Gökleri inletecek derecede yağan yağmur küçük köyümüzü bertaraf edebilir güçlükteydi. Şimşeklerin çıkardığı korkunç seslerle bedenim bir kez daha titrerken yersiz olan bu korkuma mâni olamamıştım. Bir süre gözlerim kapalı bir hâlde gök gürültüsünü v...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Kimdim ben?
Nerede olduğumu bilmediğim küçük bir kulübe de gözlerimi açtığımda zihnimdeki boşluğun bir bilinmezliği ile baş başa kalmıştım. Tam bir aydır tıkılıp kaldığım bu odadan dışarı çıkmamıştım. Bir ay öncesine kadar gittiğimde bedenim ürpermiş, istemeden olsada o kötü anılar yeniden gözlerimin önünden geçip gitmişti. Kendime geldiğimde bir ölüden farksızdım. Suyun sert dalgalarına maruz kalan vücudumda büyük kesikler oluşmuş, büyük bir vurgun yemiştim. Vücudumda yer edinen kesikler çok kısa sürede oluştukları kıvrımlardan sıyrılıp kaybolmuştu. İçtiğim ilaçlar sayesinde de eski sağlığıma kavuşmuştum.
Ancak zihnim büyük bir boşluk içinde kalmıştı.
İki hafta boyunca yataktan kalkamamıştım. Ondan sonraki günler de ise yavaş yavaş ayağa kalkıp yürüyebilmiştim. Bu hâle gelmemin tek sebebi beni umutsuzluğa sürükleyip benden anılarımı çalan bir olayın başıma gelmesiydi. Nihayet bir aydan sonra yarın dışarı çıkıp bu yeri keşfedebilecektim. Şimdi yağmur yağdığı için bu fikri yarına bırakmış, pencere kenarından yağmurun yağışını seyre daldım. Yağmur damlaları cama çarparken ansızın bir şimşek çakmış, karanlık olan oda kısa süreliğine aydınlanmıştı. Mumların nerde olduğunu bilmediğim için odayı aydınlatamamıştım. Öylece bir başıma onun gelişini bekliyordum.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Kayboluş.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Büyük Sınav.
Kim olduğumu söylediği kadarıyla biliyordum. Kendimi yeni doğmuş bir bebek gibi hissetmeden duramıyordum. Başımdan aldığım sert darbeyle hafızamı kaybetmiş ve beni tanıdığını iddia eden bir adamın evinde bulmuştum kendimi. Aramızdaki ilişkiyi sorduğumda ise bana onun nişanlısı olduğumu söylemişti. Fakat ben geçenbu bir ay boyunca ona karşı hiçbir duygu hissetmeden bir yabacı gibi görmüştüm onu. Eğer o benim evleneceğim adamsa neden her seferinde ondan uzak durup kaçıyordum? Ona sonsuz bir bağ ile güvenmem gerekmez miydi? Belki de kafam karışık olduğu içindi bu tepkilerim.
Bu tepkilerime yüzü düşse de yanımdan olmaktan vazgeçmiyordu.
Her gece bana yaşadığımız güzel anıları anlatıp duruyordu. Birbirimize aşkla bağlandığımızı ve bunu evlilikle taçlandırmak istediğimizden bahsediyordu. Anlattığı hiçbir anıyı zihnimde kuramıyor, yabancı ve uzak geliyordu bana. Kapı kapanma sesini duyduğumda gelmiş olduğunu anlamıştım. Onu karşılamak için kapıya doğru yürüyordum ki, yine ara ara kendisini belli eden o sancılar varlığını gösterdi. Bu sancılar uzun zamandır hareketsiz ve yemek yiyemediğime vermiştim ama Henry ne zaman kendi elleriyle hazırladığı yemekleri yemem için getirse aldığım en ufak kokudan rahatsız olarak kusuyordum. İştahım azalmıştı ancak dün akşam canım portakal çekmişti. Öyle ki rüyamda portakal ağacı görüp durmuştum. Bazen farkında olmadan elimi karnımın üzerine saatlerce bıraktığım anlar oluyordu. Baş dönmelerim bugünler de azalmıştı. Derin uykularım gün içinde kendisini yokluyor ve karnım yemek yemediğim hâlde büyüyordu.
Hem de çok.
"Ben geldim!" Kapı Henry tarafından açıldığında irkilmiştim. Bunu fark ederek ıslanan ceketini eline alıp benim için aldığı portakalları yere bıraktı. Sulu sulu portakallar ağzımın suyunu akıtırken derince yutkundum. "Senin için aldım. Dün canının çektiğini söylemiştin." Henry iştahlı halimi görünce içtenlikle gülümsedi. Yanıma yaklaşıp sarılacağı vakit bir adım geriledim. Bunu yapmak istemiyordum. Bozuntuya vermeyerek kahverengi saçlarından akan su damlacıklarını silkeledi. Saçları gibi olan kahverengi gözleri benim ruh halime karşı canlı görünüyordu. "Günün nasıl geçti?" Sesi neşeyle çıvıldıyordu.
"Bugün değişen hiçbir şey olmadı."
Bakışları sakinlikle odada gezinirken bu kez sesinden bariz olan gizemle konuştu. "Hâla hiçbir şey hatırlamıyorsun değil mi?" Bu soruyu neredeyse her gün soruyordu.
"Hatırlamıyorum." Söylediğimle yüzü daha fazla gülmüştü. Aramıza koyduğum mesafeyi bir adımla kapatıp sağ elimi tutacağı an içgüdüsel olarak elimi geri çektim. Sanki dokunsa yanacaktım. Bu kez hayal kırıklığını gizleme zahmetinde bulunmadı.
"Evva benden uzaklaşma. Ben senin yakında kocan olacağım. Sana zarar vermem." Haklıydı ancak elimde değildi.
Evet adım Evva'ydı. Onun söylediğinegöre.
Sustuğumda tekrar elimi tutmaya yeltendiğinde bu kez elimi geri çekmedim. Yakında evleneceğim ve kocam olacak adamdan daha ne kadar kaçabilirdim ki? Elinin ısısı buz tutan elimi ısıtmamış aksine daha fazla soğutmuştu. Sanki elimin soğukluğunu gideren o değilmişte bir başkası gibiymiş. Neden kalbim tarifi olmayan bir acıyla burkuluyordu? Bir başkasına ihanet ediyormuşum gibi hissetmem normal mi? Söz verdiğim biri yokken neden kalbim bana acı çektiriyordu? O konuşarak ben de söylediklerini dinliyormuşum gibi yaparak odadan çıktık.
Kaybolan hafızamın ne zaman kapımı çalacağımeçhuldü. Ancak umuyorum ki hafızam geçolmadan beni bulur.
***
Bu kesiti ile ilgili yorumlarınızı alırım artık.
Evet okuduğunuz gibi Kayra'nın hafızası bir nedenden dolayı kayboluyor. Ve kendisini nişanlısı diye tanıtan Henry'nin evinde buluyor.
Evando veya diğerleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu bölümler birkaç bölüm sonra sizlerle olacaktır, şimdi değil.