Bölüm 64
BBA

“Bella, hadi ama, beni dinlemelisin.” Bir kez daha kapıyı kapamaya çalıştım ama beni engelledi. “Ne kadar pişman olduğumu görmüyor musun?” Yanaklarımı şişirmemek için kendimi tuttum. Bana ne zaman rahat verecekti? O akşamdan sonraki iki koca haftadan beri beni ya arıyor ya da iş çıkışına geliyordu. Elaine’ın telefonlarını bile sürekli meşgul ediyordu. Tamam, yaptığı şey yüzünden pişman olduğu ve bunu alkolün etkisiyle yapmış olduğu doğruydu, ama yine de yapmıştı.  Edward gibi mi düşünmeye başlıyordum ben? Aman Tanrım.
“Senden özür diledim. Jace’ten de. Belki de bininci kez olacak ama, özür dilerim.” Direnmeyi bırakıp yüzüne baktım. Elimde değildi, onu tanıyordum. Gerçekten üzgün görünüyordu. O akşam bana söylediği şeylerin de alkolün etkisiyle olduğunu tahmin edebiliyordum. Yine de.. Elliot’tan bunları duymak iyi olmamıştı. Dudaklarımı birbirine bastırdım.
“İyi.” Birden koyu renk gözlerinde bir parlama gördüm. Hafifçe gülümsemişti. “Ama buraya gelmemelisin. Ya da beni gece yarıları aramamalısın.”
“Neden?” dedi kayıtsızca.
“Ne demek ‘neden’? Elliot, evdekileri huzursuz ediyorsun..” diye uyardım onu. “Onlarla birlikte beni de. Tamam, bunu isteyerek yapmadığını biliyorum ve seni affediyorum, ama bir süre buradan uzak durmalısın.”
“Ah, anladım. Çünkü büyük usta böyle diyor.” Gözlerini devirip elleri cebinde duvara yaslandı. Şimdi ben de gözlerimi devirmiştim.
“Bunların Edward’la bir ilgisi yok. Sadece.. bu çok fazlaydı. İstemeyerek de olsa oğluma vurdun ve ben-“
“..ittim.” diye düzeltince ona sertçe baktım.
“Tamam. Onu ittin, ve ben seni onun yanına yaklaştırmadan önce emin olmalıyım. Bunu bir daha yapmayacağından.” Bir süre sessiz kaldık. O ayakkabılarını izlerken ben ona bakıyordum. Bundan hiç hoşnut değilmiş gibi duruyordu. Ama gardımı düşüremezdim. Elliot Edward’a laf sokmadığı zamanlar eğlenceliydi aslında ve kafamı dağıtmakta da ustalaşmaya başlıyordu. Onun yanındayken bir süre nefes alabiliyordum. Ama gerçek aynıydı. Bunu Jace için yapmalıydım. Ve Edward’ı kızdırmamalıydım. Aniden aklımdaki bir köşeye gülümsemesi takılınca ben de güldüm hafifçe.
“Tamam.. Gelmeyeceğim.” diye kabul ettiğinde dikkatimi ona verdim. “Eski dairem tekrar boşmuş, oraya yerleşirim.”
“Elaine ve ben de boş zamanımızda yerleşmene yardımcı oluruz.” Hayır, olamazdık. Edward bizi mahvederdi.
“Ama beni itmeyeceğine söz ver. Bana sanki düşmanınmışım gibi davranma, olur mu?” Ses tonu yumuşaktı. Bir iç çekip başımı salladım.
“Tamam.. orasını sorun etme.” Gülümsedim. “Şimdi hazırlanmaya gitmeliyim. Jace’in yılsonu balosu var. Geç kalırsam benimle asla konuşmaz.” Hafifçe kıkırdadı.
“Biliyorum.” Yaslandığı yerden çekildi ve evin önündeki arabasına doğru yürüdü. “İyi eğlen.” dedi gitmeden önce.
“Öyle yapacağım.”
Evet, öyle yapacaktım.

“Gerçekten gelmeyeceğine emin misin? Hem evde tek başına ne yapacaksın ki? Sen de gel.” Elaine bu seferki davetimi de hayır anlamında başını sallayarak geri çevirdi. Sabahtan beri onu Jace’in yılsonu balosuna gelmesi için ikna etmeye çalışıyordum.
“Biraz internette takılır, sonra da zıbarırım. Baloya gelecek halim falan yok. Sen keyfine bak.” İç çektim. Aslında haklıydı. Yeni işe girdiği kafe çok rağbet gören bir yerdi ve yoruluyordu. Onu bir de baloya sürüklememeliydim. Bu geceyle tek başıma başa çıkmam gerekiyordu.
“Tamam. Öyle olsun.” dedikten sonra aynada kendime bir kez daha baktım. Kurtarıcım Elaine bana yine ona olmayan elbiselerinden birini vermişti çünkü benim hiçbir zaman önemli yerlerde giyebileceğim bir elbisem olmazdı. Ve güya daha fazla maaş alan kişi bendim, şu işe bakın.
“Elbise yakıştı mı?” diye sordum ona. Ağzına bir ekmek parçası attıktan sonra beni süzdü.
“Oldukça.” Gülümsedim. Ben de beğenmiştim. Daha fazla oyalanmamak için yatağımın üzerindeki çantamı aldım ve içine telefonumla cüzdanımı koydum. Gitmeye hazırdım ve gariptir ki bu sefer çabucak hazırlanabilmiştim. Elaine’le birlikte merdivenlerden aşağıya inerken ona sordum.
“Jace nerede? Umarım yine bir deliğe girmemiştir.” Ardından daha yüksek bir sesle seslendim. “Jace?”
“En son Edward’la birlikte mutfaktaydılar.”
“Mutfakta mı?”
“Evet. Yemek yiyorlardı.”
“Ne?!” Holü hızla geçerek mutfağa doğru ilerledim. Zaten orada bir yemek verilecekti ve mutfağı yeni toparlamıştım! Bunların derdi neydi ki?
Mutfağa ulaştığımda onları taburelerin üzerinde karşılıklı otururken buldum. Jace, hazırlanmaya başlamadan önce güzelce sildiğim masanın üzerindeki kremayı yalamaya çalışıyor, Edward ise koca bir tencere sarmayı önüne çekmiş, sanki onu ilk defa görüyormuşçasına yiyordu. Ve..ve.. sanırım tezgahta dökülmüş bir vişne suyu görüyordum. Ondan akan damlalar ise mutfaktaki krem rengi kilimi ıslatmak üzereydi!
“Siz napıyorsunuz burada?! Tanrım..” Hızlıca koşarak tezgâhın önüne geçtim ve askılıktan havluyu kaparak dökülmüş olan vişne suyunun üzerine bastırdım. Kilimin mahvolmasını engellemiştim. Budur! Havluyu geriye ittirdikten sonra onlara döndüm. İkisi de başını kaldırmış bana bakıyordu. Son anda sert çıkışmamak için bir nefes aldım.
“Şimdi yemek yemenin sırası mıydı?” diye yakındım. “Orada yemek yiyeceğiz zaten.”
“Oradaki yemekler berbat.” dedi Jace omuz silkerek.
“Ve bu sarma..” Edward önündeki tencerenin içinden bir sarma daha alarak ağzına attı. Onu çiğnerken konuşuyordu. “..nefis olmuş.” Onlar gülüşürlerken onları izledim. Kızmak istiyor, ama kızamıyordum. Yine Edward, ve yine onun ruh halimi tek bir kelimesiyle değiştirme yeteneği. Bunu yapmayı her seferinde nasıl başarıyordu bilmiyordum ama yaptığım sarmaları beğendiğini söylediği andan itibaren güzel şeyler hissediyordum. Mutfağın berbat hale gelmesi ya da Jace’in hala masaya döktüğü kremayı yalamaya devam etmesi beni sinirlendirmiyordu. Aksine, mutluydum.

Detayla RandevuBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!