"Yoksa birini göndermeyi mi unuttun Duru?" dedim kendi kendime. "Unutmuş olamaz dimi!"

"Unutmadı." kalın ve tanıdık ses tonu kulaklarıma iliştiğinde kaşlarımı çatarak arkamı döndüm. Şaşkın bakışlarla karşımda heybetli vücuduyla duran Sarpa baktım. "Senin burada ne işin var?"

"Şirkette bu saate kimse kalmadığı için Duru benden rica etmek zorunda kaldı." dedi sakin bir ses tonuyla. Aslında bana ilk defa bu kadar sakin bir ses tonuyla konuşuyordu.

"Ben babamdan beni almasını söylerdim." dedim hırçın bir ses tonuyla. "Senin, beni eve bırakmanı istemiyorum."

Tek kaşını kaldırdı ve alaycı bakışlarını üzerimde gezdirdi. "Neden?"

Sarpa doğru bir adım attım ve aramızda ki mesafeyi kapattım. Gözlerimi kısarak bakışlarımı parlak mavi gözlerinde gezdirdim. "Çünkü sana güvenmiyorum." dedim. "En son güvendiğimde kendimi bir otel odasında terk edilmiş bulmuştum."

Sarpın alaycı yüz ifadesi gitti ve yerine çenesi kasıldı. Bakışları sertleşti ve cüretkarlaştı.

"O gun çok geri de kalmadı mı?" dedi.

Daha da fazla yakınlaştıkça burnumu ona has olan erkeksi kokusu ilişiyordu. Koku tüm bedenimi uyuştursa ve beni sersemleştirse de dikkatimin dağılmasına bu sefer izin vermedim.

"Senin için geride kalmış olabilir ama benim için hala çok taze."

Aramızda geçen bakışma oldukça derindi. Sonu gelmeyen  uçurumdan farksızdı. Sanki gözlerimizin içinde kaybolmuş gibiydik.

Sarp bir anda kolumu kavradı ve beni çekiştirmeye başladı. "Yürü! Seni eve bırakacağım."

"Seninle hiç bir yere gelmeyeceğim." dedim. "Bırak beni."

Beni duymamazlıktan geldi. Çok fazla direnmek istesem de kolumu öyle sıkı tutuyordu ki ne kadar oynatırsam oynatayım kopacağını hissediyordum.

"Canım yanıyor, bırak kolumu."

Beni dinlemedi.

Sokakta park halinde duran siyah mercedesinin önüne geldiğimizde, ön kapıyı açtı ve resmen beni içeriye fırlattı.

Kapıyı sertçe kapattıktan sonra oda sürücü koltuğuna yerleşti.

Sarpın tuttuğu yeri ovalamaya başladım. Yarın moraracağından emindim. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Gözümden yaşlar akmaya başladı. "Canımı ne kadar çok yaktığının farkında mısın?"

Gözlerini ovaladığım bileğime kaydırdı. "Seni eve bırakmama izin verseydin böyle olmayacaktı." dedi sakin bir ses tonuyla.

Az önce ki halinden eser yoktu. Bir ejderha gibi ağzından alevler püskürten Sarp Tekinsoy bir an da yok olmuştu.

Gözlerimde ki yaşlar şiddetlendiğinde derin derin nefesler almaya başladım. Bileğim alevler içinde yanıyordu. O kadar kuvvet uygulamıştı ki.

Sarp elini bileğime doğru uzattığında ürkekçe geri çekildim. "Sakın, dokunayım deme."

"Bakmama izin ver Burçin." dedi ve tekrar uzandı ama ben tekrar kendimi geri çektim. "Bileğimin bu halde olmasının suçlusu sensin. Şimdi beni mi düşünüyorsun yoksa?"

"Burçin!" dedi uyarıcı bir ses tonuyla.

Tam ağzımı açacaktım ki midemin bir tuhaf olmasıyla sustum. Sanki konuşursam yediğim her şeyi çıkartacak gibiydim.

Sarpın endişeli gözlerle beni süzdüğünü gördüm. Benim için endişe etmesi ne tuhaftı ama.

Arabanın kapısını hızla açtım ve kendimi dışarıya attım.Sarpta hızla arabadan indi ve yanıma geldi. "Ben, kendimi iyi his-hissetmiyorum." dedim zar zor.

OLANAKSIZ  #wattys2019Read this story for FREE!