21 » HAYAL KIRIKLIĞI

4.6K 300 66

Multideki Su ^^

--

Ben, söylediklerini hazmetmeye çalışırken, belimdeki elleriyle beni geriye çekip vücuduna yaslı olan göğsümü kendinden ayırarak beni suya bırakmak için hamle yaptı. Sersemlemişliğimin etkisiyle zorlukla beline doladığım bacaklarımı hareket ettirerek kucağından indim.

Topuklarımın altındaki kum kaydığından hafifçe sendeledim ama dengede durabildim. Atlas yüzüme dahi bakmadan denizin dibine daldığında orada sap gibi kalakaldım.

Beni gerçekten öpmek istemiş miydi? Peki neden bunu yapmamıştı !

Kulaklarım, yüzüm yanmaya başlamıştı.

Cidden iyi değildim.

Beni öpmek istediği halde öpmemişti, bu da bana karşı hislerinin sadece arkadaşlıktan ibaret olduğunun kanıtıydı.

Bu kalbimi kırmıştı.

Ben onu, bu kadar severken aşkımın karşılıksız olması fazla kırıcıydı. Tabii benim sevgim biraz tuhaftı, ama benim sevgimi yansıtmam bu şekildeydi işte.

Denizin ortasında, put gibi dikilmeye son versem iyi olacaktı sanırım. Üşümeye başlamıştım.

Arkamı dönüp su yüzünde bir Atlas aradım ama yoktu. Ona haber vermek istemem bile aptallıktı. Hatta buraya gelmem bile. Bir şeyler umut etmem bile...

Hepsi saçmalıktı.

Hızlı ama zorlu adımlarla kıyıya doğru yürüdüm. Bacaklarım ağrımaya başlamıştı ama önemsemeden bacaklarımı karnımın hizasına kadar kaldırarak , tabiri caizse zıplayarak kıyıya vardım ve derin bir nefes alıp ayaklarıma yapışan kumlara aldırış etmeden ilerledim. Yerdeki havlulardan bana ait olanı alıp üzerime sardım ve arkamı dönüp denize baktım.

O an gözlerimin bulanık gördüğünü farkettim. Hadi ama! Ağlamamam gerekiyor!

Dişlerimi sıkıp burnumu çektim ve havluyu vücuduma güzelce sarıp elimin tersiyle alnıma yapışan saçlarımı düzeltip geriye itekledim.

Karnıma giren krampla nefesim kesilirken ellerimi karnıma yerleştirip parmaklarımla hafifçe ovaladım.

Midemin bulantısı son nokta olurken yavaşça yere oturdum ve derin bir nefes çektim içime. "Su?" Başımı kaldırıp denizden çıkmak üzere olan Atlas'a baktığımda Atlas'ın klonlarıyla karşı karşıya kaldım. Allah'ım! Beynim dönüyor! Bana neler oluyor?!

Mide bulantım gittikçe şiddetlenirken daha hızlı nefesler almaya çalışıyordum.

Nefes al , nefes ver, al , ver.

Önümde bir kaç gölge oluştuğunu gördüm. Tabii ki bu gölge Atlas ve klonlarına aitti.

"Ne oldu?" Omzuma dokundu ve hafifçe önümde eğildi. "Başım dönüyor, midem bulanıyor daha sayayım mı!" diye onu terslediğimde kaşlarını çattı. Havalandırmışta olabilir. Yüzünü net göremeyecek kadar görüntüsü kayıyordu.

"Ne oldu ki bir anda!"

"Bilmiyorum." Sesimin titremesine engel olamamıştım. Ağzının tek bir kenarının sinsice yukarı kıvrıldığını zar zor görebildiğimde üzerine atlamak istedim ama yapabildiğim tek şey olduğum yere eğilip öğürmek olmuştu. Ne düşündüğünü gayet iyi biliyordum! Aptal ya!

"Öyle gerizekalı gibi sırıtmaya son ver!" diye cırladığımda dudaklarını birbirine kapatıp başını olumlu şekilde salladı. "Ne oldu peki sana?"

"Eşşeğin boku oldu-" Bir kez daha öğürdüğümde bana yardım etmek için ıslak saçlarımı omuzlarımın arkasına alıp tuttu. "Buraya kusma bari." dediğinde omzumu silktim. "Şuanda tek düşündüğün bu mu yani?"

"Ya hani plaj burası, kirletmeyelim diye söyledim ben onu." dedi sesini sona doğru gittikçe kısarak. Ardından beni ani şekilde kucağına aldığında dönen başımı tutamayıp göğsüne çarptım. "A-Atlas indir çok kötüyüm." Midemden yükselmeye başlayan sıcak bir sıvı hissedebiliyordum. Sessiz bir şekilde geğirdiğimde genzime yediklerimin tadı geldi. Yüzümü ekşilterken ortalığı velveleye verecek bir sesle, "Zehirlendim!" diye bağırdım.

"Saçmalama Su, senin yediklerini ben de yedim, o zaman benim de zehirlenmem lazımdı." Dudağımı ısırıp ellerimi karnıma bastırdım. Dişlerim  birbirine çarpmaya başlamıştı. Üşüyordum. "Mısır? Sen yemedin."

Beni köşedeki duvarın üzerine bıraktı ve bir adım geriledi.

"Hiç kimse mısırdan zehirlenmez Su, saçmalamayı kes." Omzuna vurdum. "Sende saçmaladığımı söylemeyi kes o zaman!" Cırlamam yarıda kaldı çünkü hızla duvardan atlayıp eğilerek öğürdüm köşeye doğru. Ama istifra edemiyordum bir türlü.

"Bir dakika."

Başımı çevirip ona baktım ve devam etmesi için bekledim. "Sen midye de yedin değil mi?" Başımı 'evet' dercesine salladım. "Kaç tane yemiştin?" Yeni sorusuyla duraksayıp düşündüm. "Bir porsiyonunda 6 tane vardı, 2 porsiyon yedim." dedim açıklayarak. "Peki tadında bir değişiklik var mıydı?"

Başımı iki yana salladım. "Gayet güzeldi."

"Damak zevkine senin ben..." diye homurdandı. "Karışmasana ya."

"Karışmıyorum zaten, kus ve eve gel." Arkasını ani şekilde döndüğünde ağzım bir karış aralandı. "Ha bu arada." dedi bir şey hatırlamış gibi hafifçe dönüp omzunun üzerinden bana bakarken. "Senin zehirlenmeni sağlayan o midyelerdi." Önüne döndü ve yerdeki havluyu alıp geniş omzuna attı.

"Beni burada mı bırakacaksın gecenin bir yarısında?" Ses tonumdan olduğu gibi okunan şaşkınlığımı gizleyebilmem ya da geçiştirebilmem mümkün olmamıştı.

"Kus yavrum, kus çocuğum diyecek halim yok Su, halledip gelirsin işte." Omzunu silkip önüne döndüğünde ikinci bir hayal kırıklığıyla başımı önüme çevirdim.

"Sen gerçekten odunsun ve defol git Atlas. Cidden defol git."  

----

Kısa bir bölüm i know i knoww :D Parmaklarım ağrıyor açıkçası kusurumabakmayın, yazacağımı dile getirdiğim için yazdım, sözümde durup :d Berbat ettim bölümü biliyorum, bazılarınız hayal kırıklığına uğrayacak. Bu bölümde esprikli Su göremediniz ha? :D Elimden geldiğince yavaş ilerlemeye çalışıyorum. 20. bölüme gelen oy ve yorumlarınız için teşekkür ediyorum. Öpüyorum hepinizi gıdılarınızdan ^^

AFİLLİ SAÇLARWhere stories live. Discover now