28.BÖLÜM "KAYBETMEK"

283K 17.3K 6K
                                    

Okul başladı ve kafamı kaşıyacak vaktim yok, aşırı yoğun geçiyor, o yüzden burasıyla çok ilgilenemiyorum, geçen hafta bölüm bile paylaşamadım, bu yüzden hepinizden ayrı ayrı özür dilerim. Mesajlarada en kısa sürede döneceğim ama bu yoğun dönemde yorumlaırnızın bana en büyük desteği verdiğini bilin ve onları benden esirgemeyin lütfen :)

Ve ekrana dokunduğunuzda altta çıkan yıldız tuşuna basarakta bir destek verebilirsiniz. 

Keyifli okumalar :)

28.BÖLÜM "KAYBETMEK"

Kaybetmek... Dünyanın en acı duygusu olsa gerek.

O çok beklediğiniz, başarılı olmak için gece gündüz varınızı yoğunuza koyduğunuz sınavın sonunda kaybetmek, deli gibi aşık olduğunuz insana uzak hissettiğiniz bir anda kaybetmek, yıllarca onlarca anı biriktirdiğiniz bir arkadaşınızla bir gün iplerin kopma noktasına gelmesi, onu kaybetmek...

Kaybetmek insanı dibe batıran, boğan, bir aha gelmeyeceğini, bir daha olmayacağını, bir daha kazanamayacağını anlatan korkunç bir duygu.

O yüzden insanlar en çok kaybetmekten korkar, korktukça daha çok kaybeder, kaybettikçe daha çok korkar.

Bu yüzden atar her adımını, o yüzden bilir hayatındaki tüm insanların, sahip olduklarının değerini. Bazen de asla bilmez, hayatındakiler hep var olacak zanneder ve yanılır insan... Her zile bastığında annesi o kapıyı açacak sanır, babası her Pazar kahvaltıda gazete okuyacak diye bilir. Bir tek gittiklerinde, o koca boşluk geriye kaldığında anlar insan. Kaybetmek dünyanın en ıstırap veren duygusudur.

"Sonunda ne olacak? Ne kazanacağım?" hayatı boyunca insanın her işe girdiğinde bilinçaltındaki tek sorulardır, kimse kaybetmek için başlamaz. Herkes kazanmayı, sahip olmayı ve elindekileri daha çok arttırmayı planlar. Hep plan yapar durur, o sınavı kazanınca bu olacak, o kadınla ya da adamla sevgili olunca böyle yapacağım, hep mutluluğu daha ileriye gitmekte arar. Ama hayat her zaman kazandığımız bir istatistikten ibaret değil. Çok büyük kayıplar, asla elde edemediğimiz kazançlarda var.

Kuvars Demirhan'ın rakiplerinin önüne geçmesindeki tek sebep belki de buydu, kazanmaktan önce kaybetmeyi öğrenmişti. Utanıp kimseyle paylaşamadığı her karesinin azap verdiği bir geçmişi vardı. Kayıplarla doluydu.

İzmir de küçük bir evde dünyaya gelmişti. Öz annesi psikolojik sorunları olan bir kadındı, bir bebeğin yükünü kaldırmak şöyle dursun kendi bakımını bile üstlenmekten aciz olduğu günler oluyordu. Adı Eylem'di. Okul okumuş bir kadın değildi, çalışmayı hiç sevmezdi, kendi öz ailesi ona sırt çevirdiği için kimi kimsesi yoktu. Sadece hayatı dibine kadar yaşıyordu, gündüzler ayrı geceler ayrı güzeldi onun için. Siyah gözlerinin kapaklarına yine aynı renkteki farını sürer kendini İzmir'in tatlı tatlı esen sokaklarına bırakırdı. Erkeklere çabuk inanırdı, aşık olur ama beklediğini alamayınca yine kendini depresyonun kollarında bulurdu. Bir gün hayatın onu yorduğu bir gece, artık cebinde de beş kuruş para yokken, açlıktan karnı zil çalıyorken gözlerini denize çevirdi. Çalışmak, onun özgür ruhuna aykırıydı, karnını doyurmak için bile olsa insanların emirlerinin altına girmeyi istemiyordu. Tam o an, dibe vurmuşken Alp Demirhan'la tanıştı.

Çabucak aşık oldu bu adama. Yeşil gözlü, kumral ve yakışıklı bir adamdı, tutkulu bir aşıktı. Ona hediyeler yolluyor, daha iyi imkanlar sağlamak istiyordu. Peri masallarına inandı ve bu ilişkinin devam edeceğini düşündü. Ama sadece üç ayın sonunda Alp Demirhan işlerinin asıl konumu olan İstanbul'a gitti ve bir daha İzmir'de arkasında bıraktığı kadını umursamadı. Ona dair her şeyi sildi.

LALHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin