Ceylin'den;
Kaç saattir soru çözmekten yorulmuş başımı ovuştururken o gün Can'a yapacağım suprizi düşünüyordum. Belki çok manyakçaydı. Ama istiyordum. Her ne kadar sonunda 'Hayır' demesi de olsa soracaktım.
Yerimden heyecanla kalkarken içimdeki kötü hissin teklifimi kabul etmemeyecek olmasına yordum.
O an da telefonum çaldı. İlk önce kaşlarım çatılsa da sonra anne veya babam olduğunu düşünüp masanın üzerinde duran telefonumu elime aldım.
Can'ın aradığını gördüğümde kaşlarım havaya kalkarken elim hızlıca kabul et tuşuna ilerledi.
Telefonu kulağıma dayarken "Can," dedim soru işaretleri dolu sesimle.
Ama karşı taraftan gelen ses o sesine aşık olduğum çocuğa ait değildi.
"Can Burçak'ın neyi oluyorsunuz?"
"Siz kimsiniz? Can'ın telefonunun sizde ne işi var?"
"Sakin olun hanımefendi ama Sarıyel Hastanesi'ne gelmeniz gerek hemen. Can Bey beş katlı bir binanın çatısından atlamış ve şuan durumu çok kötüye gidiyor."
Kulağımda bir çığlık yankılanırken telefonda ki kadını duyamaz hale gelmiştim. Telefonum elimden kayıp giderken bir sure olayı idrak edemedim.
Öylece kaldım.
Düşündüm.
Bu bir kabus olabilir miydi?
Yalvardım.
"N'olur Allah'ım tam şuan uyanayım."
Ama uyanmadım.
Sol gözümden firar eden yaş kalbime bir ok gibi saplanırken kan kusarcasına ağlamaya ve koşmaya başladım.
Hafızamı yoklayıp kadının söylediği hastaneyi hatırlamaya çalıştım.
Annem telaşla mutfaktan çıkarken ben onu duyamayacak kadar sağırdım.
Acı her tarafıma özenle yerleşmişti.
"Lütfen...
Şimdi olmaz.
Beni bırakma."
İçimde ki yakarışlardan sadece biriydi bunlar.
İçimde ki acının tek bir tarifi yoktu.
Aradım.
Bir neden aradım.
Ölmemesi gerekiyordu.
Şimdi olmazdı.
Daha yeni başlamıştık.
Beni bırakamazdı.
O gün size o hastaneye nasıl gittiğimi tarif edemem.
Ya da anlatamam.
İçimdeki duyguları kelimelere çeviremem.
Bunu tercüme edecek hiçbir cümle yok.
Acı.
Acı ve aşk.
En iğrenç ve boktan duygular.
Aşktan geriye sadece acı kalır.
Acı o an o hastanede, o cenazede ve o hastane odasındaydı.
Bakamadım yüzüne.
Son kez göremedim onu.
Nasıl yapardım ki?
Nasıl gidebilirdim yanına?
O solmuş yüzüne, kapanmış gözlerine, durmuş kalbine son kez nasıl bakabilirdim?
Bakamadım.
Abisi gelmedi cenazesine.
Hangi yüzle gelebilirdi ki zaten? Hangi yüzle hayatını mahvettiği kardeşinin yanına gelebilirdi?
Belki de hayatımın en büyük cesaretini gösterip ihbar ettim onun ve onun gibileri.
Dört yıl hapis verildi.
Bir kişinin hayatına karşılık sadece dört yıl.
Adalet denen kavramı unutalı yıllar olmuş bu ülkede.
Acı bir gülümseme vardı yüzümde cenazesi giderken gülerken göndermek istedim.
'Gülmek en çok sana yakışıyor.'
Derdi bana hep.
Şimdi kim diyecek onun yerine?
Şimdi kim dokunacaktı bu kalbe?
Ailesi perişan oldu.
Annesi ve babasına her şeyi anlattım. Yıkıldılar.
Bir oğulları diğer oğullarının ölümüne sebep olmuştu.
Nasıl yıkılmazlardı ki?
Belki de onlara ikinci oğullarını kaybetmelerine müsade etmemeliydim ama o an bu umrumda bile değildi.
Hayatım gitmişti.
Sakin kalamazdım.
Bu hikaye bitmişti.
Bizim hikayemiz daha başlamadan bitmişti. Ona o gün evlilik teklifi edecektim. Her ne kadar kız da olsam istemiştim. Belki kabul eder umuduyla. Ama o gitmişti.
Adam gitmiş, kadın bitmişti.
...
Final...
Her şey mutlu son olmaz.
Aslında pek diyecek bir şey yok.
Sadece bir şey söylemek istiyorum.
Eğer burada bu satırları okuyan madde bağımlısı yada başka zararlı bir alışkanlığı olan biri varsa lütfen tedavi olsun.
Her şey çözülür.
Bu hikayenin sonu asla çözüm değil!
Sevdiğiniz insanlarla yaşayacağınız mutlu günler var. O günleri yaşamadan yaşamayı bırakmayın.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Cey •Texting
Short StoryCey: Can Cey: benden vazgeçemezsin Cey: seni bu kadar severken beni terk edemezsin Cey: yine beni seveceksin biliyorum Cey: sen benden vazgeçemezsin ki Cey: geri dönmeni bekleyeceğim Cey: ne kadar sürerse sürsün Cey: gerekirse sonsuza kadar Can: sa...
