TURKISH - leylandus

4 3 0

3. UÇURUM by leylandus

"Kim olduğunu önemsemiyorum, eğer kalbimin müziğini başarılı bir şekilde çalarsan o zaman sana aşık olacağım."

-Dandelion


Günlerden cumaydı ve bu kainatı ayakta tutan tek şey aşktı. Çünkü aşk diğer şeylerin aksine hırsı sevmez, para istemezdi. Küçük bir sevgi kırıntısı bile onu beslemeye yeterdi. Aşkın gönlü tok, kalbi pekti.

İşte tam da o gün, sinsi bir bulut hapsetmişti şehrin her yanını. Yine de aşktan mahrum olan hayatımın en mutlu günlerinden birisiydi. Çünkü aylardır beklediğim an gelmiş, en yakın arkadaşım ve kardeşim evime, beni ziyarete gelmişti.

Yalnız yaşamak benim seçimimdi, fakat yalnızlığın içinde gizlenen bir zehir vardı. Ve bu zehir yavaş yavaş tüm vücuduma yayılıyordu. Yalnızlığım hem duygusal hem fiziksel boyuttaydı. Sırtımı yalnızlığıma yaslamıştım.

Her ne kadar eksik tarafımı koca bir boşlukla doldurmaya alışkın olsam da, bu bir haftalık zaman diliminde bile onların varlığı eksik tarafımı tamamlamıştı. Günler günleri arsızca kovalarken gidecekleri gün gelip kapımızı çalmıştı.

Kapımızın önünde beliren taksiye çatık kaşlarımla baktım. Dillendiremediğim sözler bir ur gibi büyüyordu boğazımda. "Gitmeyin!" demek istiyordum. "Size ihtiyacım var!" diye haykırmak istiyordum.

Yapamadım; yapamadığım onca şey gibi...

Üstüme çöken hüznün doğurduğu ensemdeki gerginliği hissedebiliyordum. Taksiye binip yol almaya başladığımızda avcumun içi gibi bildiğim İstanbul sokaklarını izlemeye koyuldum.

Kafamdaki düşünceler birbirini sabırsızca kovalarken gözüm bir anlığına dikiz aynasına takıldı. O bir saniyelik zaman diliminde tuhaf bir tedirginlik duygusu benliğime sarıldı. Dikiz aynasından bana doğru bakan taksicinin gözleri buğulu bir maviydi. Denizin en derin yerlerinden kopan bir mavi... Ve bakışları anlayamadığım bir şekilde, kızların gelişiyle içimdeki evin bir yerlerine saklanan, görünmeyen huzuru yerle bir etmeye yetmişti.

Yaklaşık on dakikalık bir mesafe gittikten sonra tren garının önünde durduk. Ücreti ödemek için elimi cüzdanıma attığım sırada kızlar çoktan taksiden inmiş, bagajdaki eşyalarını çıkarıyorlardı.

Taksici parayı vermek için uzattığım elimi tutup gergin bir yüzle gülümsedi. Uzun zamandır unuttuğu bir şeyi yapar gibiydi gülümsemesi. Tenlerimizin teması içimdeki boşluğu silik bir nokta kadar da olsa doldurdu.

Hissettiğim bu tuhaf duygunun korkusuyla gözlerimi araladığımda okyanus göz keskin bir hareketle önüne döndü. Para elimde kalmıştı. Ne olduğunu bile anlayamadığım kısa bir zaman diliminde gazı kökledi. Ani bir refleksle kapıyı açmak için uzandığım sırada okyanus göz benden önce davrandı ve direksiyonun yanında bulunan otomatik kilit düğmesine bastı. Bütün kapılar kilitlendi.

Sırtım arabanın hızının artmasının etkisiyle koltuğa yapışırken; kalbim kafesinden kurtulmaya meraklı hırçın bir kuş gibi çarpmaya başladı.

"Allah kahretsin!" diyen okyanus gözün sesi kalbimin melodisine eşlik etmeye başladı. Yay gibi gerilen kaşlarını dikiz aynasından görebiliyordum. Okyanus gözün yüzünde yakaladığım her kare beynimde şimşekler çakmasına sebep oluyordu. Zonklamaya başlayan başıma dayanılmaz bir ağrı saplandığında ağrıyan yerimin kalbim olduğunu fark ettim; buna anlam veremedim.

Valentine's Day Contest 2019 AnthologyRead this story for FREE!