10.8K 1.2K 799
                                    

düzyazı oyununda kötüyüm biraz iyi okumalar🤗🤗

-

taehyung'un geliyorum yazmasının üstünden neredeyse yarım saat geçmişti.

ve benim namjoon'un evine gidip onu dövmemek için hiçbir sebebim yoktu, sebebe ihtiyacım bile yoktu.

ondan, söylediği şeylerden ve yapabileceklerinden korkuyordum çünkü dediğini mutlaka yapan biriydi. taehyung'a söylemesem sabah uyandığımda o çoktan haberi uçurmuş olacaktı.

taehyung...

evinin buraya uzak olduğunu biliyordum ama tanrı aşkına, yarım saat olmuştu. ben bu yarım saat içinde koşa koşa iki kere eve gider, tekrar buraya gelir ve üçüncü koşuma hazırlanırken yarı yolda onunla karşılaşırdım. eğer gelirken biri yolunu kesip bütün parasını falan istemediyse çoktan gelmiş olması gerekiyordu.

düşündüğüm şeyle bedenimi saran panik dalgasınını beni kontrol etmesine izin verip hızla ayağa kalktıktan sonra parmak ucuma yükselip etrafıma bakındım. bakış açıma giren tek şey karşı kaldırımda patileri sessizliği tırmalayan bir sokak köpeğiydi.

onu bu saatte, etraf bu kadar ıssızken yanıma çağırdığım için pişman olmuştum bile. büyük ihtimalle gelirken yolunu kesen birkaç serseriye para vermeyi reddetmiş, onlar ise taehyung'un iyi görünüşü yüzünden yalan söylediğini anlayıp üstüne yürümüş, direndiğinde ise ceplerindeki taşıdıkları keskin çakıları çıkarıp-

"jungkook?"

tanrım!

sesini işitmemle birlikte hızla arkamı döndüm. ellerini uzun montunun cebine koymuş, suratında şaşkın bir ifade, büyüttüğü gözleriyle bana bakıyordu.

sıkıntılı bir nefes verdikten sonra koşarak yanına gittim ve kollarımı sıkıca boynuna doladım-tamamen refleksti. "taehyung aklıma neler geldi bilemezsin." endişeli sesimi duyar duymaz kıkırdadı. cebinde olan ellerini kaldırıp belime sarmadan önce de bir şeyler mırıldanmıştı ama hiç önemli değildi şu an ne dediği. asıl önemli olan şey birazdan benim ona söyleyeceklerim, vereceği tepki, reddetmesi, ağlayarak eve dönerken yolda kendimi bir arabanın önüne atmam, şansım varsa ölmemdi ve tabii ki beni bunlardan daha fazla rahatlatam şey tek parça halinde yanıma gelmiş olmasıydı.

"hadi oturalım jungkook," dedi önce benden ayrılıp sonra da birkaç adım geriye giderken. "o kadar yolu yürüyerek geldim, dizlerim acıyor."

dediğini yaptım. hemen arkamızda duran banka oturdum ve işte... bitmişti. bakışlarım kucağımda birleştirdiğim elimdeydi. ne diyeceğimi bile bilmiyordum. göğsümde yer etmiş koca ağırlığı, gerginlikten neredeyse canımı acıtarak atan kalbimi görmezden gelmek imkansızdı.

"neden buradayız jungkook? anlat bakalım." banka adeta yayılarak oturmuştu. kollarını iki yandan uzatırken bacak bacak üstüne atmış, cidden de çok rahat duruyordu. birazdan başına gelecekleri bilse bu kadar rahat olur muydu acaba?

"aslında evden çıkarken çok üşenmiştim, hatta seni yarın konuşuruz diye ikna etmeyi düşündüm ama yazdıktan sonra hemen çıkmışsın o yüzden önemlidir diye düşünüp geldim umarım çok fazla bekle-neden bana öyle bakıyorsun?"

taehyung gerçekten bu hayatta tanıdığım en kusuruz, nefes kesici kişiydi. alnına dökülen kıvırcık, koyu renkli saçları, gözünün altında, burunun ucunda ve dudağının kenarında olmak üzere esmer tenine fazlasıyla yakışan üç beni, öpülesi dolgun dudakları, oturup saatlerce ağlamama sebep olacak bakışları... "jungkook?"

"anlamadın mı taehyung?" sırtımı dikleştirdim. duruşum her ne kadar kendinden emin olsa da sesim neredeyse fısıltı şeklinde çıkmıştı, duyduğundan bile emin değildim. gözlerim ise dolu doluydu. 

"ne-"

"taehyung," diye mırıldandım. "cidden sana aşık olduğumu anlamadın mı?"

soğuk rüzgar az önce dilimle ıslattığım dudaklarıma çarpıp çoktan kurulmuştu bile. kulağıma dolan tek ses ise taehyung'un nefes sesiydi, ben zaten nefes alamıyordum. göğsümdeki ağırlık geçen her saniyenin acısını çıkarmak istermişçesine kendini daha da belli etmiş, yutkunmamı imkansız kılmıştı.

hiçbir şey demiyordu. yaptığı tek şey şaşkınlıktan aralanmış dudakları arasından usulca nefes almak, kocaman olmuş gözleriyle bana bakmaktı.

"ben..."

hiç böyle hayal etmemiştim.

daha doğrusu, ben ona karşı hislerim olduğunu söyleceğimi bile tahmin etmemiştim, yani öyle üstünde saatlerce düşünülmüş, kafa patlatılmış bir olay değildi çünkü kendime bile itiraf etmem çok uzun sürmüştü. ne olacaktı şimdi?

taehyung'tan bir şeyler söylemesini, bir şeyler yapmasını bekliyordum. kalkıp gitmesini, belki neden böyle şeyler hissediyorum diye bana kızmasını, bana karşı bir şey hissetmediğini söyleyip reddetmesini ya da dalga geçmesini... o, öylece orada durup gözlerime anlam veremediğim duygularla bakarken geçen süre omuzlarıma yük olmuşcasına sırtımı büküyordu.

"jungkook." dizlerimin aşağısında, boşlukta sallanan ellerime uzandı. benim ellerim anın verdiği gerginlikten buz gibiyken-ayrıca önüne geçemediğim bir şekilde titriyodu, onun elleri sıcacıktı. hatta o kadar sıcaktı ki, parmaklarını parmaklarıma doladığı hissettiğim sıcaklık yüzünden elim karıncalanmıştı. tenime temas eden teni kalbimi hızlandırmıştı. "anladım."

tanrım, bana neden böyle bakıyordu? bakışlarındaki şefkat kalbimi paramparça etmişti ve istediğim tek şey sesim kısılana kadar ağlamaktı.

"bana neden böyle baktığını açıklamak için üç saniyen var taehyung."

dudaklarına yer etmiş gülümseme cümlem bittikten sonra biraz daha genişledi ama hala bir şey demiyordu. bu sefer gerçekten konuşsun istiyordum aksi takdirde fazla düşünmekten aklımı yitirecektim.

ama taehyung konuşmadı.

konuşmak yerine elimi tutmayan eliyle çenemi dikleştirip, yanıp tutuştuğum dudaklarını benimkilere bastırmayı tercih etmişti.

-

😢

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

😢

finesse Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin