Etoile

2.3K 158 133
                                    

*bilenler bilmeyenlere söylesin, vampir kurgum geldi! False Confidence, bir bakın derim.

Jake, eve girdiğimiz andan itibaren çıkarmaya çalıştığı gömleğinin düğmelerini sonunda açtı ve onu bir çırpıda yerle buluşturdu. "Kan koktuğunu bilmiyordum." Dedi, gözleri hala evin karanlığında dolaşıyor ve garip bir şekilde sanki birilerini arıyordu.

"Jake," ayağa kalktım. Yüzünü ellerimin arasına alıp onu kendime doğru çektim. Yeni çıkmaya başlayan sakalları avcumun içine batıyordu fakat bu bile onun yanımda olduğunu düşününce, güzel hissettirmişti. "Sorun değil, sevgilim."

"Sevgilim mi?" Çaresizce gülümsedi. Aslında onu, ne yaptığını önemsemeyecek kadar sevdiğimi biliyordum. Bu imkansız aşk bir şekilde gözlerimi kör etmiş, beni ona karşı olması gerekenden daha sıkı bir bağ ile bağlamıştı. Jake ne yaparsa yapsın, yine kendimi bu imkansıza duyulan aşk içerisinde buluyordum. Bacağımın üzerinde dolaşan elleri tenimi yakıp kavuruyor, altında duran pantolonu çıkarması için içimden adeta ona yalvarıyordum.

"Bana yıldızlı bir gece armağan et, Jake."

Gülümsemesi artık daha can alıcıydı.
Üzerimde duran siyah elbiseyi bir çırpıda çıkarıp parkeyle buluşturduktan sonra, iç sesimin az önce yapması için yalvardığı şeyi yaparak pantolonuna yöneldi ve yine hiç zorlanmadan ondan kurtuldu. "Senin canını yakmak istiyorum, Paris. İzin veriyor musun?"

"Jake," onu onaylarcasına başımı geriye attım.
Gökyüzünün yıldızlarla bezenmesini sağlayacak o hareketi yaptığında ise başım tamamiyle geriye gitmiş ve Jake'in elleri anında boynumu bulmuştu. Koltuk başlığına yasladığı elinin boşta durduğunu fark edince beni kendine daha fazla yasladı ve saçlarımı yumruğunun arasında topladı.
Ben artık yıldızları izlemiyordum. Adeta onların üzerinde çıplak ayakla dolaşıyor, bunun ne kadar mükemmel bir his olduğunu iliklerime kadar hissedebiliyordum.

"Paris,"

"Jake,"

"Benimsin, Paris. Benimsin."

Yıldızlara son kez sarıldığımda, artık o da yavaşlamıştı. Şimdi her şey aşkın o can alıcı renklerinden ve imkansızlığın şehvetinden oluşuyordu.
Jake bu şehveti tatmışcasına gülümseyerek göğsüme eğildi, derin bir öpücük bıraktıktan hemen sonra oraya başını yasladı ve bacaklarımın arasında tadabileceği en güzel uyku için gözlerini yumdu.
"Bu gece seninle kalacağım, Paris."

****

Jake'in dün gece yere fırlattığı gömleği alarak üzerime geçirdim. Sabah erkenden kalkmış ve güne güzel başlamak adına duş almıştım. Ardından ise Jake'in mükemmel bir şekilde uyuyuşunu izlemiştim ve sanırım bundan daha iyi bir sabah hayal edemiyordum.

Dün gece o beni ay ışığında yüzdürmüştü. Ben ise ona yıldızlarla bezeli bir gece armağan etmiştim.

Ona güzel bir kahvaltı hazırlamak için mutfağa doğru ilerledim. Aklımda hala gerçekten sevgili olup olmadığımıza dair sorular dönerken, dolaptan omlet yapmak için birkaç malzeme çıkardım ve tezgahın üzerine gelişi güzel koydum.
O sırada Jake'in dün gece masanın üzerine bıraktığı telefonu durmaksızın titriyor, titriyor, titriyordu.

Bakmamam gerektiğini biliyordum. Fakat en fazla ne olabilir ki diyen iç sesim beni çoktan telefona doğru yönlendirmiş, hatta bildirimlerden gördüğüm Glen kişisinin mesajlarını bile okutmuştu.

Glen:

Oğlun seni görmek istiyor.

Ayrıca avukat senin hala bir şeyler peşinde olduğunu söyledi.

Bu kadar bela yetmez mi Jake?

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin