13

230 14 19
                                    



Zeus otel dönemsel olarak yine en yoğun günlerini yaşamaktaydı. Kışın yavaş yavaş çekilmesiyle oluşan tatil rezervasyonları, nüfuslu kişilerin yaza uygun yeni yatırım planları yapması ve bunlara dair çalışmaları en güvendikleri yerde yapma istekleri, bir kaç senedir devam eden özel partiler ve bunun gibi bir çok etken ile beraber Zeus sağlam bir kale olduğunu piyasaya ispat edercesine tıklım tıklımdı.

Rachel otele varsa da şoför arabayı girişte durduramadı. Az sonra girişten az ilerde bir yerde zar zor durduklarında kısa bir an arabadan inmek istemediğini farketti. Bir kısımını alıp üstten tutturduğu yarı ıslak saçlarını bir kez daha düzeltmeye başlayıp bu şekilde zaman kazanmaya çalıştı. Oysa evden çıkarken bir an bile düşünmemişti. Tan'ın yol boyunca araması, onun Tan ile ilgilenmek yerine Young Do'nun yanına gelmesi karmaşık hissetmesine sebep olmuştu. Neler oluyordu? Hayatında hızına yetişemediği garip şeyler olduğu kesindi, ancak o bunların hiçbirini idrak edemiyordu.
Tan için ölüp biterken aniden ona karşı duygularının ölmeye başlaması tam olarak hangi ana isabet ettiğini bilmediğinden rahat değildi. Tüm sorun da burada başlıyordu. Tan'ı istemeyişini onun yaptığı hatalara bağlaması imkansızdı. O zaten hep hata yapıyordu. Nişanlandıkları günden beri canının acımadığı tek bir gün bile hatırlamıyordu. Rachel'i Tan'dan uzaklaştıran belli ki bambaşka bir şeydi ve o şuan arabadan inip otele adımlarken bu şeyin ne olduğunu bilmekten deli gibi korkuyordu. Belki de biliyor, ancak kabullenmekte zorlanıyordu. Rachel yeniliklerden ve değişimden ölesiye korkuyordu.

Bacakları onu girişe sürüklerken kalbi hızla atmaya başlamıştı. Yüzünde her zamanki o güçlü kız ifadesi de yoktu. Ancak dışardan kendini izleyemediği için bunu farketmesi imkansızdı. Üstelik hala çok hastaydı ve rüzgarlı hava üşümesine sebep olmuştu. Yine farkında olmadan kollarını bir birine kavuşturmuş, ona yakışmayacak bir özgüvensizlikle adımlamaya devam ediyordu.

Girişe vardığında, daha dönme kapıdan içeri girmemişken Tan'ı farketti. Gelişi biraz zaman almıştı, onu burada görmeyi beklemiyordu. Sanki buraya gelmesi Tan'ın bir planıymış gibi öylece duvara yaslanmış hiçbir ifadeye kapılmadan Rachel'e bakıyordu. Hatta onu bekler gibi bir hali vardı. Yüzü kanlar içindeydi. Ancak bu Rachel'de herhangi bir duygu oluşturmamıştı. Rachel sadece onunla karşılaştığı için rahatsızdı.

"Neden kavga ettiniz?"
Tan'a yaklaşır yaklaşmaz acıklı bir sesle sordu. Ona mesajda yazdığı açıklamaya katiyyen inanmamıştı.
Tan başını yana çevirip derin bir nefes aldı.

"Buraya geleceğini tahmin etmiştim. Neden aramalarıma cevap vermedin?"

"Neden cevap vermem gerekiyor?"
Rachel duruşunu dikleştirdi. Rüzgardan kızaran gözlerinde ifade edilmesi güç bir nefret vardı.

"Young Do ile aranızda bir şey mi var?"

Soru beklenmedik bir tokat gibi geldi. Rachel sarsıldı ancak belli etmemek için tüm enerjisini harcadı. Dudaklarına her zamanki alaycı ama kesinlikle sahte olan gülücüğünü kondurdu.

"Bana hesap soracak en son kişinin sen olduğunu sanıyordum?"

"Ciddiyim Rachel. Young Do kafanı karıştırıyor, bunu buraya gelmenden kolayca anlayabiliyorum."

"Young Do benim değil biricik metresinin aklını karıştırıyor." Kısa bir an duraksayıp Tan'ın tepkisini yokladı. Sonra ise bunun anlamsız olduğunu farketti. "Ben zaten seninle buluşmayan, mesajlaşmayan, ufacık ilgi kırıntısı dahi görmeyen biriyim. Neden sana koşacakmışım ?"

Rachel'in sabrı taşmak üzereydi. Nefes nefese kalmış, buradan gitme isteği tüm vücudunu esir almıştı. Bacakları az daha harekete geçecekti.

The CrownHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin