dylan.

2.2K 138 97
                                    

Hayal dünyasından kurtulup gerçekliğe ulaştığımda, dün geceki yıldızların tümü kaybolmuş ve yerini, tenimin en derinine kadar işleyen o güneşe bırakmıştı.
Gözümden aşağı ince bir yol çizerek dudağıma dek inan gözyaşlarının şimdi sadece kuruluğunu hissediyordum. Yüzüm biraz gerilmişti, gözlerimin ise kan çanağına döndüğüne emindim.

"Seni yanımda göremeyince korktum. Neden buraya geldin?" Jake arkamdan yaklaşırken söyledi. Birkaç adım daha atarak bedenimle temasa geçeceğini hissettiğimde ise sırtım bir yay misali gerildi. Çünkü bana dokunmasını istemiyordum.

Yine de gülümsedim. Güneşe doğru bakıyordum, eğer gözlerimin neden bu denli kızarık olduğunu sorarsa onu bahane edecektim. "Çok güzel uyuyordun," ellerimi boynuna sarıp bedenini bedenime yasladım. Sıcaklığı aynı dün geceki gibi tazeydi. "Ben de sabah seni uyandırmadan buraya kaçtım."

"Yani, gece birlikte uyuduk ama değil mi?"

"Birlikte uyuduk, sevgilim."

*****
Agusto, Callum'un kafasına bir kez daha vurduğunda, buna daha fazla dayanamayacağımı anlamaları için ofladım. Ancak şu an ne yaparsam yapayım onların bu deli öfkelerini dindiremeyecektim ve ordan oraya koştururken birbirlerine hakaret etmeye devam edeceklerdi.

"Bu saçma kavga sizce de yeterli değil mi? Evin haline bakın!" Son bir umutla, dağılan salonu işaret ettim.
Agusto ise benden önce davranıp yine Callum'a doğru atılmıştı ama vücudundan da kolaylıkla anlaşılabileceği gibi çevik olan Callum çoktan kafasına inecek bir tokattan daha kurtulmuştu.

"Biraz sakin ol, Agu! Ona bakmadım diyorum sana-"

"Yalancısın," Agusto adeta tısladı. Bunun üzerine istemsizce kıkırdadım. "O yüzden mi sana instagramdan alevli emoji yolladı?"

"S*ktiğimin geyi beni ilgilendirmiyor Agusto!"

"Biz de geyiz Callum!"

"Biliyorum göt-"

"Çocuklar!" Ayağımı hızla yere indirdim. Tamam, iki yakın arkadaşımın kıskançlık kavgasını izlemek bazen eğlenceli olabiliyordu. Fakat buraya daha önemli şeyler için gelmiştim ve neredeyse patlamaya hazır bir bomba misali bekleyen bedenim böylesine gürültülü bir ortamı daha fazla kaldıramayacaktı. "Jake'in çocuğu varmış."

"Ne?" Senkronize şekilde sordular. Agusto aynı anda elini ağzına kapatarak en yakındaki sandalyeye oturmuştu.
"O adamın iktidarsız olduğunu düşünüyordum..."

"Saçmalama Agusto," dün geceyi hatırlayınca yanaklarım hızla kızardı. "Her şeyi gayet iyi."

"Evli ve çocuğu olan bir adamın her şeyinin yerinde olduğunu nasıl söylersin? İyice utanmaz oldun sen."

"Ha ha ha! Dalga geçilecek bir durumda değiliz. Anlamıyor musunuz? Dün gece bir kadın ona mesaj atmış ve çocuğunun onu görmesi gerektiğini söylemiş."

Çok kötü hissediyordum. Adeta içinde olduğum boşluğun sonunu görmüştüm ve bu korkmama neden olmuştu.
Jake ile yaşadığımız güzel günlerin sonlanacağını elbette biliyordum. Onun gibi adamlar çok kalmazlardı. Kasabayı terk eder, kendilerine yeni bir hayat kurar, arkalarında bıraktıkları enkazı ise hiç görmezlerdi.

Hatta Jake, belki beni ilham alarak bu imkansız aşk hakkında bir kitap yazar ve sonunda 'yıllar önce orada bıraktığım aşkım'a...'diye not düşerdi. Ah, ne kadar aptaldım.

Callum ciddi bir şeyler konuşacağı zaman takındığı yüz ifadesini takınarak yanıma oturdu. Gözleri yüzümün her yerinde geziniyor ama bir türlü gözlerimi bulmuyordu. Çünkü az sonra söyleyeceği şeyler canımı yakacaktı ve ben muhtemelen çaresizce ağlayacaktım.
"Bak, biliyorum, ilk kez aşık oluyorsun," elini ensesine atarak bir süre ovaladı.
Bunu yapamayacağını anladığındaysa konuşmaya sevgilisi devam etti.

"Ama aşklar bazen böyle kötü sonlara sahip olabiliyor, Maisie. Eğer gerçekten bir çocuğu varsa ve bunu önceden sana söylemediyse, bu gerçekten büyük bir sorun."

"Baya büyük bir sorun." Callum onu ikinci sefer onayladı.

Aşkın böyle bir şey olduğunu biliyordum. Az önce kavga etmişlerdi. Şimdi ise birbirlerine destek veriyor, en yakın arkadaşlarına yardım etmeye çalışırken az önce yaşadıkları tutkulu kavgayı göz ardı ediyorlardı.
Çünkü işte aşk böyleydi. Bazen hırçın dalgalara sahip olurdun ama hemen de durulmasını bilirdin... Jake ve ben sürekli hırçın dalgaların arasında kalıyorduk.

Peki ya bizim yaşadığımız neydi? Aşk mı? Yoksa tutkuyu ve şehveti tatmak isteyen iki insanın bir beden olmaya çalışması mı?

O sırada düşüncelerimi, cebimde bir iki kere titreyen telefon böldü. Hızla çıkararak açtım ve adeta buğulanan gözlerime aldırmadan mesajları okudum.

Dylan:
Bu gece bana gelmeye ne dersin?
Dolabımda senin için buzlu meyveli yoğurt var.

Ben:
Birazdan ordayım :)

*****

Dylan'ın evi, benimkine göre daha küçük ve sadeydi. Muhtemelen ben geleceğim için tüm evi temizleme çabasına girmiş, yediği pizzaların kutularını görüneceğini bilmesine rağmen koltuğun altına itiştirmişti.
Dylan gerçekten benim yaşlarımda sahip olunabilecek en iyi erkek arkadaştı.

"Geçen filmler hakkında konuşmuştuk," dedi, pizza kutusunun görünen ucunu biraz daha koltuğun altına itmişti. "Arşivimi karıştırırken, senin izlemek istediğin filmi buldum. Belki beraber izleriz."

"Süper fikir, Dylan." Kendimi altı pizza kutularıyla dolu koltuğa hiç düşünmeden bıraktım. Dylan'da eski usül dvd'i yerleştirdikten sonra yanıma geldi ve koca bedenini üçlü koltukta boş kalan kısma sığdırmaya çalıştı.

Başımı omzuna koydum. "Seni rahatsız etmiyor, değil mi?"

"Ha-hayır. İyi seyirler Maisie."

Bu kadardı. Ondan vazgeçebilirdim. Bir genç gibi yaşayabilirdim.

En azından, beni bir yerlerden izlediğini bilmeseydim.

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin