colère.

2.4K 169 46
                                    

Jake beni göz hapsine almıştı.
O gün oradan kaçıp gittiğimde Dylan'ı aramış, beni alıp alamayacağını sormuştum. İlk önce uzakta olduğunu söylese de yanıma gelmesi birkaç dakikayı almıştı ve bunun için hala ona teşekkür edebilmiş değildim.

Çünkü sürekli peşimde gezinen bir Jake ve onun daha öncesinde hiç görmediğim arkadaşları vardı.

"Sence de bu iş kabak tadı vermeye başlamadı mı?" Dawn, arkamızdan gelen adamı bariz bir şekilde parmağıyla gösterirken söyledi. Bu yüzümün kızarmasına neden olmuştu.

Omzumdan geriye bakınca adamın biraz daha yavaşlayarak araya mesafe koyduğunu gördüm. "Jake'in ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum. Görüşmemiz gerektiğine dair mesajlar atıp duruyor."

Hemen üstümüzden geçen banliyö treni nedeniyle bir sürek sustuk ve yağmurun ıslattığı cadde de sessizce yürüdük. Kasaba dışından buraya çalışmak için gelen mevsimlik işçilerin kasabayı nasıl bulduğunu merak ederdim. Bu kasvetli yerin içinde yaşamaya çalışmak adeta bir ölüm kalım mücadelesi gibiydi ve her geçen gün beni olması gerekenden fazla zorluyordu. Bu banliyö kasabasından uzaklaşıp kendimi şehrin kucağına atmak istiyordum.

Yeniden sessizlik anı oluşunca, "Belki de onunla konuşman gerekiyordur. Bir şeyleri yanlış anladığınız ortada." dedi, Dawn. Kasabaya yeni gelen bir sarışınla uğraştığını anlatmıştı fakat kendi dertlerimden ötürü onu dinlemeye pek fırsatım olmamıştı.
Jake hayatıma girdiğinden beri, sade hayatımı dahi özlemeye başlamıştım.

"Belki de." Dedim, arkama son kez baktığımda adamın çoktan bizi yalnız bıraktığını fark ettim.

*****

"Güzel bir film gecesiydi. İstersen en yakın zamanda bunu tekrarlayabiliriz." Dylan ayaklarının üzerinde bir geri bir ileri giderken söyledi. Ne zaman beni eve bırakacak olsa kasılıyor, tuhaf hareketler yapmaya başlıyordu. "Aslında bir dahaki sefere Agusto olmadan daha çok eğlenebiliriz. Biliyorum, en yakın arkadaşın ama o..."

"Çok yorum yapıyor, değil mi?" Kıkırdadım. Diğer yandan da, anahtarımı evin anahtar deliğine sokmaya çalışıyordum ancak bu mümkün değil gibiydi. Muhtemelen diğer anahtarımı kapının arkasında unutmuştum.

"Bu gece için çok teşekkür ederim," Dylan'a yaklaşarak yanağına bir öpücük kondurdum. Onun çekim alanının ne kadar güçlü olduğunu çözmüştüm fakat beni o çekim alanına alabilmesi için ilk önce Jake'in alanından kurtarması gerekiyordu. Ve bu neredeyse imkansız gibiydi. "Anahtarımı kapının arkasında unutmuşum. Arka bahçeden gireceğim."

"Gelmemi ister misin?"

"Gerek yok," başka bir şey söylemesine fırsat vermeden gülerek arkamı döndüm ve arka bahçeme çıkan taşlı yolu hızlı adımlarla yürümeye başladım. "İyi geceler, Dylan!"

"İyi geceler, Maisie."

Gidip gitmediğinden emin olmak için evin arkasında biraz durdum. Birkaç dakika sonra, onu davet etmeyeceğimi anladığı an, arabasına hızlı adımlarla bindi ve beni bıraktığı sokağın tersine girerek tamamiyle gözden kayboldu.

Ancak birkaç dakika sonra onun burada olmasını isteyeceğimi düşünmemiştim.
Çünkü arka bahçemin kapısı sonuna kadar açıktı ve zifiri karanlığa rağmen birisinin koltuğumda oturduğunu görebiliyordum.

O an yapmamam gerektiği halde çığlığı bastım. Vücudumda aniden yükselen adrenalinin bana güç vermesi gerekirken, beni olduğum yere çivilemişti ve neredeyse boğazımda atmaya başlayan kalbime rağmen koşamıyordum.

"Paris sakin ol! Benim..." Her sesi anında duyan kulaklarım, onun cümlelerini daha net seçti ve bir an için kendimi yere bırakmama neden oldu. Şimdi dizlerimin üzerinde hızlıca soluklanıyordum ve endişeyle yanıma koşan Jake bunu çok iyi duyabiliyordu.

"Sakin ol güzelim," saçlarımın arasına hızlıca bir öpücük kondurdu. Bu o kadar hızlıydı ki, saçıma herhangi bir şeyin düştüğünü düşünmüştüm. "Seni korkutmak istememiştim."

Ona sarıldım.
Evet, evden ayrıldığım gün kendime bir söz vermiştim ama söz vermek ve tutmak konusunda iyi olmadığımı biliyordum. Tek istediğim beyaz gömleğinden yayılan sıcaklığı hissetmek, onun güven veren kokusunu duymaktı. Ancak yanlış giden bir şeyler vardı.

Kendimi ilk kez, Jake'in kollarında huzursuz hissediyordum.

"Kan kokuyorsun," dedim. Şaşkınlıkla ona bakan gözlerimi büyük bir şefkatle karşılamıştı. Aynı anda belimde sabitlenen elleri beni bir çırpıda ayağa kaldırmış ve çoktan içeri doğru yönlendirmişti.

"Birkaç bardak kırıldı işte, bilirsin."

Hayır, sadece birkaç bardak kırılmamıştı. Jake, birilerinin canını yakmışa benziyordu.

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin