Bu Sefer Gitmek Yok!

494 21 3

Akşam olduğunda Blaine heyecanla evinde pencereye gidiyor, perdeyi aralayıp dışarı bakıyor sonra koltuğa geçip oturuyor, birkaç saniye sonra aynı hareketi tekrarlıyordu. Saat neredeyse 20.00 olmuştu ama Kurt hala ortalıkta yoktu. Blaine dün yaptığı dondurmalar için tabakları masaya hazırlamıştı. Blaine ve Rachel yiyecekleri ve ya sadece atıştırmalıkları kendileri yapmaya bayılıyordu. 
Rachel bugün Blaine’in zorlamasıyla dışarı çıkmayı kabul etti. Blaine ona nereye gideceğini dahi sormamıştı. Tabi Rachel aniden ikinci plana atılmasıyla biraz alınsa da arkadaşının heyecanı bunu hemen geçirmişti.

Sonunda kapı çaldığında Blaine hemen yerinden kalktı ve kapıya ilerleyip, kapının yanındaki aynadan kendine bakıp kapıyı açtı.
Kurt elleri cebinde, ona bakıyordu. Blaine heyecanını ona belli etmemeye çalışarak –ki bunda oldukça başarılıydı- derin bir nefes aldı ve kapının önünden çekilip Kurt’ün içeri girmesini bekledi.

İkisi de birkaç dakika sonra salondaki koltuklarda yan yana oturuyorlardı. Sabah ki konuşmanın devamının geleceği belliydi, devam etmek zorundalardı. En azından Blaine’in bazı şeyleri duymaya ihtiyacı vardı.

“Sabah konuştuğumuz konuya dönersek-“

“Evet, o konu” Kurt hızlıca konuşup Blaine’in sözünü kesti ve yavaşça nefes alıp ona baktı. Blaine sessizliğini koruma kararı alıp geriye yaslanıp ona döndü.

“Ben düzenli, içinde duygular olan ilişkiye çok uzun zamandır girmedim. Kendimi buna hazır hissetmiyordum. Aslında emin değilim hala sadece arkadaşlarım hazır olduğumu söylüyorlar, neyse”

“Ben senden çok bir şey istemiyorum. Sadece aramızda olanlara geçici bir şeymiş gözüyle bakma. Sevişmelerimize normal, tek gecelik bir seksmiş gibi bakma. Çünkü değil. Seninle öyle hissetmiyorum”

“Biliyorum. Biliyorum o konuda hatam büyük” kısa bir an susup devam etti “birine bağlandığım zaman genelde üzülen ben oluyorum” Blaine onun sorununu anlamış, biraz daha yaklaştı ona ve elini biraz tereddütle de olsa onun elinin üzerine koydu.

“Benden korkma. Ben seni üzmemek için her şeyi yaparım” Kurt birleşmiş olan ellerine baktı.

“Ama sende gittin” sesi masum bir çocuğun ki gibi çıkıyordu. Blaine yavaşça nefes aldı ve başını salladı o görmese bile.

“Biliyorum ama ben üzüldüm. Ben… bana karşı benim hissettiklerimi hissetmiyorsun ve bu beni üzdü” Kurt hızlıca başını kaldırıp ona baktı.

“Sana gelmemim sebebi, ilk geceden beri, senden gerçekten çok fazla hoşlanıyor olmam” Blaine kaşlarını kaldırıp ona bakarken, Kurt ise devam edip etmemekte kararsızdı ama susmaya karar verdi. Zaten birkaç saniye sonra Blaine boştaki elini kaldırıp saçlarının üzerinden geçirdi.

“Dondurma yer misin?” dedi suratındaki şapşal bir sırıtmayla. 

**

Kurt sırtını duvara yaslamış, ileride bir şeylerle uğraşan Blaine’i izliyordu. Blaine onun farkında değil, sadece önündeki çikolata sosunu düzgün bir şekilde dondurmanın üzerine dökmekle ilgileniyordu. Parmağına bulaşan çikolata sonunu dudaklarına götürdü ve yalayıp tekrar işine koyuldu. Blaine, Rachel’la dondurmayı yaparken ortaya çıkan küçük, komik kazaları anlatıyor, Kurt onu duyuyor ama söylenenleri anlamıyordu. Hipnoza girmiş bir şekilde sadece Blaine’in kımıldayan dudaklarına bakıyordu. Yerinde dikleşti ve Blaine’in yanına gidip sandalyelerden birine oturdu.

Blaine yarım saattir uğraştığı işini bitirip, süslenmiş bir dondurma tabağını Kurt’ün önüne itip iki kaşık çıkararak yemeye başladı.

Gona With The WindBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!