[G]ood - iyi

32 6 0
                                              


İyi olan şeyler gerçekten iyi midir? Yoksa sadece iyi gibi mi görünürler?

Yalancılar, iyi gibi görünürler. İçlerinde bir şeytan yaşıyor olabilir. Aziz Paul'ün bir sözünde dediği gibi "Şeytan bile melek kılığına bürünebilir." Haklıydı. Çünkü asıl şeytanlar aramızda yaşayan melek yüzlülerdi.

Lee Taeyong bunları babasından öğrenmişti. Ondan Hristiyanlık hakkında ilk bir şeyler öğrenmeye başladığında kilisedelerdi. O zamanı çok iyi hatırlıyordu. Bir koro parçalar seslendiriyordu. Aralarında o zamanlar onunla aynı yaşta olan küçük çocukların olmasına şaşırmıştı ve hoşuna gitmişti. O günden sonra babası sayesinde birkaç kez o da koroda bulunmuştu. Güzel zamanlardı diye geçirdi içinden. Çünkü hayatında çok şey değişmişti. Kimsenin istemeyeceği türden değişikliklerdi. Bunlara rağmen halen hayattaydı. "Bizim, kendimizden daha büyük düşmanımız yoktur." Sözü onu ayakta tutuyordu. En büyük düşmanı olarak gördüğü insanlar, o kadar suçlu değildi gözünde artık. Bazıları hariç. İşte onlar melek yüzlü şeytanlardı. Onlardan birine bakıyordu, içindeki nefreti gözlerine vurmamaya çalışarak. Bir insan nasıl bu kadar yalancı olabilirdi? Diğer insanları iyiliğe yöneltmeye çalışırken, kendi yalanlarını ve kötülüklerini bu kadar umursamaması iğrençti. Bunun iğrenç olduğunu düşünen tek kişi Taeyong değildi.

Hava çoktan karardığında ayağa kalkarak kilisenin kapısına yönelmişti. Etrafta az sayıda bulunan insanlarla göz teması kurmadan ilerliyordu. Normalde buradan direkt evine geçerdi ama bugün bir farklılık yapmak istiyordu. Herkesten gizli resim çizdiği atölyeye gidecekti. Sabah çizmeye başladığı tabloyu bitirmek istiyordu ve birazda gerçek hayattan uzaklaşmak.

Yakınlarda olan atölyeye yaklaşırken adımlarını hızlandırmıştı. Boş bir arazide bulunduğundan etrafta onu görecek kimseler yoktu. Burayı bulduğu için şanslıydı. Yine de insanların onu merak ettiğini biliyordu. Takip edilmemek için hep hızlı yürürdü, tedbir amaçlı. Gizli kalmayı seviyordu. İnsanlar onun ünlü bir ressam olduğunu ve bu işten para kazandığını bilmemeliydi. Kasaba içerisinde rahatsız edilmek istemiyordu. Sanatın rövanşta olduğu bu zamanda herkesin onu çizerken görmek isteyeceğini biliyordu. İzlenmekten nefret ederdi.

Cebindeki anahtarı çıkararak tahta kapıyı açtı ve içeriye girerek hemen kapıyı kapadı. İşte saniyeler içinde içerideydi. Karanlıktan kurtulmak için ışığı yaktığından aşık olduğu boyalar görüş açısındaydı ve kimseye göstermediği resmi.  Aslında çok önemli bir resim değildi. Sadece hoşuna gidiyordu. Kendince anlam yüklemişti bu resme, tüm resimlerine yaptığı gibi.

Oda tavandan sarkan kırmızı iplerle doluydu ve uçlarında anahtarlar vardı. Tablonun ucunda, kırmızılar arasında kalan bir siyah kapı bulunuyordu. Diğer ucunda ise, vücudu kanlar içinde bir beden yaşamak için kapının anahtarını arıyordu. Kırmızı en sevdiği renkti ve bu tablo ona zorlukları hatırlatıyordu. Tüm zorluklar içinde bir çıkış  kapısı vardı ama gerekli anahtarı bulamadığın sürece işe yaramazdı. Ve resme daldığı sırada Taeyong'un gizli hayatının kapısı çalmıştı.  Yüzünü kapıya döndü. Açmadan önce kapının arkasına yazdığı yazıyı okudu.

"İyi olmak zor değildir. Asıl zor olan iyi görünmektir." Kendisine ait bir sözdü.

Kapıyı açmadan önce dışarıdan gelen suyun yere düşme seslerini duymuştu. Tahminince dışarıda yağmur yağıyordu ve biri ıslanmamak amacıyla buraya sığınmak istemişti. Doğruluğunu kontrol etmek için kapıyı yavaşça araladı. Görüş açısında sırılsıklam kalmış, tanıdık görünen bir beden vardı. Üşüdüğü dışarıdan bile belli olacak şekilde vücudu titriyordu. Gökyüzünden düşen su damlaları da onun vücuduna dokunmaya devam ediyordu. Asıl yerleri orasıymış gibi nazikçe süzülüyorlardı ama ne kadar nazik olsalarda soğuk oldukları bir gerçekti.

Titremekten konuşamadığını fark ettiği bedeni kollarının altına alarak içeriye aldı. Buraya birinin girmesinden nefret etmesine rağmen, şu an kötü hiçbir duygu hissetmiyordu. Sadece kollarının altındaki bedenin üşümesini engellemek istiyordu. İçinde bulunan şey acıma duygusu muydu? Anlam verememişti. Belki de Tanrı'nın onlara emrettiği şeyi yapmak istemişti. 'Zor durumda olanlara yardım et.' Aynen böyle yapıyordu.

Çok soğuk havalarda kullanmak için bulundurduğu battaniyeyi, aylardır çıkmamış yerinden çıkararak bedenin üzerine örtmüştü. Titreyen beden ise hemen parmaklarını kullanarak battaniyeyi sıkıca etrafına sarmıştı. Zorda olsa dudaklarından 'teşekkürler' sözcüğünün dökülmesini sağlamıştı. Taeyong ise sadece başını sallamıştı. Konuşmak onun sevdiği bir şey değildi. Özellikle samimi olmaması gereken insanlarla konuşmamalıydı. Az önce kötü hiçbir duygu hissetmiyordu ama şimdi durum daha farklıydı. Bir süre baktıktan sonra onun kim olduğunu anlamıştı. Nefret ettiği adamın oğluydu. Suçlu olmayabilirdi ama onun kanından olduğu bir gerçekti ona göre. Evlatlık olduğunu bilmediği için hakkı olmasa bile onu yargılamıştı. Sadece aklından yapması daha iyiydi. Kırılmış bedeni daha fazla kırabilirdi. Ayrıca onu daha kötü şeylere itebilirdi. Nefret ettiği babasını öldürmeye kadar belki de.

Bedenin titremesi azalırken, konuşkanlığı artmaya başlamıştı. Gördüğü tablolar hakkında sorular sorarak cevaplar almaya çalışıyordu. Doğrusu sadece çalışıyordu. Taeyong doğru düzgün cevap vermemeye yeminli gibiydi. Geçiştirmeye uğraşıyordu.

Young Heum ise kendi çizimlerinden daha iyi olduğunu düşündüğü çizimler hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordu. Bunun için elinden geldiğince çabalamaya da devam ediyordu. Hem sevdiği kişi hakkında bilgiler edinmiş olacaktı, eğer konuşmasını sağlayabilirse. Aslında güzel bir bilgi öğrenmişti. Kendi gibi sanat aşığı birini sevdiğini.

magnum opus || taetenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin