ep.1| görünmeyeni görmek

294 51 128
                                              

"Ben çıktım!" diyerek demir kapıyı sertçe kapatmıştı. Bir yandan ayakkabısını giymeye çalışırken bir yandan da bir yerlerde titreyen telefonunu el ucuyla arıyordu. Birkaç hamle sonrasında montunun iç cebinde çalan telefona ulaşatı. Ekranı kaydırıp telefonu kulağına yerleştirdi.

Karşı tarafta kısık bir şekilde konuşan Namjoon'u es geçip "Beş dakikaya kadar geleceğimi söyle. Sunuma hazırım. Sadece beş dakika" diyerek telefonu kapatmadan alelacele cebine attı. Koşar adım okula doğru dar ve sessiz yolda düşünceleriyle birlikte ilerlemeye başladı.

Son zamanlarda düzeni bozulmuştu. Geceleri uyuyamıyor, başı sürekli ağrıyordu. Hatta bazı zamanlar gaipten sesler duyuyor gibi oluyordu. Fakat tüm bu olumsuzluklara rağmen kendini her geçen gün daha güçlü hissediyordu. Bu sıralar biraz anormaldi.

Hayatı sıradandı. Belirli günlerde gittiği okulu, haftanın üç gününü dolduracak çok sevdiği yemek kursu, boş zamanlarda izlediği animeleri vardı.

Belirli sınırlara sahipti. Hayatını paylaştığı kimse yoktu, annesi dışında. Hiç kimseyi de hayatına almamıştı bu yaşına kadar. Aşkı pek bilmiyordu. Herkese gösterdiği egolu yanı aslında insanlarla arasına ördüğü duvarlardı. Dert anlatmaya çekinen, her şeyi şakaya vuran biri olsa da herhangi birine onu sorsanız "umursamaz" olarak tanırdı. Oysa onun da geceleri tavana bakıp ağladığı zamanlar oluyordu.

Çoğu zaman kendini bu dünyaya ait hissetmiyordu. Sanki farklı biriydi ve bu hayatı yaşamaya mahkum edilmişti... Kim olduğunu ve nereye ait olduğunu kestiremiyordu.

Köşedeki marketi geride bıraktığında okulunun sokağına ulaştı. Sanki daha fazla hızlanabilirmiş gibi adımlarını körükledi. Attığı adımlar birbirini kovalarken ağının yere sürtünmesiyle yalpanarak sağındaki sokak direğine doğru süzüldü. Ağırlığını son anda sol tarafına vererek dengesini topladı ve boşluğa doğru birkaç adım attı. Hala koşar adım ilerlerken, aştığı sokak lambasına bakmak için ardına döndü. Kafasını patlatmaya ramak kalmıştı. Neyse ki gün geçtikçe gelişen refleksleri onu kurtarmıştı.

Birkaç adımadan sonra paslı kapıdan içeri girdi. Merdivenleri üçer beşer çıkarak sosyal bilimler sınıfına doğru ilerledi. Yaklaşık yarım saat önce bu sınıfta olması gerekiyordu ama alarmının sesini duymayıp geç uyanmıştı.

Bayan Ri'nin yüksek sesi koridorun başından bile kulaklarına ilişmişti. Bu kadının bitmek bilmeyen anlattığı şeyler vardı ve onu anlamak her geçen ders daha da zorlaşıyordu.

İnce parmakları sayesinde iki kere tıklatttığı kapıyı ağır hareketlerle açarak içeri girdi. Fizik öğretmenine kaçamak bir bakış atarak bir iki adım ilerdi. Sırasında bekleyen Namjoon'a karşı alt dudağını sarkıtarak hafifçe omuz silkti. Yapacak pek bir şey yoktu bu saatten sonra.

Ona bulaşmamasını dilediği öğretmeni fırsatı kaçırmamış masasına elindeki cetvelle iki kere tıklatmıştı. Bu şov başlıyor demekti.

"Biz de bugünkü konuyu bitirdik bay Kim. Siz bu konuya hakim olmalısınız ki bu saatte sınıfa gelebiliyorsunuz?"

Sesinde hiç istemediği kadar kinaye bulunan öğretmene karşın bıkkınlıkla nefesini dışarı verdi.

"Sunumum hazır bayan Ri. Sadece on dakikanızı ayırmanız gerekecek." diye soran gözlerle karşısındaki kırklı yaşlardaki kadına baktı. Kendisinin aksine o, anlaşmayı istemiyor gibiydi.

"Sunumlar yapıldı ve dersin bitmesine şuandan itibaren yedi dakika kaldı. Yani size ayırabilecek on dakikam yok" derken gözlerini ucuz marka saatinden ayırıp gözlükleri ardından Seokjin'e baktı. Sıkıntıyla iç geçirmesine sebep olsa da kolayca pes etmeye niyeti yoktu çünkü eğer bu sunumdan puan alamazsa yaz okuluna kalmak zorunda olacaktı. Ve tüm yazını burada geçirmek hayatında isteyeceği en son şeydi.

CLE | taejinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin