1.BÖLÜM "KUVARS DEMİRHAN"

1.4M 29K 24.5K
                                    


Instagram: hikayelerindeyasar

Sessizlik, kendimi bildiğimden beri içimde taşıdığım koca bir buz kütlesi gibidir. Hiç erimez, hep benimledir. Hep üşürüm bu yüzden. Beni sadece hayatı boyunca üşümeye mahkûm olan insanlar anlar.

Dünyaya geleli yirmi iki yıldan biraz daha fazla oluyordu.  Bu yüzdendir ki sessizlik çocukluğumdan bu yana sığınmak zorunda kaldığım tek durağımdı benim. Lal ile mühürlenmişti dudaklarım. Ne yöne dönsem, ne zaman içimdekileri birilerinin yüzüne bağırmak istesem sessizlik beni kucaklardı sadece.

Konuşamamak...

Konuşabilen insanların en büyük nimeti olan dil, benim sahip olmayı umut ettiğim ama asla ulaşamadığım bir hazineydi.

Babam bu dünyadan çok erken göçmüştü, ben henüz ilkokula bile gitmiyorken... Kurduğum bu cümlenin, babasız olmanın ne demek olduğunu anlatmaya gücüm yetmiyordu maalesef.

Kısaca ben hayata gelmiş çok eksik bir kadınım... Adım Cemre, Cemre Erdem. Bu kadarım sadece, babamdan bana kalan tek şey, bana büyük bir özenle verdiği ismim ve onun mirası soyadım.

Cemre... Baharın gelişinin habercisi.  Ama ben aileme hiç bahar gibi gelmemişim, benim doğumumla artan masraflarım yüzünden daha çok çalışmak zorunda kalınca, öylece bir iş kazasında vefat etmiş babam...

Ne kadar üzücü bir insanın babasını n suretini bile hatırlayamıyor olması...

Babasızlık eksikliği beni hep diğer yaşıtlarıma göre noksan ve biraz geride yapmıştı ama çocukluğumda annemle konuşup babamı andığımız günler hep hafızamda bana dair güzel anılar olarak kalacaktı. Çünkü babam sadece annemin anılarında anlattığı kadar şekilleniyordu gözümün önünde.

Bıyıklı, orta boylu, sarışın, ela gözlü ve koyu Galatasaray'lı o adam... Babam...

Annem demişken o güzel kahverengi gözlerinin altında büyük bir hazineyi taşırdı. Güven veren gülümsemesi ve sıcaklığı, sığınabileceğim bir insanın varlığı ne büyük armağandı çocukluğumda. Babamın ölümünden sonra bana hem anne hem baba olmuş, ikisinin yerini de doldurmuştu. Başka hiçbir adamı hayatına almamış, sadece beni büyütmeye odaklanmıştı. Sadece babamı sevmişti... Ama o da çabuk ayrılmıştı benden. Vücudu aşkının olmadığı bu dünyaya ve evi geçindirebilmek için iki işi beraber yapmasına dayanamamıştı.  Ben henüz altı yaşımdayken annemi de rahim kanserinden kaybetmiştim. Ondan sonra dudaklarım bir daha kimseyle konuşmak istemezcesine mühürlenmişti. Ondan sonra dilsiz diye anılır olmuştum kendi coğrafyamda.

Dilsiz. Lal. Tutuk. Eksik... Bunlar bana ismimden de önce çocukluğumda söylenen hitap şekilleriydi hep.

Annemin aramızdan ayrılışından sonra amcam beni yanına almıştı. Bana annemden anı kalan, annemin diktiği ayıcığımla onların evine yerleştiğimde beni yeni bir hayatın beklediğini biliyordum. Yeni bir hayata başlama düşüncesi ilk defa bu kadar korkunçtu.  Annemin de toprağın altında olmasını beynim kabul etmek istemiyordu.

Annem ve babam hep yaşasın istiyordum. Haksızlıktı benim için, tüm çocukların anne ve babası vardı ama bana bu armağan yaratıcı tarafından verilmemişti.

Amcamın evi kendimi asla ait hissedemediğim bir yuvaydı benim için. Hayatın küçük bir kız için bu kadar zorlu olabileceğini tahmin etmemiştim. 

Maalesef,  amcamın eşi yengem bana anne eksikliğini hissettirmekten çok sessiz olduğum için her davranışımda şiddet uygulamaya başlamıştı. Altı yaşımdan on altı yaşıma kadar, on yıl boyunca psikolojik şiddet görmüş, lisede okul hayatım elimden alınmıştı.  Bir yerden sonra bu şiddete artık vücudum cevap vermeyince de amcam tarafından yatılı çalışmak için işlere gönderilmiştim, tabii yine kazancımı aileme vermek koşuluyla...

LALHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin