Bölüm 2 : Beyaz Yılan

En başından başla
                                                  

Eğer üniversiteden tanıştığım, tıpkı benim gibi Boston'dan gelen Kalli olmasaydı ne yapardım bilemiyordum. Birlikte kalmayı teklif etmişti ve balıklama atladığımı inkâr edemezdim. Yaklaşık iki aydır beraberdik, fakat o kadar yakın olmuştuk ki sanki iki senedir beraber kalıyor gibiydik.

Kapıyı açınca, Kalli çantasını karıştırırken buldum. ''Mutfak masasında, boşuna arama.''

''Ah!'' dedi elini kalbine koyup. ''Bunu da düşürdüm diye çok korktum.''

''Git ve onu çantana koy. Kaybettiğin onuncu anahtar olma şerefine henüz ulaşamadığına sevinecektir.'' 

Kalli gözlerini devirdi ve içeri girdi. ''Yine neşe saçıyorsun, Rossy.''

Parmaklarımı ağrıyan şakaklarıma bastırıp koltuğa yığıldım. ''Biliyorum, özür dilerim. Sadece... işin içinden çıkamıyorum.'' 

Kalli, ceketini çıkarırken koltuğa yığılmış halime baktı. ''Hâlâ karakterleri mi oluşturmaya çalışıyorsun?''

Başımı geriye yaslayıp derin bir nefes verdim. ''Evet.'' Bıkkın bir nefes daha verip yenilgiyle omuzlarımı düşürdüm. ''Sanırım yazarlık hayatım bitti.''

''Ya dans ediyorsun ya da yazmaya çalışıyorsun. Çok zorluyorsun kendini. İlham perilerin havasızlıktan bayılmıştır.''

Başımı iki yana salladım. ''Yeni kurguya başlıyorum. İlk serimi yazarken bile aklımda bu isimler vardı. Sanki... onların zamanı geldi.''

Kalli Amerikan tipi mutfağımızda kendine yiyecek bir şeyler hazırlarken, ''Anlat bakalım şu karakterlerini,'' dedi.

Başımı oynatmadan alttan alttan ona baktım. Karakterleri tasarlama aşamasında kimseye anlatmazdım ama işin içinden çıkamadığım bir kurgu söz konusuydu.

''Falcon Sarpedon,'' dedim bakışlarımı tavana dikerek. ''Asıl adam. Yakışıklı ve oldukça cesur biri. Ayrıca bir lider...''

Kalli ses çıkarmayınca, tekrar bakışlarımı ona çevirdim. Resmen gevrek paketine kafasını sokmuştu. ''Beni dinliyor musun?'' dediğimde irkildi.

''Ha? Ne?'' Ağzındaki gevreği zorlukla yutkundu. ''Ah, evet. Falcon... Neydi? Sarpedon. Demek bir lider, ha?''

''Evet ve kitap bilinmeyen zamanlarda geçiyor. Televizyon yok, internet yok.''

Kalli, ürperir gibi titredi. ''Korkunç.'' Sonra eliyle devam et der gibi, ''Ee, diğer karakterler?'' diye sordu.

Tekrar gözümü tavana dikerek, diğer ismi söyledim. ''Blake Nightingale.''

Kalli gevreği yemeye devam etse de gözleri ilgiyle bana dönmüştü.

''Onunla ilgili... bilemiyorum. Saf kötülüğü simgeliyor. Bir yaratığa benziyor olabilir. Belki de onu yarı yaratık yarı insan olarak yazmalıyım. Çirkin bir surat, kara bir kalp.''

Kalli yine yemeye odaklanınca gözlerimi devirdim. ''Anlattığım insana da bak!''

Gevreğini zorlukla yutkunurken homurtulu bir ses çıkardı. Nasıl bu kadar zayıf kalabiliyordu hiçbir fikrim yoktu. Onu tanıdığım günden beri sürekli bir şeyler yiyordu.

''Üzgünüm üzgünüm. Gerçekten dinliyorum! Pekâlâ, elimizde bir de kötü bir yaratık var.''

Başımı aşağı yukarı salladım.

Kalli düşünüyor gibi dudaklarını büktü. ''Peki, kız karakterin nasıl?''

Derin bir nefes verip yüzümü koltuğa gömerken, ''Kızın nasıl biri olacağını bilmiyorum,'' dedim. 

ZAMANSIZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin