Bölüm 65
BBA

Salona adımımı atar atmaz Elaine’i görmüştüm. Muhtemelen çoktan bembeyaz olmuş, buz kesmiş yüzüm onu endişelendirmişti. Başım öylesine şiddetli şekilde dönüyordu ki kendimi koltuğa zor attım. Hızlı nefesler alıp verirken parmaklarım tekrar dudaklarımı buldu ve endişeyle bana bakan Elaine’e döndüm.
“Öpüştük.” Sesim ruh gibi çıkıyordu.
“Siktir. Ne?!” Evet.. İşte. Aradığım kelime buydu. Az önce olanları idrak etmemi sağlayacak kelime.. SİKTİR.  Bu kelime şuan hissettiklerime o kadar çok uyuyordu ki.. Resmen aklım sikiliyordu. Fısıldadım.
Siktir..”
“Aman Tanrım, işte bu!” Elaine beni kolumdan tutup karşısına çektiğinde düşmemek için dengemi kurmaya çalıştım. Bal rengi gözleri parlıyordu. “Biliyordum, biliyordum ! Sana o gülü verdiğinde anlamıştım!” Koca bir kahkaha patlattı. “Bak sen şu çapkına. Demek sonunda akıllanabildi, ha? Beni dinle. Tamam, ilk başlarda ondan feci şekilde nefret ediyordum çünkü senin kıçını tekmelemişti ama şimdi.. Bella bu büyük bir şey! Bu harika!” Gözleri benden de aynı tepkiyi bekler gibi bakıyordu. Bense hareketsizdim. O yerinde duramayıp zıplarken sadece onu izlemiştim. Beni göremediğim o güzel şey neydi?
Harika mı?” Yüzümü buruşturdum. “Harika olan ne söyler misin? Her şeyi daha da garipleştirmiş olmam mı? Ah, lanet olsun, ben de onu öptüm!” Bu sefer yüzünü buruşturan Elaine olmuştu.
“Eveet, ve harika olan da bu.” Boş gözlerle ona bakmaya devam edince kollarımdan tuttu ve tane tane konuştu. “Bella, anlıyorum, Bay Mükemmel seni öperken yine beynini emmiş. Ama sorun değil. Harika olan şu ki.. Seni geri kazanmaya çalışıyor!”
Evet, yüzde yüz kendimde olduğum söylenemezdi. Ama bunun doğru olamayacağını bilecek kadar kendimdeydim hala. Yaşlarla dolmuş gözlerimle birlikte bir kahkaha attım. Sonra bir tane daha. Hayır, delirmiyordum. Çok uzun bir zaman önce delirmiştim zaten. Edward, beni geri kazanmaya çalışıyordu öyle mi? Götümle gülsem bile yetmezdi.
“Ah, Elaine,” sesim garipti. Gülerek koltuğa geri oturdum. “O kadar safsın ki..”
“Neden bahsediyorsun sen? İyi değilsin.”
“Asıl sen iyi değilsin!” Başımı eğdiğim yerden kaldırıp yüzüne baktım. Şimdi de ağlamaya başlamıştım. Kimse anlamak istemiyordu, değil mi? “Bak, tek bir hareketinden tek bir sözünden etkilenip tekrar umutlanmaktan bıktım tamam mı?” Gözyaşlarım artmıştı. “Çünkü her seferinde, hayal kırıklığına uğruyorum.” Bu doğruydu. Ne zaman ikimiz için tekrar bir umut olabileceğini, tekrar mutlu olabileceğimi düşünsem, beni hayal kırıklığına uğratıyordu. İstisnasız, her seferinde onu aklımdan uzak tutabilmek için tüm gece ayakta kalıyordum. Ondan beklemediklerimi yapıp beni öpmüş olsa bile bu değişmiyordu. Hep biraz daha fazla kırılıyordum.
“Heey.. Ağlamayı bırak.” Elaine’in elini omzumda hissettim. “Biliyorum her seferinde bir öküzlük yapıp seni tek başına bırakıyor ama, Bella.. sen de onun değiştiğini görmüyor musun?” Hızlıca başımı iki yana salladım. Yanaklarımdan akan gözyaşlarım dudaklarım arasına giriyordu.
“Onunla olduğum zamanlarda çok iyi öğrendiğim bir şey varsa o da Edward’ın asla değişmeyeceği.”
“Çok emin konuşuyorsun.”
“Sana ne olacağını söyleyeyim mi?” Titrek sesim her şeyi açıklamıştı aslında. Kalbim yeniden kanamaya başlamıştı. Olacakların verdiği his beni öldürüyordu.
“Tekrar yokmuşum gibi davranacak.” diye devam ettim. “Hiçbir şey olmamış, her şey normalmiş gibi davranacak. Biliyorum Elaine. Beni tekrar yalnız bırakacak.” Ve elimde kalan tek şey aptallığım olacak. Klasik son.
Elaine konuşurken kendimi toparlamaya çalıştım ama hala gözyaşları içerisindeydim.
“Ah! Siktir, bir şey diyemiyorum. Lanet olasıca herif biraz daha açık olsaydı ne olurdu ki?! Ne bok yediği belli olmuyor ama bu sefer, bu sefer yediği bok, gerçek bir boka benziyor. Bilmiyorum, sanki.. bir şeyler yapmaya çalışıyor gibi.”
“Hayır hiçbir şey olduğu yok! O Edward, bilmiyor musun? Çoktan unutmuştur bile. Altın kemerli odasında huzurla oturuyordur!” Hırsla ellerimi yumruk yaptım. Ne yapacağını önceden tahmin etmek, ve bunların doğru olduğu bilmek beni sinir ediyordu.
“Her ne boksa, bunları siktir et. Jace yukarıda uyuyor. Toparlanıp yanına git. Edward’la ne yapacağına yarın karar verirsin. Oturup ağlamanın hiçbir yararı yok.” Elaine’i dinlerken telefonumun sesini duydum ve bir elimle gözyaşlarımı silerek çantama uzandım. Yine o aptal Elliot arıyorsa yemin ederim ki onu— Hayır, arayan Elliot değildi. Telefonun ekranında yazan ismi görünce kaskatı kesildim.
Edward.
Hiçbir zaman içimden söküp atamadığım umut, vakit kaybetmeden fısıldadı. Gerçekten de beni geri kazanmaya çalışıyor olabilir miydi?

Her ne kadar umudum telefonlarını açmam için beni zorlasa da, bunu yapmadım. Elaine’in ‘neden açmıyorsun’ temalı sorularına ise yanıt vermekten bıkmıştım. Açmıyordum işte. Ona ne söyleyeceğimi bilmiyordum belki de. Ya da onun neler söyleyeceğinden korkuyordum. Tekrar kırılmaktan, yok sayılmaktan korkuyordum. Bu korku beni kalbimin sesini dinlemekten alıkoyuyordu. Bu yüzden, dediğim gibi, o gece ve ondan sonraki sabah telefonlarını açmadım. Akşamüzeri buraya geldiğinde ise onunla yüzleşmek zorunda kaldım. Ona “dün gece ne olduysa çoktan unuttuğumu” söylerken yüzü o beklediğim umursamaz gününde değildi. Aksine, ben sert olmaya çalışıp sözleri sıralarken bir şeyler söylemeye çalıştı. Ne diyeceğini tahmin edememiştim. Ne diyebilirdi ki? Ya da daha da önemlisi merak ediyordum. Neden benden önce davranıp dün gecenin bir hata olduğunu ve bir daha asla tekrarlamayacağını söylememişti? Ondan daha iyi bir performans beklerdim. Ya da benim sözlerime karşılık olarak verdiği can yakıcı cevaplarını. Ama sadece isteksizce başını sallamıştı. Uydurmuyordum, başını isteksizce sallamıştı değil mi? Bir bakıma öyleydi. Hiç kabul etmek istemediği bir şeyi kabul ediyormuşçasına bakıyordu gözleri. Ya da bunlar tamamen benim uydurmamdı ki bu konuda oldukça başarılıydım. Olmayan şeyleri varmış gibi görmekte üstüme yoktu. Ve olmayacak bir şey için daha çok çabalıyor olmakta. Yaptığım şey ne kadar doğruydu bilmiyordum. Ama her seferinde onun gözlerine kapılıp ardından tepetaklak olmaya o kadar alışmıştım ki.. Tekrar yüzüstü bırakılacağım ihtimali beni korkutuyordu. Ölesiye korktuğum tek şey olmalıydı onun gözlerine tekrar gülerek bakabilmek. Düşüncelerim bu yöndeyken, kalbimin sesini dinlemek bu yüzden zordu. Ve sanırım bir süre dinlemeyecektim.

Detayla RandevuRead this story for FREE!