ah, Paris.

2.9K 182 91
                                    

Agusto son sandalyeyi de bahçeye taşıdığında, dönüp bir süre orayı seyrettim ve yaptıkları işle gurur duydum. -Elbetteki içimden.-
Dün, Jake'in sevgilisi bahçede bir davet vereceklerini, mümkünse ortada dolaşmamam gerektiğini söylemişti. Ah hayır, kesinlikle benim ne kadar hırsla dolu olduğumu göremiyordu.
Ancak bu gece, onlara aslında Maisie Paris Harlow'un kim olduğunu gösterecektim.

"Diğer çocuklar da birazdan burada olacaklar. Bunu yapmak istediğinden emin misin ?" Agusto başının arkasını kaşırken sordu. Yüzünde dolaşan kaygıyı ona bakmasam dahi sezebiliyordum fakat durmak gibi bir niyetim olmadığını bilmeliydi.

"Eminim."

•••••

Onların masası çoktan dolmaya başlamıştı. Bizim masamızda ise Agusto, Callum ve en yakın arkadaşlarımdan biri olan Ida vardı. Agusto, bu gece benim yalnız kalmamam için Dylan adında bir arkadaşını davet etmişti. Ancak yemeğin başlamasının üzerinden yarım saat geçmesine rağmen çocuk ortalarda yoktu.
O sırada, çocukların sohbetine dahil olabilmek adına kafamı kaldırdım, Jake ağaçlara asılan küçük lambaların gözlerinde bıraktığı yansımalarla beni izliyordu. Cam gibi olan gözleri ışıktan mı bilinmez, gökyüzünün karanlığını almıştı ve bakışları başıma dayanmış bir namlu misaliydi.

Gözlerimi ondan ayırınca, boğazımı temizledim. "Neden daha önce böyle bir şey yapmadık ki ?"

"Her zaman ders çalıştığın için olabilir." Ida cevapladı. Onun konuşmaya başlamasıyla birlikte açılan arkabahçe kapımdan içeri bir doksan boylarında, sarışın ve masmavi gözleri olan bir çocuk bahçeye, bizim yanımıza kadar süzüldü. Sanki çölde görülen bir serap gibiydi.
Yapılı olmamasına rağmen giydiği siyah gömlek üzerinden fırlayacakmışcasına duruyordu. Siyah pantolonunun altına yine aynı renkte deri botlar giymişti ve eminimki buradan önce bir defileye katılmıştı.

Jake'in aksine sıkıcı gömlekler giymiyor, diye düşündüm.

"Dylan !" Agusto elini kaldırarak masaya gelmesini işaret etti. "Hiç gelmeyeceğini düşünmüştük."

"Bilirsin dostum, davetleri kaçırmam," Jake'in gözlerine karşın daha koyu olan mavileri beni buldu.-Neden onu sürekli Jake ile karşılaştırıyordum ?- "Özellikle daveti böyle güzel bir hanımefendi veriyorsa."

İki adımda yanıma ulaştı, masanın üzerinde duran elimi sıkıca kavradı ve ince dudaklarını üzerine kapaklayıp, sulu bir öpücük armağan etti. Ancak benim bakışlarım onun dudaklarının indiği elimden çok, karşı masadan hızla kalkan Jake'e kaymıştı. Sevgili onu durdurmaya çalışmıştı ancak bir süre sonra Jake kolunu hızla çekmiş, kızın sandalyede kısa süreliğine sarsılmasına neden olmuştu.
Hızla, "Sana bir servis açayım," diyerek masamdan kalktım. Kalbim sanki bedenimin içerisinde bulunan bir insan tarafından eziliyor gibiydi. Ellerim, onun beni kıskanmış olabileceği düşüncesiyle yanımda titrerken, çocuğun öptüğü elimi hızla elbiseme sildim.

Kendime itiraf edemediğim o kadar çok şey varken bir de başıma Jake belasını almıştım. Ona karşı ne hissettiğimi bilmiyordum. Daha doğrusu, hissettiğim şeyin hırsımdan mı kaynaklandığını çözemiyordum ve böyle devam ederse, kafayı yiyecektim.

Düşüncelerimin arasında bir el ağzımı kavradığında, atmaya çalıştığım çığlık yarım kaldı. Bedenimi sert kollarıyla saran kişi, hızlı nefes alışverişlerini kulağımın hemen dibinde yapıyordu ve bu benimde nefesimin hızlanmasına neden olmuştu. Birkaç kere ondan kurtulmak adına çırpındım ama benim gücüm onun kaslı kollarının yanında bir hiçti.
"Şş, sakin ol, benim." Jake'in sesini duyduğum an bacaklarımı debelenmek için kullanmayı bırakarak hemen onun bacaklarının yanına indirdim ve az önce hızla aldığım nefesleri o elini ağzımdan çektiğinde toparlamaya çalıştım. Kalbimin çarpmasının nedeni az önceki çırpınmalar değildi.

Jake'in bedeni bana bitişikti ve vücudundan yayılan sıcaklığı hissedebiliyordum.

"Bu yaptığın-"

Kulağımın yanına sinirle hırladı. "İzin verme. O çok basit biri, Maisie."

"Bunu sen mi söylüyorsun ?" Ona doğru dönmek istiyordum. Bağırmak, çağırmak, sonunda karnına bir tekme atmak ve yeni aşklara yelken açmak falan. Fakat boynumu bir el misali okşuyan nefesinden uzaklaşmak, bacaklarının bacaklarımı çekilir çekilmez bir boşluğa bırakacağını bilmek bunlara engel oluyordu.
"Ben senin hiçbir şeyin değilim, Jake. O kızın bana nasıl baktığını görebiliyor musun ? Hepsi senin yüzünden !"

Çenemi kavrayarak başımı nazikçe arkaya çekti ve düzeltmeye çalıştığı nefesleri arasında saçlarımı birkaç kere öptü. Diğer eli ise elbisemin altında dokunuşlarıyla yanan bacağımın üzerindeydi. "Paris."

"Ah, Jake."

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin