Je suis desole.

2.6K 192 46
                                    

*hey ! Bu benim en sevdiğim kitaplarımdan :') o yüzden sürekli ve sürekli yazmak istiyorum. Thin gibi, bu kitabın da yeri apayrı. Ondan dolayı Thin karakterleri de arada bu kitapta olacak.

Ve unutmadan, November Town adlı bir listem var spotify'da. Buraya koyduğum müzikleri sevenler oraya bakabilir. 🧡

Bana fransızca dersi vermeyi kabul ettiği günden sonra onu bir iki kere belki görmüştüm.
Bir şekilde benden kaçmanın yolunu bulduğunu düşünerek neler olduğunu Noah'a sormuş, sonunda ise onun şehir dışında halletmesi gereken işleri olduğunu öğrenmiştim. Elbette, giderken bana da haber vermek gibi ince bir hareketi Jake'in yapmasını beklemek hataydı ancak bu aralar ben "hata" kelimesinin sözlük anlamıydım.

Sürekli hatalar yapıyordum ve Jake'e beslediğim aşkta bu hatalardan biriydi.

"Sonuç olarak," Bill yerinde gerildi. Sonu kötü bitecek bir konuşmanın beni beklediğini anladığım an, ben de onun gibi rahat bir pozisyon aldım.
"Bu zaten imkansız bir aşkmış. Arada aşılamayacak farklılıklar görmüyorum evet ama sen dışında kimse bu duvarları aşmaya çalışmıyor, Maisie. Görmüyor musun ?" Ellerimi çekip öne uzattı. "Bu duvarları aşmaya çalışırken senin canın yanıyor. Peki o ?"

"O duvarın hemen arkasında. Sana doğru çıkan yolda, tek bir tuğlaya bile basmış değil." Antheia onun cümlesini tamamladığında, Bill ellerimi boşluğa bıraktı ve yeniden geri çekildi. "İşte böyle boşlukta kalacaksın."

"Kendi yaşıtlarında birileriyle takılmayı denersen, bence bu imkansız aşkı aşabilirsin." Bu seferki dahiyane fikir, bacaklarını öne uzatmış, sandalyemde ileri geri sallanan Callum'dan çıkmıştı. Yüzünde sevgilisinin yanına yaklaştığı için kıskanıp dövdüğü adamın yumruk izini taşırken, imkansıza duyulan aşkın nasıl saçma olduğunu söyleyebilirdi ki ?

Kim bilir, belki de haklı oldukları noktalar çoğunluktaydı. Ancak, imkansıza duyulan aşk için çabalamak yüzyıllardır süregelen bir şeydi ve ne olursa olsun inkar etmek, aşk kavramına ihanetti.
Böylesine deli gibi aşıklarken, imkansızı reddedemezlerdi.

"Yaşıtlarımdan kastınız Dylan mı ?"

"Yani," Agusto öne atıldı. "Tabii seçenekler çeşitlilik gösterebilir ama elimizde şu an sadece Dylan var. Malum, korunaklı," -bunu söylerken ellerini garip bir şekilde vücudunda gezdirmişti. "Bir birey olduğun için-"

Koltukta duran yastıklardan birini alıp ona doğru fırlattım, çevik bir hareketle kaçmamış olsa muhtemelen yüzünün ortasına gelecek yastığı havada kaptı ve kahkaha attı.
Bill ise kollarını çoktan Antheia'nın ince vücuduna sarmış, benim beyaz koltuğumda kısa bir uykuya teslim olması adına onu ince ince sallamaya başlamıştı.

"Şansımı denerim." Diyebildim, onlara imrenerek bakarken.

*****

Dylan, sohbeti akıcı olan hoş bir çocuktu. Uzun uzadıya konuşurken arada dönüp bana bakıyor ve sıkılıp sıkılmadığımı yüzümden anlamaya çalışıyordu. Fakat tahminen on beş dakikadır konuşmasına rağmen, ortamdaki sessizliği kırdığı için ona minnettar şekilde bakan gözlerim hiçbir sıkıntı parçası barındırmıyordu. En azından, sessizliğin içinde benim için birkaç kelime bulabiliyor, diye düşünmüştüm.

Güneş neredeyse Elder tepesinde batmak üzereydi. Tüm gökyüzüne yayılmış olan kızıllık, eski arabamın kaputunda oturmuş bir şeyler anlatan Dylan'ın yüzüne hafiften vuruyordu. Her şey çok güzeldi, ah evet Dylan'da öyleydi.
Onda, yaşıtlarımızda olmayan bir olgunluk seziyor ve kendimi buna kaptırmadan edemiyordum. Çünkü daha gençtim, her ne kadar inkar etsemde ruhum artık sevilmemenin bıraktığı açlıkla yarışıyordu ve tüm bu kötü olan her şeye, Dylan iyi gelmeye başlamıştı.

"Sonra adamların gitmesine izin verdik. Bazen kavga etmek en iyi seçenek olmayabiliyor." Konuşması -sonunda- bittiğinde kocaman bir gülümsemeyi bana armağan etti. Ardından yeniden güneşin batmakta olduğu tarafa döndü ve manzarayı izlemek yerine gözlerini sıkıca yumdu. "Elder Tepesine neden aşıklar tepesi dendiğini biliyor musun ?"

Başka uzun bir konuşmanın geldiğini anlayarak oflamak yerine, "neden?" Diye sordum.

"Çünkü," ellerini ceketinin cebine soktu. "Elder yıllar önce sevdiği kadınla birlikte burada öldürülmüş. Kadının, yani Bayan Davies'in kocası kasabanın köklü yatırımcılarından biriymiş."

"Davies mi ?" Şaşkınlıkla sordum.

"Evet. Büyük büyükannem. Elder'a aşık olduğunda, kocası, yani büyükbüyükbabam bunu kendine yedirememiş. Çünkü yeni doğmuş bir çocukları varmış ve Kathryn, Elder'a göre oldukça güzel ve genç bir hanımefendiymiş."

Meraklı gözlerim daha da büyüdü. "Elder büyük bir adam mıymış ?"

Dylan daha fazlasını anlatmak istemezmiş gibi gerindi. Ağzından çıkan tek cümle, "öyleymiş." olduğunda ise daha fazla soru sormamam gerektiğini anlayarak kafamı manzaraya çevirdim.
Bu bir tesadüf değildi. Dylan'ın beni buraya getirme amacı aslında içinde olduğum durumu anladığını söylemek ve bana yardım etmeye çalışmaktı. Anlamıştım. Fakat dolmakta olan gözlerimi ona çevirerek haklı olduğunu söylemek içimden gelmiyordu.

Elini omzuma atarak birkaç kere sıvazladı. "O gün sizi mutfakta gördüm, Maisie. Aslında görmesem bile gözlerinde gezinip duran bu ateşten birine deli gibi aşık olduğunu anlardım."

"Çok mu belli oluyor ?" Alayla karışık sordum.

Dylan ise arabanın şöför kapısını çarken kocaman bir kahkahayla bana eşlik etti. "Biraz fazla belli diyebilirim. Ancak saklamak senin kârına olabilir."

Omzumu kaldırdım. Güneş tamamiyle Elder tepesini terketmişti ve şimdi sadece, gökyüzünü ele geçirmeye çalışan karanlığın o soğuk moru kalmıştı.
O yüzden çoktan motoru çalışmış beni bekleyen arabaya doğru yöneldim ve kapıyı açmadan önce etrafa son bir kez göz gezdirdim.

İşte, yine oradaydı.

Ellerini cebine sokmuş, yeni alındığını düşündüğüm arabasına yaslanmış beni izliyordu. Gözlerinde gezinip duran ateşin bu mesafeden dahi belli olduğunu gördüğümde, derin bir nefes alarak ona daha kararlılıkla baktım.
Benim gözlerimdeki ateş, ona karşı olan aşkımı gizleyemediğim içindi. Ancak o öfkeyle doluydu ve ben bunla savaşmayacaktım.

"Hadi arabaya gel, birazdan hava soğuyacak."

Dylan'ın sözünü dinleyerek arabaya bindim. Beni takip etmiş olmasını, hatta ve hatta beni kıskanmış dahi olabileceğini düşünmeyi bırakarak arkama yaslandım ve Dylan'ın arkadaşlığının keyfini çıkardım.

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin