Bölüm5~

1.8K 148 4

Bunu hakedecek ne yaptım?

"Önce sen."

Sehun ve Jongin yatağımın üstünde birbirlerinin saçlarına yapışmış kavga ediyorlardı.
Kim bilir yine hangi saçma sebepten.

"Sizi iki sorunlular."

İkiside hala birbirlerinin saçlarını tutarken kafalarını bana çevirdiler.

"Bari erkek gibi kavga edin saç çekmek nedir?"

3
2
1
Ve işte başlıyoruz.

"Hyuuung önce o başlattı."

"Hyung bana dediki kyungsoo senden güzel kız bulmuş sana mı bakacak de--"

"Hyung önce o bana bubble tea'sız kalasıca ded--"

"Hyung ben kyungsoo'yu sevmiyorum gerçe-"

"Ya tabi tabi. Hyung sürekli ona bakıp duru--"

En sonunda dayanamayıp bağırdım.

"Yah tamam yeter!"

Onları ayırmanın en güzel yolunu biliyordum nasıl olsa.

"Gençler yemek hazır,o yüzden kesin kavgayı!"

Anında saçlarını bırakıp koştura koştura mutfağa gittiler.
İkiside masaya oturmuş sanki 1 aydır survivorde kalmış gibi yemek yiyorlardı.
Onların bu haline bakıp güldüm.
Bir elimi Jongin'in bir elimi de Sehun'un kafasına koyup saçlarını karıştırdım.

"Yah hyunng!"

"Ah hyung çocuk muyuz biz?"

----

Kris kendi kendine sorup duruyordu.
Bunu neden yapıyordu ki?
Neden onu tekrar görmek istiyordu ki?
Bütün bunları sorup dururken kendini Malikanenin önünde bulmuştu.
Kocaman bahçenin içinden yürüyüp Şatoya benzeyen beyaz büyük villanın önünde durdu.
Kalbi deli gibi atarken zili çaldı.
Bu hisler onun için çok yeniydi.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu hisler onun tarzı değildi.
Kapıyı 20'lerinde gösteren bir hizmetçi açtı.

Kız karşısındaki yakışıklı çocuğu görünce gözleri kocaman olmuştu.
Eve ilk defa böyle biri geliyordu ve bu oldukça merak uyandırıcıydı.

"Kime bakmıştınız efendim?"

"Huang Zi Tao'yu görmeliyim."

Kız iyice şaşırdı.
İyi de kimse küçük efendi için gelmezdi ki.
Onun arkadaşı yoktu.

"Küçük efendinin hiç arkadaşı yoktu.Siz neyi oluyorsunuz?"

Kris seksice gülümsedi ve kıza iyice yaklaştı.
Kulağına eğilip fısıldadı;
"Gelecekteki sevgilisiyim."
Kızı şaşkın bir şekilde olduğu yerde donmuştu.

Kris daha sert bir şekilde "Şimdi bana sevgilimi çağır,hemen!"
Kız hemen koşarak içeri kaçtı.

Kris bahçeye doğru yürürken beklemeye başladı.
Bir elinde de Tao'nun yüzüğünü inceliyordu.

Tanıdık ses tonuyla rahatladığını hissetti.
Sanki 1 haftadır olan sorun uçmuştu.
Bana ne yapıyorsun Tao'ah?

"Hey sen,gelecekteki sevgilim!"

Kris yüzünde kocaman gülümsemeyle arkasını döndü.
Tao'nun gözlerinin altı daha da morarmış ve çökmüştü sanki.
Ayrıca zayıflamış duruyordu.

"Sevgilim sana iyi bakmıyorlar mı?"

Kris önündeki harika varlığın gülümsemesini izledi.

Tao hala gülümserken "Onlar gerçekten sevgiline iyi bakmıyorlar." dedi.

Kris ona aralarında 2 adım kala yaklaştı.
Şimdi birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı.
Kris'in gözleri muzip bir parıltıyla parlıyordu.
"Öyleyse sevgilimi kaçırmalı mıyım?"

Tao'nun güzel gözleri hüzünle gölgelendi.

"Beni bulurlar.Nereye gidersem gideyim,herzaman bulurlar."
Sonlara doğru sesi kısılmıştı.

Kris kalbinin acıdığını hissetti.

"Deneyemez miyiz panda? Sadece kısa süreliğine bile olsa benimle olamaz mısın?"

Tao Kris'in gözlerine baktı.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Daha önce çoğu kez kaçmıştı evden.
En uzunu 1 gündü.
Gözlerini Kris'in gözlerinden ayırmadan mırıldandı;

"Beni kapıda bekle gelecekteki sevgilim."

-----

Jongin ve Sehun'un üstlerini örtüp ışıkların kapalı olduğundan emin oldum.
Gece 3 olmuştu ve ben hala uyuyamıyordum.
Terasa çıkıp derin bir nefes aldım.
Bazen oluyordu bana böyle.
Ne yaparsam yapayım asla uyuyamazdım.
Küçüklükten beri olan birşeydi.
Karanlığın hakim olduğu sokağa baktım.

"Huu komşuu uyku tutmadı mı?"

Şaşkınlıkla suratımı karşı apartmana çevirdim.
Bu saatte ayakta n'apıyordu bu adam cidden?
Suratında masum bir gülümseme vardı.

"Uyuyamadım."

Kollarını titanic'deymiş gibi iki yana kocaman açtı.

"Gel uyumanı sağlayacağım."

Suratına baktığımda gerçekten ciddi olduğunu anladım.

"Hadi ordan be!"

Küçük bir çocuk gibi kolları iki yana düştü ve dudaklarını büzdü.
Gerçekten bu adam nasıl benden büyük?
Sokakta ikimizden başka kimsenin sesi duyulmuyordu.

"Tatlı olduğunu mu düşünüyorsun?"
Tekrar gülümsedi ve ellerini çenesinin altında birleştirdi.

"Eğer seni uyutmama izin vermessen Kim Jongdae sapık yetişin komşular diye bağıracağım."

"Yah! Bu hep böyle ben uyuyamam bi kere!"

"1"

"Ya,zorla mı arkadaşım?"

"Sevgiliyi tercih ederim 2"

"Hah bende yedim bağırmayacaksın."

"üüüç"

Suho iyice sarkıp tam bağırmaya başladı ki sözünü kestim.
Bu adam benim sonum olacak!

"Tamam tamam geleceğim bekle lanet olasıca!"

Kahkaha atıp küçük bir çocuk gibi içeri kaçtı.
Cidden.
Seninle ne yapacağım ben?

İçeri geçip üstüme hırkamı geçirdim.
Karanlık sokakta karşıdan karşıya geçmek bile korkutucu geliyordu.
Sanki heran biryerden bişey çıkacakta sizi kovalayacakmış gibi hissediyordunuz.
5.kata çıkıp zile bastım.
Suho suratında şapşal bir gülümsemeyle kapıyı açtı.
Onu görünce istemsiz bir şekilde kıkırdadım.

"İçeri gel çekinme."

"Sanki isteyerek geldim de."

"Şşt,çok konuşma."

Beni tek bırakıp bir odaya girdi.
Bende fırsattan faydalanarak evini keşfediyordum.
Tam bir bekar eviydi.
Herşey iç içeydi.
Mutfak amerikan tarzıydı ve içeriyle bitişikti.
İçeri oda da yumuşak lila renginde iki tane ikili koltuk ve bir tane tekli koltuk vardı. 
Parkeler toprak rengiyken duvarlar krem rengiydi.
Televizyon duvara monte edilmiş bir şekildeydi.
Daha fazla inceleyemeden beni kolumdan çekip peşinden sürüklemeye başladı.

"Nereye gidiyoruz?"

"Uyumaya şapşal."

Odanın nasıl olduğunu göremiyordum.
Karanlık olduğu için hiçbirşey yoktu.
Kendimi biranda gerçekten yumuşak olan bir yatakta uzanırken buldum.
Daha sonra Suho yanıma yattı.
Ne o ne de ben konuşmuyorduk.
Sanki anında konuşma yetimizi kaybetmiş gibi uzanırken birden kollarını etrafıma sardı.
Kafamı göğsüne yasladım.
Gerçekten çok güzel kokuyordu.
Sanki herzaman beraber yatıyormuşuz gibi suratını saçlarıma gömüp kokladı.
Mayışmış bir kedi gibi kendimi iyice ona sokulurken buldum.
Baş parmağı elmacık kemiğimde dolaşırken yanağıma küçük bir öpücük kondurdu.
Bu bile içimin titremesine ve kalp atışlarımın hızlanmasına neden olmuştu.
Hayatım boyunca hiç bu kadar huzurlu hissetmiyordum.
Otomatik olarak gözlerim kapandı ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Küçük bir mırıldanma işittim.

"Jongdae'ah hep kollarımda kalsan olmaz mı?"

Başa Bela KomşumBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!