je te veux.

2.9K 192 94
                                    

Ben koltuta uyuyakalınca, gitmişti.
O yüzden üzerime örttüğü battaniyeye sıkıca sarılarak, hala odada gezinen kokusunu içime çektim ve beynimde dolaşıp duran onlarca soruya cevap bulmaya çalıştım.

Ona karşı hissettiğim şeyler neydi ? Evet, bugüne kadar aşkın evrensel olmadığını, bazı semptomlarının benzerlik gösterebileceğini biliyordum. Mesela annem ilk aşık olduğu an, ayaklarının yerden kesildiğini, sanki bir başka evrene geçiş yapmış gibi hissettiğini söylemişti. Ancak ben öyle hissetmiyordum. Jake'in narin dokunuşlarının etkisi hala üzerimde ağırlığını korurken, ikimizin bir tablo olduğunu düşünüyordum.

The Kiss. Gustav Klimt.

Kadının narinliğine karşın, adamın tasviri bir o kadar sert ve maskülendi. Sanki adamın aşkına teslim olmuşcasına başını eğen kadın gözleri kapalıyken onun öpücüğünü, elini narin bir şekilde kavrayarak karşılıyordu.

Yeniden Jake'i düşündüm -bu, bugün içerisinde bir milyonuncu kere oluyordu-.Ne zaman onun sert gözlerine bakacak olsam, kendimi her zaman görmek istediğim kişiymişim gibi hissettiriyordu. Güçlü ve narin. Ne yaparsa yapsın beni sarsılmaz bir güçte görmesi hoşuma gidiyordu ve onun bu olgunluğuna kapılmaktan kendimi alıkoyamıyordum.

O yüzden, ondan ayrı geçen saniyelerinin telafisini yapabilmek adına, Antheia'nın getirdiği pastaları alarak dışarı çıktım. Adımlarım hasta olduğum için midir bilinmez, sürekli geri geri gidiyordu. Evet, oraya ulaşmak istiyordum ama sırtımı dahi titreten bu his bana garip hissettiriyordu. Yine de vazgeçmeden evinin önüne geldiğimde üç kere zile bastım.

Bu bizim 'gelen benim' deme şeklimizdi.

Kapıyı, bir altmış boylarında, esmer bir kadın açtığında birkaç adım geri çekildim ve kısa süreliğine onu izledim. Noah'ın sevgilisi olmadığını biliyordum. Çünkü o daha ince ve daha uzundu. Ne zaman buraya gelecek olsa yüksek topuklularını arabasının bagajına koyuyor, böylelikle boyunu Noah ile eşitlemeye çalışıyordu. Karşımda duran kadının aksine onu çok iyi tanıyordum.

"Merhaba ?" Kibirli bir tavırla konuştuğunu sezdim.

"Ben-"

Jake, saçlarını beyaz bir havluyla kurulama işini yarıda kestiğinde uzun adımlarla kapıya ulaştı ve kadınla benim aramdaki boşlukta durdu. Şaşkın bakışlarını ilk önce benim elimde duran pasta tabağına, ardından da onun kadar şaşkın olan gözlerime çevirdi. O an, tüm şaşkınlığını yitirmişti ve tek gördüğüm, sinirden neredeyse griye dönen mavileri oldu.
"Bir sorun mu var, Maisie ?"

"Ben- ben pasta getirmiştim. Rahatsız etmek," soluklandım. Buraya gelirken ne düşünmüştüm ki ? O benim takılabileceğim türden biri değildi ve çoktan kendisine göre birini bulmuştu. Kim bilir, belki de kadını dün benimle aldatmaya kalkmıştı ancak ona karşı olan sevgisi ağır basmıştı. Duştan çıkmış, yarı çıplak bir şekilde onun yanında dikilmesini başka bir şekilde açıklayamıyordum. "Rahatsız etmek istemezdim."

"O da kim ?" Kadın gözlerini benden alarak Jake'e çevirdi.

"Öğrencim."

Öğrencim mi ? Ne zamandır onun öğrencisiydim ?
Beni kucaklayıp mutfağa götürürken mi ? Ah evet, kesinlikle erkeklerin hepsinden nefret ediyordum.
Daha fazla bu manzaraya katlanamayacağımı anladığımda, dolan gözlerimi görüp görmemelerini önemsemeden pastayı onların eline sıkıştırdım ve afiyet olsun dedikten sonra hızla kendi bahçeme geçtim. Sırtım, üzerimde duran beyaz tişörtte iz bırakacak kadar terlemişti. Ellerim hemen yanımda dururken zangır zangır titriyor, dudaklarımda bir ağlama krizinin geleceğini belli ederek onlara eşlik ediyordu.
Az önce, bana aşık olduğunu düşündüğüm birinin karşısında boş bir kola kutusu misali ezilmiştim. Ve bir köşeye atılmadan önce kaçmış olsamda, ben gittikten sonra benimle ne kadar dalga geçtiklerini hayal edebiliyordum.

Öğrencim bana aşık olmuş. Ergenler işte.

Mutfağın uzun yemek masasında ağladığımı yeni fark edince, yanaklarımı hızla temizledim ve batmaya hazırlanan güneşe bakmak için kafamı dışarı uzattım. Fakat bakışlarım, az önceki yarı çıplak görüntüsünün aksine, bir gömlek bir kot pantolonla beni izleyen Jake'i buldu. Parmak boğumları elinde tuttuğu viski bardağını sıkı sıkıya kavradığı için beyazlamıştı, biri onu elinden almazsa paramparça olacak diye düşündüm.
Sonra onu düşünmenin ne kadar saçma olduğunu fark ettim ve eve girmeden önce ona öldürücü bir bakış atmak adına döndüğümde, çoktan bardağın parçalara ayrıldığını gördüm.

Kadın ile nereden geldiğini anlamadığım Noah onun ellerini temizlemeye çalışırken bir şeyler söylüyordu. Sadece dudaklarını oynatarak. "Ağlama. Lütfen ağlama, Paris."

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin