5

399 6 2




Merak ediyordu ve bu tecessüs ona hissettiriyordu ki, Şinasi, şu birkaç gün süren ayrılık içinde, meçhullere bürünmüş ve şahsiyetini saran esrar içinde yenilmiş ve değişmişti. Âdeta Macit, Neriman için yedi senelik bir arkadaş ve Şinasi bir iki ay evvel tanıdığı yabancı bir insandı.

Evvelce Şinasi ile aralarında birçok dargınlıklar olmuştu; fakat bunların hepsi, kuvvetli bir sevginin mübalâğası içinde, tesirleri bir an artan ve sonra azalan küçük hâdiseler yüzündendi, hiçbirinde bugünkü kadar ciddî bir sebep yoktu. O halde bu ihtilâfın öteki kadar kolayca hallolunabileceğini ümit etmemek lâzım geliyordu.

Neriman: "Bu sefer güç!" diye mırıldandı ve muhakemelerinin verdiği bu netice onda, Şinasi'yi tekrar kazanmak için kuvvetli bir arzu uyandırdı. Bu sefer deminki gibi yalnız merakla da değil, Şinasi ile yaşadığı eski saadet günlerini iade etmek arzusuyla da onu görmek istiyordu. Zaafı meydana çıkmıştı. Artık anlıyordu ki Şinasi'yi göreceği gelmişti.

İzzeti nefsinin bir tazyikiyle, bu zaafını aşktan başka şeylere, itiyada ve dostluğa atfetmek istiyordu: "Yedi sene, yedi sene bu, az mı? İnsan üç günde nasıl unutur? Alıştık birbirimize" diyordu.

Sonra hatırına Macit geliyor ve kendini birdenbire kuvvetli hissederek Şinasi'yi bir daha görmeye karar verecek kadar aleyhinde düşünmeye başlıyordu.

Öğleden sonra evden çıktı. Babası, Şinasi'yi görmesini ve çağırmasını bir kere daha tembih etmişti.

O gün, Şinasi'yi görebileceği saate kadar Darülelhan'da sıkıntılı anlar geçirdi. Arkadaşlarıyla konuşmuyor ve dalgın duruyordu. Şinasi'ye karşı nasıl hareket edeceğini bilmediği için kendini bin temayülün cereyanına bırakmıştı ve bunun için, muhayyilesinde uyanan birçok muhtemel vaziyetleri tahayyül etmekle kalarak hiçbir şeye karar vermiyor ve dalgın gözlerle kendi içini seyrediyordu.

Koridorlarda gezerken Şinasi'yle karşılaşmak ihtimalini düşünerek dalgın bulunmamak istiyor, etrafına dikkatle bakıyordu.

Nihayet, onu müdüriyet kapısı önünde, muallimlerden birisiyle konuşurken gördü ve biraz yaklaşarak durdu, ona kendini gösterdi.

Şinasi arada bir Neriman'a bakıyor, fakat mükâ-leme esnasındaki ciddî gözlerinde hiçbir şey değişmiyordu.

Neriman daha fazla bekleyemeyeceğini hissetti. Ya uzaklaşmak, yahut muallimin vücuduna ehemmiyet vermeden Şinasi'ye doğru yürümek istiyordu. Kararsızlıkla hafifçe sallandı.

Ve nihayet, Şinasi'ye doğru yürüdü.

Şinasi onun geldiğini yan gözleriyle gördüğü halde vaziyetini değiştirmiyor, hararetli bir şeyler söyleyen muallimi dinliyordu. Neriman, kendisine ait bir şey ebediyen elinden çıkmak üzere imiş gibi, şiddetle tezahür eden bir temellük hırsıyla Şinasi'ye atıldı, birdenbire kolunu tuttu, sarstı, sinirli ve tiz bir sesle:

- Azıcık seninle görüşmek istiyorum, dersten çıkınca beni bekle! dedi ve uzaklaştı.

Arka taraftan Neriman'ın geldiğini görmeyen muallim, hararetli sözlerini birdenbire yarıda bırakan bu hadiseye evvelâ çok şaştı; sonra bu gibi vaziyetleri doğuran sebeplere intikal edince, Şinasi'ye bakarak gülümsedi.

Şinasi gene hiç kıpırdamamıştı, gene aynı ciddiyetle:

- Evet, dedi, devam ediniz! Fakat sesi o kadar titremişti ki.

Müdür odasının kapısında buluştular. Mektepten çıktılar ve birbirlerinden başka hiçbir şeye karşı tecessüs duymadıkları hararetli aşk günlerinde olduğu gibi hep arka sokaklara saparak, nereye gittiklerini bilmeden, hedefsiz yürüdüler.

Fatih HarbiyeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin