Bölüm8~

1.7K 126 1

Tao'ya sorarsanız akşam yattıklarında yatakta birbirlerine uzaktılar.
Ama şimdi devin kolları güvende tutmak istercesine vücudunu sarmıştı.
Tao hayatı boyunca ilk defa huzurlu bir şekilde uyumuştu.
Tabi alt tarafta biryerler yüzünden biraz zorluk çektiğini itiraf etmesi gerekiyordu.
Kris'in suratının her tarafını izlerken elini yanağına koydu.
Kris kedi gibi yanağını eline sürtünce Tao kıkırdadı.
Kris ağır ağır gözlerini açtı.
Ve tam o an hayatı boyunca sabahları hep böyle uyanmayı diledi.
Melodik bir kıkırdamayla.

"Kahvaltı yapmalıyız Kris."

Kris mırıldanıp kafasını Tao'nun göğsüne gömdü.
Bu çocuk onun Piskopat hallerini görse inanırmıydı acaba?
Onun yanındayken peluş ayılara dönüyordu çünkü.

"Kalk hazırlan o halde.Çünkü bugün hep dışarıda olacağız."

"Huh.Neden?"

"Hiç dışarı çıkmadığını duydum."

Tao'nün gözleri yine hüzünlenince Kris ellerini saçlarında gezdirdi.

"Merak etme Tao'yah.Tüm kötü anlarını güzel olanlarla değiştireceğim."

İki saat sonra dışarı çıkmış,bir kahvaltıcıda durmuşlardı.
Sanki herzaman böyle yapıyorlarmışcasına kahvaltı yaparken birbirlerini tanıyorlardı.
Kris adamlarına bugün yanına gelmemelerini tembihlemişti.
Tao'ya mafyanın oğlu olduğunu söyleyemezdi değil mi?
Bu onu korkuturdu.
Kris yeni yeni tanıdığı bu çocuğu kaybederse,içten içe çökeceğini hissediyordu.

"En sevdiğin hayvan türü?"

"İguana."

"Ha?"

Tao kahkaha atarken Kris ona hala mal mal bakıyordu.

"Peki senin en sevdiğin hayvan?"

"Panda."

Tao kıpkırmızı olurken şimdi Kris kahkaha atıyordu.

"Tamam öhöm.En sevdiğin şarkı."

"Beni benden alırsan seni sana bırakmam."

"Yahh!!"

Bütün gün el ele başkalarının bakışlarını umursamadan dolaştılar.
Kris'İn pamuk şekere bayıldığını söylemiyorum bile.
Mahalleye yaklaştıklarında Tao içinin huzursuzlandığını hissetti.
Sanki kötü birşey olacakmış gibi.
Kris bir mağazayı gösterdi"Hemen birşey alıp geleceğim."

"Beni bırakmasan olmaz mı?"
"Merak etme 5 dakika sürmez."

Tao orada beklerken içindeki kötü his kuvvetlendi.
Daha sonra bir anda babasının arabaları etrafını sardı.
kaçacak yeri yoktu.
Hem ne zaman olmuştu ki?
Kris'i bırakmak istemiyordu.
Onun yanında kalmak istiyordu.

Bölüm amiri olan uzun ,siyah saçlı adam Tao'nun kolunu kavradı.
"Gidelim küçük bey."

Tao debelenmenin bir işe yaramayacağını bilsede son kez "Kris!"diye bağırdı.
Adam onu arabaya sokana kadar Kris'e seslenmeye devam etti.
Genç adam korkuyla mağazadan çıktığında arabalar çoktan orayı terk ediyordu.
Kris elindeki aşk bilekliğini sıktı.
"Seni geri alacağım Tao."

----

Huzursuzlukla kıpırdandım.
Otobüsteki ve dün akşamki Suho kaybolmuştu sanki.
Şuanki 'Bay Junmyeon' beni takmıyordu.
Laf bile atmamıştı.
Laf atmasından hoşlandığımdan değil tabiki de.
Zil çalınca oturduğu masadan kalktı.
Ve evet sandalye kavramıyla pek arası yok galiba.
"Pekala çıkabilirsiniz gençler."
Ah delireceğim!
Suratıma bile bakmıyor.

Sınıftan çıkınca kendimi arkasından yürürken buldum.
Birden bana dönüp ;"Sormak istediğin birşey mi var Jongdae'a"dedi.
Derin bir nefes aldım.
Ama kafamdakileri söylersem dalga konusu olacağımı biliyordum.
"H-hiç.Birşey demeyeceğim."
"Peki."
Arkasını döndü ve yürümeye devam etti.
Ve ben garip bir şekilde gözlerimi kalçasından alamadım.
Tam aşık olduğumu düşünmeye başlamışken neden bunu yapıyorsun?

------

Xiumin'le Luhan'ın omuz omuza geldiğini görünce 'hıh'ladı.
Demekki bu sarışın çoktan Sehun'dan vazgeçip kendi gibi tatlı suratlı birini bulmuştu.
Gerçi Xiumin suratının aksine oldukça piskopattı.
Lay hyung için kendini feda edeceğine bile emindi Sehun.

Kızların konuşmasıyla o tarafa döndü.
"Duydunuz mu Xiulay çifti ayrılmış."
"Haa?"
"Lay oppamız artık yapamıyorum diyip ayrılmış ondan."
"Böyle olacağı belliydi zaten."
Sehun boğazını temizledi ve bu kızların susmasını ve oradan uzaklaşmasını sağladı.
Kafasını tekrar Luhan'a çevirdi.
Şimdi Luhan ona bakıp göz kırptı ve öpücük attı.
Sehun gözlerini devirip arkasını döndü.
Yanakları kızarmıştı ve bunu gösterecek falan değildi.
Bir kaç adım atmıştı ki kolunu tutan elle duraksadı.
Arkasını döndüğünde muzip bakışlarla karşılaştı.
"Kıskandın mı?"
"Hah!Neden kıskanmalıyım"
"Ah merak etme bebeğim onunla kardeş gibiyiz."
Sehun iyice kızarırken kolunu ondan kurtardı.
"Yah! Nerden senin bebeğin oluyorum."
Luhan kıkırdadı.

Tam cevap verecekti ki Chen yanlarına geldi.
"Sehun'ah sanırım bir bubble tea'ya ihtiyacım var."
Sehun kocaman gülümsedi "Yehet!"
Luhan Sehun'un tepkisine kıkırdadı.
Ama bu Chen'e sinir olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
İkili tam giderken Chen Luhan'a gülümsedi.
"Gelmek ister misin?"
Luhan önce şaşırdı.
Neden onu da çağırıyordu ki?
Aynı mahallede olabilirlerdi ama hiç konuşmamışlardı bile.
"Gelmemi istiyor musunuz ki?"
Ah bunu sorduğu için kendini tokatlamak istedi!
"Tabikide gelmelisin!Bubble tea harikadır!"
"Ama Baozimi bırakamam aşk acısı çekiyor."
"Öyleyse o da gelsin!"
Chen kocaman gülümsemesiyle Luhan'ın kalbini kazanmaya başlamasından bihaberdi.
Böylece dörtlü okul çıkışı Jongin'in çalıştığı kafeye doğru yürümeye başladı.

--------

"Amaaan,boşver sen onu.Hem suratında tam yemelik.Sen gel benimle ol."
Masadakiler kahkahalara boğulurken Jongin'in kafasına birtane geçirdim.
Ama ne kadar saçma konuşsa da Xiumin'İn keyfini yerine getirmişe benziyordu.
"Üzgünüm Jongin'ah.Onu seviyorum."
"Benden yakışıklısını mı bulucan be?"
"Benim sevgilimde çok yakışıklı bikere! gerçi artık benim değil."

Xiumin kafasını eğince Luhan kolunu omzuna attı.
"Merak etme baozim.Sana daha yakışıklısını bulacağım."

Sehun bilmiş bir şekilde elini çenesine koydu.
"Hyung onu seviyorsun değil mi?"
"Çok fazla sevdiğim için kaçtı ya zaten."
"Hah hah hyung cevap basıt değil mi?"
Şimdi ben dahil herkes ona dönmüş dinliyorduk.
Jongin bile müşterilerle ilgilenmesi gerektiği gerçeğini bir kenara atmış gibi gözüküyordu.

"Bunca zaman boyunca hep peşindeydin.Şimdi onu umursama ve sevmiyormuş gibi davran."
"E bu onu bana nasıl getirecek?"
"İtme-çekme kanunu hyung."
Oh oh bunu biliyorum!
Hemen lafa atladım.
"Eğer onu kendine çekersen seni iter.Ve eğer onu itersen istemeden sana çekilir ve değerini anlar."
1.sınıftaki öğrencilere benzediğimden olsa gerek,Sehun kıkırdayıp saçlarımı dağıttı.
"Yah,yapmasana!"
Luhan da ona öldürecek gibi bakarken Bubble tea'sından bir yudum aldı.
Sehun'u 'Onun' yaptığında bu içecek ulusal kapıl içecekleri olabilirdi.
Xiumin düşünceli düşünceli "Teşekkür ederim çocuklar.Her birinizle tanıştığım için minnettarım."
Jongin Xiumin'e yaklaştı.
"Hyung bi kere nolur?"
Xiumin bir iç çekti.
Bu çocuktan kurtulamayacağını anladı.
"Tamam ama birkere!"
Neyden bahsediyorlar bunlar diye düşünüyordumki;
Jongin iki eliyle Xiumin'İn yanaklarını sıkmaya başladı.
"Acıyooooğğ"
"Kurtarın benii"
Jongin küçük çocuk gibi kahkaha attı.
"Argh,çok sevimli!"
O sıra cafe'nin zili çalmıştı.
Ki bu yeni müşteri demekti.
Eli hala Minseok'un yanağındayken kapıya baktı.
Kyungsoo bir ona bir de Xiumin'e kocaman gözlerle bakıyordu.
"Ups."

Başa Bela KomşumBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!