2

924 18 3



Belki sekiz on defa çaldı. Hafif bir sesle okuyarak refakat ediyordu. Yemekten sonra dışarı çıktı ve Neriman'ın evine gitti.

Kapıyı açan Gülter, Şinasi içeri girdikten sonra bile, hâlâ başını uzatıp dışarıya bakıyor, gülüyordu. Sonra birdenbire, hayretle sordu:

- Küçük hanım sizinle beraber değil mi?

- Hayır. Daha gelmedi mi?

- Yoo?.. Ben şaka için dışarıda saklandı zannettim.

Şinasi yabancı bir yerde imiş gibi etrafına bakındı ve mırıldandı: "Saat on buçuk!"

- Beyefendi de merakta. Yemeğini yedi o. Neredeyse yatar, fakat siz buyurun!

Şinasi, kömür tozu ve küf kokan bir taşlıkta, hiç kımıldanmadan duruyordu.

Derunî asayişini temine çalışan Şinasi'nin muaşerete ait bir tereddüt geçirdiğini zanneden Gülter tekrar etti:

"- Buyurun! Buyurun!"

Şinasi kımıldamıyordu. Titremeye başladı. Gülter bu duruşun mânasını anlayınca, Şinasi'yi harekete getirmek için birkaç adım yürüdü ve sessiz bir telkinle onu da çektikten sonra:

- Buyurun siz, dedi, küçük hanım da neredeyse gelir.

Elindeki idare lambasıyla arada bir durarak Şinasi'nin yolunu aydınlatıyordu.

Her basamağı gıcırdayan tahta merdivenleri ağır ağır çıktılar.

Yukarı sofada, bir oda kapısının eşiğinde, Neriman'ın babası Faiz Bey, bir elinde kitap, öbür elinde gözlükle duruyor, merdivenlerden çıkanlara bakıyor, Şinasi'ye aşinalık etmeden bir şey arar gibi görünüyordu.

- Yalnız mısın oğlum? diye sordu ve Neriman'ın beraber olmadığını anlayınca mırıldandı: "Çok şey!"

Sonra Faiz Bey'le beraber odaya girdiler.

Neriman'ın babası odanın ortasında durdu, biraz düşündü. Sonra ağır ağır yürüyerek, odanın köşesindeki minderde her zamanki yerine oturdu, hafifçe titreyen eliyle kitabını ve gözlüğünü yanı başındaki masanın üstüne bıraktı ve önüne eğilmiş başını hiç oynatmayarak en ciddî zamanlarına mahsus bir bakışla yalnız gözlerini Şinasi'ye doğru kaldırdı ve onun hâlâ ayakta durduğunu görünce, böyle zamanlarda merasim olmayacağını ima eden sitemli bir sesle:

- Otursana, Şinasi Bey! dedi.

Şinasi masanın başındaki sandalyeye ilişti.

Faiz Bey'in başı hâlâ kımıldamıyor, fakat titreyerek hafifçe sallanıyordu.

Nihayet ağır ağır başını kaldırdı ve bir şey söylemesini ister gibi Şinasi'nin yüzüne baktı.

Şinasi sordu:

- Bu kadar geç kaldığı olmamıştır, değil mi?

- Biliyorsun ya, geçen ay, bir kere daha geç gelmişti. Hatta gece yarısından sonra... Fakat o zaman evvelden haber vermiştiniz, sen de beraberdin.

Bu son cümleyi söylerken, Faiz Bey'in sesinde, kızının hayatına dair bir babadan daha çok şeyler bilmesi lazım gelen gencin sualine karşı itimatsızlık ve hayret vardı.

Şinasi bunu hissetti. Fakat aldatmak zevkiyle karışık bir merhametle Faiz Bey'e gündüz ki hadiseden bahsetmemeye karar verdi.

- Bu akşam, dedi, Darülelhan'dan beraber çıktık. O Fahriyelere gitti. Ben ayrıldım. Galiba biraz saz yapacaklar. Demek Fahriye onu gece de alıkoydu.

Fatih HarbiyeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin