daddy.

1.9K 130 47
                                    

İçim içime sığmamış, -hatta içim o salona dahi sığmamış- ve koşarak oradan uzaklaşmıştım. Arabaya binerken insanların arkamdan nasıl koştuklarını görmüştüm fakat durmaya niyetim yoktu. Ben bir enkazdım. Kendi kendimi paramparça etmiştim.

Titreyen ellerim düşüncelerimi dağıtması umuduyla radyoya ulaştı. Saten elbisem bacaklarımın üzerinde bir ileri bir geri katlanırken adeta kendimden tiksinmeme neden oluyordu.

Masumluğun uyanıyor ve gidiyor*

Hayır, hayır. Bu çalmamalıydı. Yanaklarım hızla ıslanırken, göğüs kafesimin altındaki kalbim adeta çırpınırcasına çarpıyordu. Az sonra hıçkırıklarım birer haykırmaya dönüşmüş ve neredeyse müziğin sesini bastırarak, arabanın içinde yankılanmaya başlamıştı. Yol aydınlık değildi. Yol boyunca uzanan ağaçları izlerken, ne kadar aşık olduğumu dişünüp mutlu olduğum anılar aklıma gelince, bir hıçkırık daha dudaklarımı terk etti. Direksiyona daha fazla sarıldım ki acım dağılsın. Parmak boğumlarım beyazlayana dek sıktım.

Damarlarında dönüp duran aynı his
Babacığın tekrar şehirden ayrılıyor*

Jake'in fotoğrafladığım anıları hala hafızamın en özel ve en tozlu raflarındaydı. O gittikten sonra düşünmeyi bırakmak için kendime söz vermiş, üç ay boyuncada bunu çok iyi bir şekilde yapmıştım. Ancak şimdi, dikiz aynasındaki görüntüme baktığımda, ördüğüm tüm duvarların yeniden ve yeniden yıkıldığını açıkca görebiliyordum. Göz altlarım çoktan şişmiş, kısa kestirdiğim saçlarım ellerimi sürekli aralarında gezdirdiğim için darmadağın olmuşlardı.

Ve ben kendimi suçluyorum, evet bu doğru*

Arabayı yolun kenarına çektim. Aylarca yaptığım şeyi yaparak telefonumu çıkardım ve Jake'in numarasını ezbere tuşladıktan sonra onu aradım. Açarsa ne diyeceğimi bilmiyordum. Aylardır kafamda bir konuşma metni hazırlıyor, emin bir şekilde telefonu elime alıyor ancak Jake bir türlü aramalara cevap vermediği için öylece kalakalıyordum. Şimdi ise bir konuşma metnimin olmamasının dışında, berbat haldeydim.

Birkaç çalışın ardından telefon kapandı. Açmayacaktı.

Hızla mesaj kısmına girdim. Gözlerim buğulandıkça elimin tersiyle siliyor, titreyen parmaklarıma aldırmadan yazıyordum.

Maisie:
Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin.*

Kafamı arkama yaslayıp, gözlerimi yumdum. Gitmeden önce bana bir boşluğa bakar gibi bakmaya başlamıştı. Sanki bende daha fazlasını görüyordu. Gözlerimden öteye bakıyormuş gibi bakıyor, orada gördüğü şey onun bedenini sarsıyordu. Çok ürküyordum. Yine de ona gitmesini istemediğimi hiç söylememiştim. Dylan yanıma ziyarete geldiği zamanlar ona gülümsemiş, arkada sessizce izleyen Jake'e her zaman sadece hüzünlerimi yüklemiştim. Jake benim yara bandım olmak istememişti. Bu kadar basit.

Jake:
Lütfen
Lütfen
Bunu daha fazla devam ettirme.

Maisie:
Geri dönmeyeceksin.

Neden karını yolladın? Canım daha fazla yansın diye değil mi?

Yıllar önce boşandığınızı söylemiştin. Bu da mı yalandı, Jake?

Cevap gelmedi. Fakat dakikalar sonra telefonum çaldı.
Jake Gyllenhaal beni arıyordu.

"A-alo?" Saten elbisemin altındaki bacaklarımın titremeye başladığını fark ettim. Yere çarpan ayaklarım neredeyse Jake'e gidecek kadar ses çıkarıyorlardı.

"Maisie."
Hayır. Adımı söylemişti. Evet. Adımı söylemişti. Derin derin nefesler almaya başladım. Panikle arabanın camını aralayarak kafamı dışarı çıkardım ve kendime hıçkırımlarıma engel olarak derin derin nefesler almam gerektiğini söyledim.
Aylar sonra sesini duymak, oksijen makinesinden kurtularak kendi ciğerlerimle nefes almaya başlamak gibi gelmişti.

"Jake, ben-"

"Glen orda mı?"

Ben umrunda değildim.

"Evet ama bak ben-"

"Sağol, Maisie. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım."

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin