Oryantasyon

242 25 25
                                                  

Oy vermeyi ve satır arası
yorum yapmayı unutmayınız.
.
.
.
.
.
.
O hala nefret kusan gözlerini benden çekmezken yanımda sunucuyu dinleyen Min Jae'ye döndüm. Kafamı biraz ona yaklaştırıp kulağına doğru fısıldadım.

"Şurada gözlerinden lazer atan çocuk neden bana bakıyor?"

Gözlerini karanlık salonda gezdirdi. Bulmak o kadar da zor olmadığı için hemen o çocuğu gördü. Kaşlarını çattı. O da anlamamış gibi duruyordu.

"Bilmiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam o üçüncü sınıf öğrencisi. Seni nereden tanıyor?"

"Sorun da bu. Beni tanımıyor yani ben onu tanımıyorum ve onu ilk defa görüyorum."

"Neyse çok takma. Buradaki öğrenciler çok değişik."

Anladığımı belirtircesine kafamı salladım. Uzun bir süre can sıkıcı 'yeni öğretim yılı konuşması' devam etti. Sonlara doğru yaklaştığımızda sunucu bir duyuru yaptı.

"Arkadaşlık kurma adına seminer sonunda hep beraber nehir kıyısına yürüyüşe gideceğiz. Herkes katılırsa çok mutlu oluruz."

Ardından salonunun ışıkları açıldı. Herkes oturduğu yerden kalkarken telefonları sessizdeyken gelen bildirimleri kontrol ediyorlardı. Bense bunu yapmaya gereksinim duymadan ayağa kalktım.

"Hadi gel ismimizi yazdıralım." Min Jae beni kalabalığın içine çekerken mecburen onun peşinden gittim. Az önce beni yok etmek istermiş gibi bakan çocuğun etrafında bir sürü öğrenci toplanmıştı.

"Taehyung, benimde ismimi yaz lütfen."

"Telefon numaramı da vereyim mi?"

"Taehyung, buraya bakar mısın?"

"Taehyung!"

Demek adı Taehyung'du. Tanrım neden bu kadar popülerdi? Gerçi... İki cinsiyeti de birbirine düşürecek kadar güzeldi o. Fazlasıyla yakışıklı duruyordu. Kan kırmızısı saçları, kahverenginin en güzel tonuna sahip olan gözleri, normale göre büyük olan ama onun yüzüne tam oturan burnu, kalp şeklinde dudakları... Yakışıklıydı.

Neden bilmiyorum o an, onun beni görmesini istemedim. Belki de ondan korkmuştum veya bana zarar vereceğini düşünüyordum. Bilmiyorum. Fakat içimdeki bu dürtüyü bir türlü susturamıyordum. Ve Tanrım, karnımdaki bu kelebek savaşı, bir an önce bitse iyi olurdu çünkü cidden her an gidip bir yerlere kusabilirdim.

Onca kalabalığın arasında bu koca gövdemi nasıl saklayacağımı düşünürken tam önüme benden bir-iki santim uzun ve beni rahatlıkla saklayabilecek birisi geldi. Hemen bu durumu fırsat bilip arkasında olabildiğince küçüldüm. O ne tarafa hareket etse ben de aynı tarafa gidiyordum.

Lakin bu saklanma işi fazla uzun sürmedi. Çünkü geri kafalı Min Jae bağırarak ismimi söylemişti.

"Seokjin çıksana adamın arkasından, ismini yazdır da gidelim hadi."

Oflayarak duruşumu düzelttim. Saklandığım yerden çıktım ve adının Taehyung olduğunu öğrendiğim bu gözlerinden ateş atan çocuğun karşısına dikildim.

"İsmini söyle"

Sert sesi aynı zamanda buz gibiydi. Normal bir insandan bu denli soğuk tonda bir ses nasıl çıkardı, bir süre idrak edememiştim.

"Seokjin. Kim Seokjin."

"Tamam. Sen benim grubumdasın. Şimdi gidiyoruz. Acele etsen iyi olur."

Bir şey söylememi beklemeden grubunun başına geçti ve "Gidelim" dedikten sonra yürümeye başladı.

Bu bilmediğim yerde onları kaybetmemek adına ben de hemen arkalarından gittim. Tanrı aşkına Min Jae nereye kaybolmuştu? Yürüyüşte beni yalnız bırakmasının hesabını sonra sormayı aklıma not edip yola devam ettim.

INEVITABLE |TAEJIN|Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin