god blessed their lives

1.1K 89 72
                                    

Dışarı çıkmak için kızlarla sözleşmiş olmama rağmen kapıdan adım atarken fikrimden vazgeçmiştim.

Canım istemiyordu.

Üç gün önce olanlar garip bir şok etkisi yaratmıştı bende. Üç gündür ne ben, ne Jacob onu görmemişti. Çok merak ettiğimden değil de, müthiş ısrarlarıma rağmen Jacob onun hakkında ağzını bile açmamıştı.

O gün yaşadıklarımın etkisi miydi, yoksa onun için endişeleniyor muydum? İki seçenek de oldukça yakın gelirken, sanırım bu yüzden canım hiçbir şey yapmak istemiyordu.

Halbuki saatlerce kendimi makyaj yapmaya ikna etmekle uğraşmıştım. Yaptığım ve giyindiğim her şey az önce boşa gitmişti.

Çantamı eski yerine bırakıp salona geçtim ve yayılarak televizyon izlemeye başladım. İzliyor muydum, orası tartışılırdı. Boş boş ekrana bakıyordum. Tek yaptığım, suratını unutmamaya çalışmaktı.

Göz renginin nasıl değiştiğini zihnime kazımaya çalıştım.

Ona yaklaştığımı nasıl fark etmişti?

Hepsi beynimi kurcalıyordu.

Ellerimi saçlarıma geçirip derin bir iç çektim.

Zaten tek bir günümün normal geçmesi anormal bir olay olurdu.

Aklıma dün aldığım çikolatalı pastayı yemediğim gelince şimşek hızıyla mutfağa uçtum. Beni pastama ulaşmaktan alıkoyan şey kapının zili olmuştu.

Güzel pastamı orada bırakıp kapıya yöneldim.

Bir anlık dalgınlıkla kim olduğunu sormadan direkt kapıyı açmam belki de hayatımın en büyük şokuna sebebiyet vermişti.

Adını bilmediğim için orada öylece donup kaldım ve tek kelime edemedim.

Suratında geçen günkü siniri veya öfkesi yoktu. Acı çekiyor gibi bakmıyordu. Mutlu ve gergindi. Kesinlikle normal görünüyordu.

En son gördüğüm kişiyle aynı ifadeye sahip değildi.

Ve gözleri yine bal renginin her tonunu taşıyan güzel elalarıydı.

Kafamdaki daha büyük soru ise, burada ne işi vardı?

"Beni içeri almayacağını tahmin etmiştim,"

Vay. Ses tonu güzeldi.

"Sadece birkaç dakikalığına dışarıda konuşsak olur mu?"

Ne dediğini yavaş yavaş anlarken kafamı sallayıp kendime geldim ve biraz geri çekilip geçmesi için kapıyı tamamen açtım.

Bu güven ve cesaret neye dayanıyordu, bilmiyorum.

Üç gün önceki canavar, şu an karşımdaki adamla aynı kişi değildi.

Sadece ifadesi ve mimiklerindeki fark bile bariz bir şekilde ortadaydı.

Ayrıca hayatımı kurtarmıştı. Yani, ona güveniyor olmam... normaldi (?).

Salona geçip yanyana ama mesafeli oturduğumuzda televizyonu kapattım.

Ona sormak istediğim o kadar çok şey vardı ki, bir an önce konuşmaya başlasa iyi ederdi.

Karşımda oturmuştu ve büyük ihtimalle konuşmak için cesaretlenmeyi bekliyordu. Dirseklerini iki dizine yaslayıp parmaklarıyla oynamaya başladığında bakışlarım ellerine kaydı. Dövmeleri... çok güzeldi.

Pek güzel tanışmamıştık.

Hatta tanışmamıştık.

İyi bir başlangıç adına, garip de olsa, elimi ona doğru uzattım.

dissociative 🔥 zmHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin