reste ce soir, jake.

11.1K 292 96
                                    


Bu kitap sleepintheatlantis 'e ithafen yazılmıştır.

Parachute Bistro'un bulunduğu sokağa döndüğümüzde, Olivia ince parmaklarının arasında salınıp duran sigarayı yere attı ve denk geldiği sağ topuğunun altında acımasızca ezdi.
Yirmi yaşına bastığı günden beri deli gibi sigara içtiğini biliyordum ancak onun aksine Cecilia ve Ida kendilerini bira ve benzeri alkol çeşitlerine vermişlerdi. Böyle izbe bir kasabada yaşıyorsanız, zevkleriniz sigara ve alkolden öteye pek geçemiyordu.

"Bay Khan'ın kız öğrencilerin bacaklarına nasıl dikkatle baktığını gördüm." Olivia ağzına attığı sakızı çiğnerken söyledi.

Esen rüzgarın yeni taradığım saçlarımı yalamasına izin vermemek için kabanımı biraz daha kafama kaldırdım ve kendimi arkadaş grubumun en arkasına doğru çektim. "November Town üniversitesinde okumanın dezavantajları. Eminim ki Bay Khan son yirmi yıldır bizden başka hiçbir kızı bu denli yakından görmemiştir."

On kişiden oluşan arkadaş grubum kahkahalarıyla caddeyi doldurmaya devam ederken, Parachute Bistro'nun eskimekten yer yer dökülen beyaz kapısını sonuna dek açtım, kızların girmesini bekledikten hemen sonra kendimide sıcak hava dalgasının kollarına teslim ettim. Sanki, saatlerce bir buz kütlesinin üstünede yatıyormuşum gibi hissetmiştim ve bedenime aniden dokunan sıcak eller beni memniyetle gülümsetmişti.

Dawn, düşüncelerimi yarıda kesmek adına omzuma dokundu. "Her zaman oturduğumuz yere başkaları konmuş. Ne dersin, garsonu etkileyip onları ordan kaldırtayım mı ?"

"Saçmalama, Dawn. Koskoca bistroda başka bir yer yok mu ?"

Dawn sözlerim üzerine bıkkınla omuz silkti. Hemen kapının önüne konuşlandırılmış başka bir masaya yöneldi ve elinde duran fransız edebiyatı kitaplarını bırakıp, bir sefer daha ofladı. Camın önündeki masayı istemelerinin sebebinin erkeklerin kaldığı yurdu daha iyi görebilmek adına olduğunu biliyordum ama kasabamız küçük olmasına karşın her ay fazla misafir alıyordu ve Parachute kasabada bulunan nadir güzel yerlerden biriydi.

"Bunlarda kim ?" Bu sefer soran Cecilia oldu. Sorunun bizden çok masaya menüleri dağıtmakla meşgul olan garson Andrea'a geldiğini bildiğimden hiç oralı olmadan, kendimi ısıtma işine devam ettim.

"Bay Gyllenhaal ve Bay Quinn. Şehirden gelmişler."

"Neden ki ?"

"Kafalarını dinlemek istiyorlarmış. Bay Quinn gazeteci olduğu için geçen ay bacağından vurulmuş ve sanırım belalı adamlardan saklanması falan gerekiyor."

"Belalı adamları severim." Ida cevapladığında tüm masa yeniden kahkaha attı.

Ancak benim ilgimi, bacağında hala bir sargıyla dolaşan ve başı kötü adamlarla belada olan Bay Quinn'den çok, kirli sakallarının çevrelediği yüzünde hiçbir ifade taşımadan bana bakan Bay Gyllenhaal çekmişti. Sanki onun bakışları belayı davet ediyor gibiydi.

"Yanındaki adam," masadan gitmek için hazırlanan Andrea'a baktım, "o ne iş yapıyormuş ?"

"Eski fransız edebiyatı öğretmeni... Senin fransız edebiyatın berbattı değil mi ? Belki sana yardımcı olabilir."

Bana yardımcı olup olamayacağını bilmiyordum. Doğrusu, berbat geçen fransız edebiyatı derslerime hiçkimsenin bir yararı dokunamazdı. Ancak, klişeleşmiş hayatıma getirebileceği heyecan dolu dakikaları düşünürken bacaklarımın titremeye başladığını hissediyordum.

"Çok güzel olacağına eminim."

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin