|| 27. Bölüm ||

470 61 143

Umarım birilerinin kütüphanesinde vardır hala... İyi okumalar *-*

~•~

   "Levi, acil konuşmamız gereken bir şey var."

   Her şeyin gerçekten mahvolduğunu düşünüyordum, ciddi anlamda hem de. Levi ile aram çok saçma bir haldeydi, ben psikolojik olarak yok olmanın eşiğindeydim hatta eşikten biraz ileri gitmiş bile olabilirdim, zar zor adımlar atarak ilerlediğim hayallerim ise şimdi hamile olduğumu öğrenmemle başıma yıkılmıştı resmen. 

   Levi hemen telefonu kapatıp geleceğini söylediğinden beri yaklaşık on beş dakika geçmişti, bu sürede ben saçma bir panik atak geçirmenin eşiğinden dönmüştüm ve buz kesmiş ellerimi Petra ovuşturup durmuştu. Hala ellerimi sıkıca tutuyordu ve suratında bir tebessüm vardı, uğuldayan kulaklarımın izin verdiği kadarıyla duyabiliyordum dediklerini. Her şeyin iyi olacağını söyleyip duruyordu, sadece sakin olmam lazımmış, her şeye elbet bir çözüm bulunurmuş. 

   Korkuyordum. Bir aile kurma fikri çok, çok güzel gelse de annem ve babam...aklıma geldikçe çok kötü oluyordum, onlar gibi olma ihtimalimiz gözümde çok artıyordu. Saçma olduğunu biliyordum ama sürekli kabuslarıma giren bir şeydi bu, annemin başına gelenler, babamın yaptığı onca şey, babamla yaşadıklarım, o evde geçirdiğim onca yıl... Bir aile kurmayı başaramazdım ben, yapamazdım, neyin nasıl olması gerektiğini hiç bilmiyordum.

   Üniversite hayallerimi bırakabilirdim kolayca, sorun değildi, bu konuda az da olsa kendi içimi rahatlatabilmiştim. Üniversiteye henüz gitmesem de olurdu, bebek büyüyene kadar- tanrım, gerçekten içimde bir bebek taşıyordum, ciddi anlamda içimde bir bebek vardı.

   Siktir, ben gerçekten hamileydim.

   "Petra ya..." Ağlamaklı bir sesle mırıldandığımda endişeyle bana baktı, yine bir ağlama dalgası geliyor gibi hissetmiştim. "Petra ben hamileyim ya. Petra içimde bebek var. Resmen." Parmağımı karnıma çevirip işaret ettim. "İçimde bir bebek var!"

   O kadar bağırmıştım ki etraftan geçen insanlar saniyelik durup bize doğru bakmışlardı, olduğum yerde utançtan kalakaldım. Yanımızdan geçmekte olan yaşlı çift gülümseyerek bana baktığında da utançtan geberiyordum, kadın yanıma gelip başımı hafifçe okşadı ve gülümsedi, "Tebrik ederim," dedi, "Çok sevindim senin adına."

   "Eşim bana ilk hamile olduğunu söylediğinde hüngür hüngür ağlamıştık ikimiz de," dedi adam da, "Sen de ağlayacak gibi duruyorsun. Ağla gitsin, çok güzel bir his değil mi ebeveyn olacağını öğrenmek?" 

   İkisinin de suratındaki sevecenliği görmek beni çok fena yaptı, gözlerimden yine şelale gibi yaşlar akmaya başlarken Petra 'aww' gibi bir ses çıkarıp kadından aldığı peçeteyle yanaklarımı sildi. "T-Teşekkür ederim..." diyebildim sadece, dudaklarımdan bir hıçkırık fırlayınca kadın saçlarımı bir kere daha okşadı. İkisi de sıcacık gülümsemeye devam ederken iyi günler dilediler ve dönüp yürümeye başladılar, Petra benim gözyaşlarımı silip durmaya çalışırken arkalarından bakındım.

   "Bak, bunun ne kadar güzel bir şey olduğunu görüyorsun işte. Çok ağlıyorsun Eren ya biraz sakin ol. Bu ne kadar gözyaşı böyle?" 

   "Yoruldum ağlamaktan," derken içli bir nefes aldım, elinden peçeteyi çekip gözlerimi iyice sildim ve burnumu da silip peçeteyi avcumun içine hapsettim, "Levi nerede kaldı ya? Gelsin artık, dayanamıyorum çok fena oldum. Anlatmam lazım. İçim patlayacak gibi."

   "Keşke seni sakinleştirmemin bir yolu olsa..." Derince bir nefes alıp verdi. O sakinleştiremezdi ama Levi istese bunu yapabileceğini biliyordum, üzerimde istediği her türlü etkiyi yaratabilirdi, korkudan ağlatabilir ya da mayıştırıp uykuya bile daldırabilirdi, tabii o genelde beni mart ayıma sokmayı tercih ediyordu.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin