au revoir et bienvenue.

1.6K 120 58
                                    

3 Ay Sonra//

Ellerimi, daha yeni yeni geçmeye başlayan dikiş izinin üzerinde yavaşça gezdirdim. Soğuk parmaklarım daha ize değer değmez anıların acısıyla yüzümü buruşturmuş, titreyen parmaklarımı hızla çekip kucağıma düşürmüştüm.
İnsan içine çıkmak istemiyordum. Herkesin ne olduğunu, bunu kimin yaptığını sormasını, benim adıma üzgün olduklarını söylemelerini istemiyordum. Sadece bu çoktan yorgun düşmüş beynim ile bedenimi Jake'e yaslamalıydım. İçimde kopan fırtınaların, o elini saçlarımın arasın atar atmaz dineceğini biliyordum. Zamanında hissetmiştim.

Ancak şimdi, o yoktu. Uyandığım gün onu yanımda bulmanın heyecanıyla, daha bana ne olduğunu, bunu kimin yaptığını sormadan hızlıca onun ellerine sarılmış, kokusunu içime çekerek öpmüştüm. O ise sessizdi.
Hiçbir şey demeden bana çorbamı içirmiş, sonrasında da çıkıp gitmişti. Bunun son görüşmemiz olduğunu bilseydim eğer, ellerini öpmezdim. Çünkü ellerinin sıcaklığını hala dudaklarımda hissediyor olmak onsuz yaşamama yardımcı olmuyordu.

"Hazır mısın?" Agusto kapı arasından söylendiğinde, hiçbir şey demeden içeriye girmesini bekledim.
O da beklediğimi sessiz cümlelerimden anlayarak içeri girdi ve kapıyı hemen arkasından kapattıktan sonra arkama oturdu.
Aynadan onun arkamdaki solgun yüzünü görebiliyordum.

"Çok güzel olmuşsun." Yeniden şansını dener gibi kırgın bir şekilde gülümsedi.

Boğazımı temizledim. "Yüzümde hiçbir şey kalmadı, ha? Sadece şu dikiz izi," ellerim yeniden oraya gitmek istediğinde kendimi durdurdum. Havada kalan elim hemen saçlarımı buldu. "Keşke saçlarımı kestirmeseydim."

Agusto yerinden kalktı, yanıma gelerek saçlarımın artık açık bıraktığı ensemi ve omzumu yavaşça öptü. Eğer o olmasaydı, diye düşündüm. Eğer onlar olmasaydı ben çoktan ölmüştüm.
"Çok güzelsin..." Elbisemin göğüs tarafını düzeltti. "Bu dekolteyle kesin partiden birinin aklını çalarsın."

"Agusto!" Eline yavaşça vurdum, beraber kocaman gülümsedik.

"Bizde katılabilir miyiz?" Arkamı döndüğümde, arkadaşlarımın meraklı bakışlarla aralık kalan kapıdan içeri baktıklarını gördüm. Gözlerinde, aylar sonra yeniden hayata dönmüş olmamın verdiği sevinç vardı. Görebiliyordum.
Onları içeri davet ettim. Kısa sarılmalarla her şeyin ne kadar güzel olacağını, hep beraber kalacağımızı söyledik. Ancak yine de benim bakışlarım, sonuna kadar aralanan kapıda kaldı.
Gelmesini bekledim.
Kravatını düzeltirken, 'nasıl olmuşum?' diye sormasını ve 'sen çok güzel olmuşsun.' demesini. Böyle bir şey olmayacaktı. Biliyordum. Uyuyamadığım gecelerde o aralık kapıdan dışarı bakıyor, sadece karanlıkla başbaşa kaldığımı anlayıncada o dipsiz kuyuya yeniden ve yeniden düşüyordum.

Jake gitmişti.

****

"Araştırma hala devam ediyor." Bu gece bunu yüz kere söylemiştim. Herkes meraklı gözlerle yanıma gelip, o caninin bulunup bulanmadığını soruyordu. Cevap aslında basitti. O kişi benim dedektif arkadaşlarım ne kadar ararlarsa arasın, bulunamayacaktı ve bana yaptığı şeyin yanına kalacağı kesindi.

"Şu kızın durmadan dans etmesini izlemeye geldiğimi sanmıyorum." Anthea içkisini masaya bırakırken sinirle yanaklarını şişirdi. "Ayrıca Bill'de ona baktı. İnanabiliyor musun?"

"Bill'in böyle bir şey yapacağını düşünmüyorum, Ant. Sadece gözleri kaymıştır."

"Gözleri mi kaymıştır? Bu daha kötü!"

Kahkaha attım. Olivia az ileride pervasızca dans ediyordu ve şimdiden kasabadaki tüm erkeklerin ağızlarında salyalarla dolaştığını söylemek yalan olmazdı. Güzel kızdı. Zamanında o kıvrak bedenini, benim saten elbisemin içindeyken, Jake için de kullanmıştı.

Bunu hatırlar hatırlamaz ellerim üzerimdeki saten elbiseyle buluştu. Ben kendime neden acı çektiriyordum?

"Benim sevgilim gey, -daha doğrusu, bu geceden sonra hala gey kalmış olmasını umuyorum-" Agusto sohbete katılınca düşüncelerden sıyrılıp, yeniden olduğumuz zamana döndüm. "Ve o bile Olivia'a bakıyor. Bazen bu çocuğu anlamakta güçlük çekiyorum."

"Callum'u anlamaya çalışmana gerek yok," dedim. "Beynini sadece istediği zamanlarda kullanmayı seviyor. Ve galiba," Olivia, Bill ve Callum'ın olduğu tarafa baktım. "Şu an beyni devre dışı."

Herkes kahkahalar eşliğinde konuşmaya devam ederken, sahneden gelen ses dikkatlerimizi üzerine çekmiş, bir anda hepimizin ne olduğunu anlamak adına sahneye bakmasına neden olmuştu. Kuruculardan birinin oğlu olan Tom Hiddleston gecenin konuşmasını yapmak için eline mikrofonu almıştı.
"Öncelikle herkese teşekkür ederim. Böylesine köklü bir kasabanın kurucularından olan Sofia Anderson'ı anmamak tarihimize büyük bir saygısızlık olurdu." Ceketini bağlı tutan tek düğmeyide çözdüğünde, beyaz gömleğinin içine sakladığı muhteşem vücudu gözler önüne çıkmıştı. Adam otuzlarında olmasına rağmen adeta kasabının genç erkeklerine taş çıkarıyordu. "Ayrıca, kasabamıza yeni taşınan Thana Forest'a da hoş geldin demek istiyorum. Umarım kasabamızı seversin, Thana."

Hızla masaya dönüp, "Sanırım kasabada yeni bir aşk hikayesi başlıyor." dedim.

Anthea bana katıldığını belirtircesine parmaklarını havaya kaldırdı. "Bingo! Ateşli orta yaşlı adam ve genç saf kız. Thana denilen kız pek safa benzemiyor ama..."

Anthea'nın fark etmeden kurduğu cümle kırgın bir şekilde gülümsememe neden olmuştu. Ateşli orta yaşlı adam ve genç saf kız... Umarım sonu bizim hikayemiz gibi bitmezdi.

"Sizi çok sıkmak istemem. O yüzden bu gecenin bağışçısı olan Bayan Gyllenhaal'ı sahneye davet etmek istiyorum!"

Duyduğum soyisimle beraber kafamın sahneye dönmesi neredeyse salise farkıyla gerçekleşmişti. Otuzlarında gözüken, sarı saçlı bir kadın sahnenin ortasında mikrofunu tutarken, insanlara gülücükler dağıtıyor ve gözleriyle adeta kalabalığı tarıyordu. Kimi aradığını biliyordum. O da aradığı kişiyi bulduğunda, göz göze geldik.

"Ben Glen Gyllenhaal. Kasabadaki hastane ve lisenin yeni bağışçısı. Ayrıca çok seveceğinizi umduğum yeni komşunuz."

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin