10.BÖLÜM "DELİ"

445K 22.5K 18.1K
                                    

Merhaba, geçen bölüme gelen oy ve yorum desteğiniz için çok teşekkür ederim. Ama bu hikayede beni üzen bir durum var ki, beş bin kişi tarafından okunan bölüm bin oyu göremiyor, beni kırmayıp bu bölüm oy sayısını yükseltirseniz çok sevinirim. :) 

SINIR: 750 OY ve uzun uzun yorumlar istiyorum :)

10.BÖLÜM "DELİ"

Soğuk hava yüzüme çarparken ellerimi ince montumun cebine koydum, ileri adım atıp bilinmezliğe yürüdüğüm her an umutlarımda soğuk hava dalgasından etkilenip buz tutuyormuş gibi hissediyordum. Önümde iki ihtimal vardı artık, ya yengemin evine dönüp kendi ölüm fermanımı imzalayacaktım ya da bir şekilde borç bulup yeni bir işe başlayana kadar beni idare etmesini sağlayacaktım. İlk aklıma gelen ihtiyaç kredisi için başvurmak olurken çantama sıkı sıkıya sarıldım, güvenlik kulübesine yürüyüp Yiğit'e son bir kez veda etmek isterken onu orada bulamadım, sonra aklıma Kuvars'ın onu kovacağına dair söylediği sözler geldi. Acı acı gülümsedim, ne kadar kolaydı onlar için, bir işi, bir hayatın tek umudunu söndürüvermek.

Bankaya kadar sahil boyunca yürüyüp ne yapıp ne yapamayacağımı tartarken kredinin hemen çıkmasını ve bu gece için bir otelde kalabilmeyi umuyordum. Yoksa gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum, cebimde metelik yoktu.

Elim telefonuma gidip rehberimi açarken sayılı numarası olan insanlara baktım en sonda onun adı yazıyordu: Kuvars Demirhan. Elim üstüne giderken hızlıca geri çektim parmağımı, bunu yapmak sadece işleri daha acılı ve çözümsüz hale getirecekti, adam kendi kardeşinin sözünün üstüne söz söylemeyecekti ya.

Bankaya gidip sıra numarası alırken ağrıyan başımı duvara yasladım. Rüya bu noktada bitmişti, canım yanıyordu, güçlü olmaya çalışmak tüm bedenimi yoruyor, gözlerim gözyaşı akıtmamak için çabalıyorlardı. Bir kâğıda durumu kendim anlatamayacağım için ihtiyaç kredisi çekmek istediğimi yazdım. Kendi sıramın geldiğini gösteren numara ekranda yanarken ağır adımlarla müşteri temsilcisinin yanına gidip az önce yazdığım kâğıdı kendisini verdim. Adam benim konuşamadığım anlayıp kâğıdı okurken ağır ağır başını salladı.

Önüme konan bir yığın evrak ve imzadan sonra onay çıkınca beklentiyle karşımdaki müşteri temsilcisinin gözlerine baktım.

"İki gün içerisinde kredinizi alabiliyorsunuz, Cemre Hanım." Başımdan aşağı kaynar sular dökülürken nefes alamadığımı hissettim, iki gün mü? Bu çok fazlaydı benim için.

Hızla adamın önündeki kâğıda "Daha erken almam mümkün değil mi?" yazdım. Adam okuduktan sonra olumsuz yönde başını sallarken "Maalesef, prosedür böyle," deyiverdi.

Ağır ağır başımı sallarken yapacak bir şey olmadığı için karşımdaki adama teşekkür edip elini sıktım. Bankadan yine ellerim bomboş ayrılırken bir kere daha kuzenim Ahmet'e küfrettim, eğer benim hesap kartlarım onda olmasa belki kendi kredi kartımdan bir miktar çekebilirdim ama sevgili(!) kuzenim sağ olsun limitlerinin hepsini doldurmuş, bir de oradan bana güzel bir borç bırakmıştı. İyi maaşlı bir iş eğer bulamazsam çok fena patlayacaktı bu borçlar bana ama neyse.

Ne yapacağımı sorgulayan beynimle adımlarımı bu sefer sahil yolundaki banklara yönlendirirken öylece banka oturdum kaldım, susamıştım, montum inceydi ve üşüyordum, üzerine sahilden esen sert rüzgâr saçlarımı uçuşturuyor, iki gün ne yapacağımı sorgulayan beynime eşlik ediyordu.

Karanlık şehrin üzerine çökene kadar oturup boş bakışlarla karşımdaki denizi izlemeye devam ettim. Yaşayanlar bilir, İstanbul'un geceleri bir başka güzeldir, şehrin boğucu kalabalığı çekilir gecenin üstünden, yalnızlığı bırakır ardında, gece eğlencelerini, romantik dansları, kimi zaman en derin sırları, kimi zamanda korkuyu.

LALHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin