|| 26. Bölüm ||

636 68 57

   İyi okumalar!!

~•~  

   Deniyordum.

   Gerçekten, deniyordum.

   İçimde bir yerlerde her şeyin gerçekten iyi olacağına inancım vardı, hissedemesem bile bunu biliyordum. Onu oradan çekip çıkarmak için gerekli gücü bulamıyordum kendimde, duygularımın yoğunluğu bir bir üzerini örtüyor ve daha da ağırlaştırıyordu karanlığı. Bir kısır döngüye girmiştim birkaç hafta öncesinde, her sabah içime ufak bir umut doğuyor ve saatler ilerledikçe yavaş yavaş ışığı yitip gidiyordu.

   Geceleri daha da kötü oluyordum.

   Uyku ne demek unutacak dereceye gelmiştim, saatlerce yatakta yatıp öylece tavanı izliyor ve Levi'ı uyandırmamak adına sessizce ağlıyordum. Hıçkırıklarım şiddetle gelip dudaklarımda sadece acı dolu nefeslere dönüşüyorlar, boğazımdaki yumruyu daha da büyütüyorlardı. Gözyaşlarım o kadar çok akıyordu ki artık silmeyi bile denemiyordum, durmak bilmiyorlardı.

   Öylece ağlarken sabaha karşı bir ağırlık çöküyor ve kabuslarla dolu bir uykuya dalıyordum, her zamankinden daha da yorgun uyanıyordum.

   Yemek yiyememeye başlamıştım, midem beni hayatta tutacak her şeyi reddedip sadece açlıktan kendini sindirmeyi istiyordu resmen.

   Hiçbir şey yapasım gelmiyordu, bir zamanlar benim için hayati önem taşıyan o blog şimdi gitmiş, bomboş kalmıştı. Silmiştim. Eminim ki takipçilerin hepsi öldüğümü falan düşüneceklerdi, intihar ettiğimi büyük ihtimalle. Eğer... Levi olmasaydı, belki.

   Levi...

   Beni bir psikiyatriste götürmek istiyordu ama bunu istemiyordum, kimseye tekrar tekrar olanları anlatacak ve ruh halimi açıklamaya çalışacak halim yoktu. Ona bile anlatmıyordum ki, nasıl anlatacaktım başkasına?

   Girdiğim o kısır döngü paramparça olmuştu zaten, artık sabahları da iyi hissetmiyordum. Rüyada mı gerçekte mi olduğumu ayırt edemiyordum bazen, kocaman bir karanlığın ellerini bana uzattığını hissedip korktuğum çok zaman oluyordu. Kaçmıyordum.

   Olduğum yerde öylece oturup duruyordum. Levi'a sığınmıyordum.

   Sığınmak istemiyordum.

   Başında fazlasıyla dert varken üstelik...

   Geçenlerde bir akrabası gelmiş ve bir şirketle alakalı şeyler söylemişti, hararetli bir konuşmanın sonunda kavga etmişlerdi. Saatlerce tek başına oturmuş düşüncelere dalmıştı, evdeki atmosfer zaten fazlasıyla ağırken daha da beter bir duruma gelmişti.

   Sık sık telefon görüşmeleri yapıyordu, çalışma odasına kapanıyor ve bilgisayarın başında tüm gününü geçiriyordu, bazen ise gece geç geleceğini söyleyip gidiyordu. Ne arıyor ne soruyordu, mesajlarıma cevap vermiyordu.

   Bir süre sonra nereye gittiğini ve ne yaptığını sormayı bıraktım ben de. Sanki... Yavaş yavaş birbirimizden uzaklaşıyormuşuz gibi hissediyordum. Böyle hissetmemin kendime saçma olduğunu söylesem de öyleydi belli ki.

   Bunu bekliyordum. Benim gibi normal olmak nedir bilmeyen, sürekli bir sorunu olan birinden kim sıkılmazdı ki? Ben olsam kendimi gördüğümde kaçacak yer arardım, şu an bile öyleydim zaten. Düşüncelerimi ve hislerimi birine açmayı geçtim, kendime bile dürüst değildim.

   Kendimden kaçıyordum.

   Yalnızdım. Yalnız hissediyordum.

   Sabahları tek başıma uyanıyordum son günlerde.

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin