımızdan beri de durmamıştı gerçi. Derya Teyze'nin feryadı, babaannemin baygınlık geçirmesi ve hastaneye kaldırılması herkesi iyiden iyiye yıpratmıştı. Dağhan zaten o andan beri kendinde değildi. Bir ruh gibi dolaşıyordu etrafta, yeşil gözlerindeyse hiç gitmeyen bir pus vardı.

Mezarlıkta sadece sürü üyeleri vardı ve tabi kurtları bilen kişiler. Bu yüzden Samet Dayı'nın defin işleminde kimse sorun çıkartmamıştı.

Dağhan, eline aldığı küreği toprakla doldurdu. Kürekteki toprağı mezardaki tahtaların üzerine attı. Mezar yavaşça kapanırken hüzün arttı. Defin işlemi tamamlandığında koluna girmiş olduğum babaanneme döndüm. Son bir ay içerisinde hem babasını hem de kardeşini kaybetmişti.

"Hadi anne, eve gidelim." diyerek yanımıza gelmişti babam. Babaannemin diğer koluna girdi o da. Babaannem hüzünlü bakışlarını ona çevirdi.

"Baban nerede?" diye sordu çatallı çıkan sesiyle. Dün gece geçirdiği baygınlığın izlerini hala daha üzerinde taşıyordu.

"Derya Hanım'ın ve Dağhan'ın yanında. Gelecek birazdan."

Babaannem usulca başını salladı. Babamın koluna tutundu. Herkese korkuyla bakıyordu artık. Sanki her an birimizi kaybedecekmiş gibi hissediyordu tahminimce.

"Hala?" diyerek yanımıza geldi Dağhan. "Daha iyi misin?"

Derya Teyze ve dedem de onunla birlikte yanımıza gelmişti. Ali ve Simge'yse, küçük Asena'yla ilgilenmek için çiftlikte kalmıştı. Sıla ve Baran ise evde, bizimle birlikte gelen çocuklara bakıyordu. Zira aralarında iki yaşında olan bir kız çocuğu bile vardı.

Babaannem usulca başını salladı. "İyiyim." Sesi, neredeyse bir fısıltıyı andırmıştı. İyi olduğunu söylüyordu ama aslında değildi. Yorgundu, kırgın ve yıpranmıştı. Zamana ihtiyacı vardı.

Derya Teyze'nin de ondan pek bir farkı yoktu. İkisi de oğullarına tutunmuştu ve onlardan destek alıyorlardı.

"Eve gidiyoruz. Annemin biraz dinlenmesi gerekiyor." dedi babam. Annesi için fazlasıyla endişeleniyordu. Dün gece bu endişeyi gözlerinde görmüştüm.

"Tamam gidelim."

Dedemin sözleri üzerine Dağhan ve Derya Teyze'yle vedalaştık. Bu vedaysa Dağhan'ın itirazını tetikledi.

"Pera, sen de mi gideceksin?"

"Evet." dedim tereddütle. Aynı köydeydik ve birbirimize ulaşmamız kolaydı. Babamlar dururken Dağhan'la kalamazdım.

"Gitmesen, bizimle kalsan..."

Sesi öyle kırgın, öyle üzgün geliyordu ki kalbimde bir sızı hissettim. Küçük bir çocuktan farkı yoktu şu an. Dağhan'a cevap vermek için ağzımı açmıştım ki babam benden önce davrandı.

"Seni anlıyorum, üzgünsün ama kızım benimle gelmeli, doğru olan bu. Sonra yine görüşürsünüz."

Dağhan usulca başını eğdi. Sonrasında bakışlarını babama odaklayıp, "Dedem öldü, babam öldü ve ben bir kişiyi daha kaybedemem. Pera'yı gözümün önünden ayırmak gibi bir niyetim yok." dedi. Babama nazaran daha sert bir tonlaması vardı sesinin. Öylesine kararlıydı ki bakışlarındaki pusun yerini öfke almıştı.

Babam öfkelenmişti. Öyleki İzmir'de yaşarkenki o öfkesinin geri geldiğini düşünmeye başlamıştım. Adeta bir boğayı andırıyordu bakışları.

"Pera'yı gözünün önünden ayırmaz mısın?" dedi tehditkarca Dağhan'ın üzerine yürürken. Başka birisi olsaydı muhtemelen babamın alev saçan bakışlarına karşı yerinde sinip kalırdı ama Dağhan bir başkası değildi ve babamdan farklı bakmıyordu gözleri. Derya Teyze'nin ellerinden kolunu kurtarıp babama karşı iki adım attı o da.

"Hayır, ayırmam."

"Ben de ayırmam. Hele ki seninle yalnız kalmasına asla izin vermem." dedi babam. Sesi fazla sertti ama onu da anlıyordum. Bir kızı olduğunu geç anlamasına rağmen anlamıştı ve kıskançlık duygusu da geç ortaya çıkmasına rağmen fazla keskindi.

İkisi de birbirine öfkeyle bakıyordu. Onları hiç tanımayan birisi kırk yıllık düşman olduklarını bile düşünebilirdi. Öyleki bakışları bile öldürücüydü.

"O zaman ben ve Pera evleniriz ve sen benimle kalmasına engel olamazsın."

Dağhan'ın sözleri şok etkisi yaratmıştı. Emindim ki kendisi bile ne söylediğini anlamamıştı sözcükler ağzından çıkmadan önce.

Söylediği şeyle gözlerim sonuna kadar açıldı. O az önce evlenmek mi demişti? Babamla aynı anda aynı soruyu sorduk. Sorunun muhatabıysa Dağhan'dı.

"Evlenir miyiz?"

"Evlenir misiniz?"

Benim, babamın ve bu konuşmaya şahit olan herkesin şaşkın olduğunun farkındaydım. Hepimiz Dağhan'a bakıyorduk. Daha öncesinde aramızda böyle bir konuşma geçseydi, söylediği şeyi normal karşılardım belki ama şu an öylesine tuhaf geliyordu ki söyledikleri kulağıma, şaşkınlıktan küçük dilimi yutmamak için çaba sarf ediyordum.

"Evet, evleniriz." dedi Dağhan babama bakarak. Sonrasında bana döndü ve ekledi. "Pera benimle evlenir misin?"

Emindim ki şu an şaşkın bir sincaba benziyordum ama olmak istediğim o değildi. Bir devekuşu olmayı tercih ederdim çünkü o zaman başımı toprağa gömüp her şeyden uzaklaşabilirdim.

Bu kez tüm bakışlar bendeydi ve herkes vereceğim cevabı bekliyordu. Ne demeliydim bilmiyordum. Evet, Dağhan'ı bir insanın başka bir insanı sevebileceğinden daha fazla seviyordum ama evlilik çok üst noktaydı. Evlenecek kadar seviyor muydum onu? Cevabını bilmiyordum. Peki ondan ayrı kalmak istiyor muydum? Bunun cevabı kesin olarak hayırdı. Öyleyse teklifine verebileceğim tek bir cevap kalıyordu. Dudaklarımı aralayıp herkesi şaşkına uğratacak o cevabı verdim.

"Evet, seninle evlenirim."

Her şey gibi tuhaf olmuştu teklifi ve benim cevabım. Hangi insan bir mezarlıkta evlenmeye karar verirdi? Ya da hangi insan babasının ölümünden bir gün sonra verirdi bu kararı? Hiç. Cevap 'hiç'ti. Hiç bir insan bu kararı bu şekilde vermezdi. Bizim tuhaflığımızsa mezarlığın yanındaki o ormanda başlamıştı, köyde devam etmiş ve yine dönüp dolaşıp bu mezarlığı bulmuştu. Kaderimiz burada yazılmıştı ve burada devam edecekti. Çünkü biz başladığımız bu yere geri dönmüştük.

***

Evet! Beklenen bölüm geldi.

Nasıl buldunuz?

Neye şaşırdınız?

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Oy vermeyi 🌟 ve yorum yapmayı 💭 unutmayın. Seviliyorsunuz. ❤️

Youtube - Ayşenur Tekkanat

İnstangram - aysenurtekkanat_


ALFA - Dolunay Serisi 2 ||TAMAMLANDI|| Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin