8 - "Boşluk"

63.8K 3.1K 400
                                    

Bölümün soundtrack'ı Christina Perri - Jar Of Hearts. Multimediada bulabilirsiniz :D

Ne kadar süredir o pozisyondaydım, hiçbir fikrim yoktu.

Sırtımdaki acı artık kendini hafif bir sızıya bırakmış fakat bu sefer de kirli beton yerin soğukluğu içime işlemişti. Donuyordum. Parmaklarım, bacaklarım, kollarımdan ziyade ruhum donuyordu. Aklıma sevdiğim bir şarkının sözünü getirmişti bu soğukluk.

You’re gonna catch a cold, from the ice inside your soul.

Ruhumdaki buzlardan dolayı soğuğu kapıyordum son hızla. İçimdeki boşluğu soğuk doldurmaya başlıyordu. Uçsuz bucaksız, sonu olmayan bir soğuk.

Önce beni oradan kaldırmaya çalışmış fakat çabaları sonuçsuz kaldığı için kendini Murat Ayrak’a vermiş Güneş’i izliyordum bilmediğim bir süredir. İlk önce adamın çevresinde birinin ona zarar verdiğine dair tüm kanıtları kaldırmış, sonra da nereden bulduğunu bilmediğim bir bıçakla adamın zedelenmiş bileklerine kesikler atmıştı. Bunu yapmak için kullandığı bıçağı ise adamın eline tutuşturmuştu. Ne yapmaya çalıştığını biliyordum. İntihar süsü vermeye çalışıyordu.

Zekiceydi. Kimse birinden şüphelenmeyecek, ama diğer adamlar bunun nedenini bileceklerdi. Sıranın kendilerine geleceğini bildikleri gibi.

Murat Ayrak’ın cesedine kilitledim gözlerimi. Soğuk yakıyordu.

Hissettiğim tek şey boşluktu, hissizlikti. İçimde kıpırdanan hiçbir duygu yoktu. Ne dün çağlayan öfkem, ne gece patlayan neşem, ne içimdeki o vahşi arzu, hepsi gitmişti. Onlar da terk etmişti beni. Yapayalnızdım. Ayaz, son çıkışından sonra yoktu, hiç gelmemişti.

Sanki hiç hayatıma girmemiş gibiydi.

İçimde bir yerlerde şiddetli bir ağlama isteği yükseldi. Benim suçumdu, biliyordum. Hayatımda Ayaz kadar masum birini tanıma fırsatı yakalayamamıştım hiç çünkü. Onu kirletmek için elimden geleni yapmıştım bu kısacık zamanda. Beni istememesi normaldi, temasımı istememesi.

Ayaz’ın neden dokunuşlarımı istemediğini elbette biliyordum. Ben kirliydim. Adı bile ağza alınmayacak kadar aşağılık adamlar dokunmuştu bana. Sesim kirliydi.. Attığım çığlıklar, fırça darbesinin tuvali kirlettiği hızla kirletmişti sesimi. Ruhum kirliydi. Kalbim kirliydi. Bu kirli halimle Ayaz’ı istediğim için kirliydim.

Ve hiçbir sabun ve hiçbir su, bu kiri benim ruhumdan silip atmaya yetmezdi. Hiçbir çamaşır suyu bu kiri çıkaracak kadar kuvvetli değildi.

Boş bakışlarım, önümde endişe ile dikilen Güneş’i bulurken bir süre sonra onun elinin alnımda gezindiğini fark ettim. Tepki veremiyordum. İçimden gelmiyordu. Hiçbir hücrem tepki vermek için harekete geçmiyordu. Bakıyordum sadece. Bomboş, hissiz, tepkisiz bakıyordum. Ayaz gibi hissettim kendimi, Ayaz’ın hissettiği gibi.

“Kedicik buradan kalkmaya ne dersin? Buz gibi olmuşsun haydi gel. Burada daha fazla oturma istersen.”

Eli ile kolumu kavrayıp kaldırmak istediğinde tepki vermedim. Dudaklarım düz bir çizgi halindeydi, bomboştum. İçim bomboştu. Kendimi boş bir kabuk gibi hissediyordum. Günler önce Ayaz’ı benzettiğim gibi bir kuklaydım ve şimdi oynatıcımı kaybetmiştim. İplerim kopmuştu.

“Kedicik? Destan? Hadi güzelim gel kalk buradan. Bak lütfen hasta olacaksın, donuyorsun.”

Hiçbir tepki vermez ve yerimden kalkmazken boş bakışlarımı Güneş’e çevirdim. Gözlerime bakan Güneş hafiften irkilircesine bir adım geriledi. Bana neler olduğunu çözmeye çalışırcasına bakıyordu. Uğraşması saçmaydı, biliyordum, hep biliyordum.

RuhsuzHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin