İyi geceler çok şeker okuyucularım. Öncelikle size söylemem gereken bazı şeyler var. İlki diğer bölüm yorumlarına en kısa sürede cevap vereceğim :D İkincisi ise hikayenin bir daha ki bölümlerin birkaç hafta aksaklık yaşayacağı. Kısaca, bazı sağlık problemlerimden dolayı kısa süreli ara veriyorum hikâyeye. Birkaç haftaya diyorum şimdilik ama belki daha da uzar bu süreç belki de daha da kısalır.. Şimdilik bu konuda pek bir şey diyemem. Sizleri seviyorum :*

 

Bu bölüm benim pek içime sinmedi umarım sizler beğenirsiniz..

 

Bu bölümün ithafı “littleliarsforever” a gidiyor.

 

Keyifli okumalar..

 

Bir kızın ilk aşkıdır babası. Bir başka erkeği sevse de hep ilk aşkı, ilk kahramanı olacaktır. Benim ilk aşkım olmuştu babam, ilk kahramanım ama bunun yanında beni ilk üzen erkek, ilk ağlatan, ilk güvenimi sarsan da o olmuştu. Her şeyi öğretmiş aslında bana. İlk yalan söyleyende babamdı. Söz vermişti asla bırakmam seni demişti. Bu cümleyi dediği gece de çekip gitmişti. Tek başıma kalmıştım. Gecenin karanlığında bir başıma..

Hayatın bir insana atıp atabileceği en büyük kazıktır babasız kalmak. Hele ki yaşayan bir babanın yokluğunu kabullenmek zorunda kalmışsa insan. Öyle canın yanmıştır ki.. Acı dinmez en derinden başlayarak seni yok edene kadar devam eder. Yok, olduğun an hayata yeniden doğar yeniden canın yanana kadar devam edersin. Unutamazsın. İstersin. Düşünmek yok dersin. Karşıdan bir çocuk gelir babasının elinden tutmuş ya da kucağında olur. Gene yenik düşersin sözlerine. Gene seni en hassas noktandan vurur.

Babasız kaldığın her gün öfke dolarsın hırslanırsın hayata karşı.. Öyle bir zaman gelir ki artık hayatta hiçbir şey yıkamaz beni der, güçlenirsin.. Sonra gene aynı şeyleri yaşarsın. Gene, gene ve gene! Büyürsün yavaştan. Karşı cinse ilgin artar ama o cinste aradığın şey yakışıklılık, para değildir de şefkat, güvendir. Çünkü hayatta bir kere kırılmışsındır. En hassas noktandan.. Hiç beklemediğin insandan. Defalarca ama sadece bir kere.. Bazen kötü şeyler yaşarsın babam olsaydı dersin. Sonra baba sözcüğünün sana ne kadar uzak olduğunu hatırlayıp kaderine gene küfreder, sayar, söver hayatına devam edersin. Bu olay hayatında bir döngü haline gelip sonsuza kadar sürer sanırsın.

Sonrası kaybedişlere kısılıp kalmış bir hayatındır.. Hep eksiktir, hep yarım... İçindeki yangınlar söner belki.. Yavaştan, acısını hissettire hissettire ama söner. Söndükçe buruk bir kül tadı olmuştur artık hayatın...

Kül tadındaki hayatım duyduğum sesle tekrar alev almaya başladı. Bir yanım onun sesiyle ürperip korkuya bürünmüşken, bir yanım avazı çıktığı kadar bağırıp onun sesini duydum diye sevinç çığlıklarıyla kaplı..

“Zeynep.. Kızım.” diyor karşıda ki erkek sesi. Bu o mu? Onun sesi mi bu? Eğer oysa sesi hiç değişmemiş hep aynı tonda kalmış.. Hep beni yalnız başıma bıraktığı gecede ki gibi.. Mahcup, üzgün ve biraz da umutlu..

“Baba?” ve arkasından telefonunun kapanma sesi..

“Z-Zeynep.”

 

“Aksel o-o a-rayan..” babamdı diyemiyorum. Sözcük boğazımda yumru olarak kalıyor. Çıkmıyor dışarı. Çıkamıyor.

Ya Sen Olmasaydın? (Düzenleniyor)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!