For every story tagged #WattPride this month, Wattpad will donate $1 to the ILGA
Pen Your Pride

Bölüm 63
BBA

“Yine arıyor..” dedi Elaine bıkkın bir sesle. Bense başımı yasladığım koltuktan kaldırmayarak ‘cevap verme’ anlamında elimi salladım. Başım kazan gibiydi. Bütün gece boyunca Elaine’le birlikte evi toparlamaya çalışmıştık. Çoğu şeyi halletmiş sayılırdık ama dün akşam evin içinde bir kıyamet koptuğu oldukça belli oluyordu. Mesela şu duvardaki kan izi.. Onu tamamen çıkaramamıştık. Ya da halıdaki kan izlerini.. Ya da koltuğun kenarına sıçrayanları.. Resmen her yeri kan götürüyordu ve ben onların üzerine bocaladığımız deterjanı koklamaktan bayılacak duruma gelmiştim. Bu haldeyken Elliot’ı ve onun açıklamalarını dinleyemezdim.
“Bu ne zaman bu kadar yüzsüz oldu? Sanki hiçbir şey olmamış gibi aramaya devam ediyor.” diye sinirle konuştu. “Bir de mesaj atmış. ‘konuşmalıyız. Lütfen cevap ver, aklımı kaybetmek üzereyim.’  Siktiğimin veledi!”
“Elaine, tamam.. gerçekten şuan Elliot hakkında bir şey duymak istemiyorum.”
“İyi. Ama benden susmamı bekleyemezsin tamam mı? Dün akşam beyin fonksiyonlarımla oynandı ve eğer konuşmazsam aklını kaybedecek kişi ben olacağım.” Elaine elindeki mavi bezi duvara bir kez daha sürttü. Onun da şoka uğradığının farkındaydım. İç çektim.
“Bu kadarını beklemiyordun değil mi?” Duvara hızla sürtünen bez durdu. Elaine bir süre duvara bakıp ardından bana dönebilmişti. Hafifçe evet anlamında başını salladı.
“Bir an gerçekten onu öldüreceğini sandım.”
“Bir de bana sor.”
“Ve altıma işedim.” Yattığım yerden kalkıp hafifçe güldüm. Sesli gülme yetimi kaybetmiş olabilirdim.
“Altına mı işedin?” Aslında, bu olası bir durumdu. Bazen ben de altıma işeyecek kadar çok korkuyordum ondan.
“Evet. Hem de Prada markalı külotuma. Canım nasıl acıdı bilemezsin.” Az sonra ağlayacakmışçasına bir iç çekti. Ona garip garip baktım. Sürtmeye devam etmeye başlamıştı.
“Hey.. Sakin ol. Dün olanlar dünde kaldı, E.”
“Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun? Ne yani dünkü cinayet teşebbüsünü unuttun mu?” Genişçe gülümsedim.
“Evvet. Her zaman bunu yaparım. Çünkü bunu yapmak beyin sağlığımı korumamı sağlayan tek şey.” Ben ayaklanıp mutfağa doğru geçerken gözlerini devirdi.
“Hangi beyin sağlığı o, söylesene.”
“Duyuyorum.” diye seslendim ona neşeli bir şekilde. Böyle yapmam onu daha da sinirlendiriyordu. Farkındaydım. Ama bu da benim kaçış yolumdu. Artık bir şeylerle savaşmaktan bir şeyler için çabalamaktan yorulmuştum ve kaçıp gitmek kolaydı. Her şeyde yaptığım gibi bunda da en iyi yaptığım şeyi yapacak, göz ardı edecektim. Unutmuş gibi davranacaktım. Evet, dün akşam yaşananlar ciddi şeylerdi. Elliot’la ilgili ne düşüneceğimi bilmiyordum ve aklımın çoğu Edward ve Jace’teydi. Sabah pansuman için dışarı çıkmışlardı. Ama sırası gelene kadar düşünmemeye ihtiyacım vardı. Bu yüzden dolabı açıp soğuk bir şişe su kaptım ve onların gelmesini beklerken sadece su içtim.
Evet, bu güzeldi.
Sadece soğuk bir şişe su.

“Canın çok yandı mı?” Jace hayır anlamında başını salladı. Sonunda eve gelmişlerdi ve Edward hala inanılmaz bir şekilde sinirliydi. Ama yine de dünkü gibi değildi. Jace’e hafifçe gülümseyerek başının kenarındaki dikişe dokundum.
“Auuch!” Parmağımı hızlıca geriye çektim. Dişlerim hemen alt dudağımı kavramıştı.
“Özür dilerim! Acıdı mı? Sadece bakıyordum.”
“Hayır. Anne, sakin olur musun? Sadece üç dikiş. Komada değilim.” Eve girdiğinden beri belki de onuncu kez onu kucağıma doğru çekip sıkıca sarıldım. İnce bedeninin kollarım arasında olması beni iyi hissettiriyordu. Saçlarını okşarken başına bir öpücük kondurdum.
“Uyumak ister misin? Sabah erken kalktın.”
“Hayır. Şey, aslında, ben acıktım.” İşte bu beni daha da mutlu etmişti. Çünkü Jace’i yemek yemeyi isterken kolay kolay yakalayamazdınız. Bu fırsatı kaçırmadan hemen gülümsedim ve ondan ayrılıp ayağa kalktım.
“Tamam. Ben sana bir şeyler hazırlayayım. Burada bekle tamam mı? Ayağa kalkma.” 
Jace’i televizyonun karşısındaki koltuğun üstünde bırakıp mutfağa doğru ilerlemeye başladım. Bir yandan da Edward’ın nerelerde olduğuna bakıyordum. Sonunda onu kapının kenarından, mutfak masasının önündeki taburede otururken gördüm. Sırtı bana dönüktü. Ama arabasının anahtarlarını çevirişinden sinirinin yatışmadığını görmek zor değildi. Ellerini saçları arasına daldırınca iç çektim. Kendine engel olmaya çalışıyordu. Tam içeri girecekken Elaine beni kolumdan tutup geriye çekti.
“Ne var?” dedim büyüyen gözlerine bakarak.
“Yine arıyor. Elliot. Açmazsan eve geleceğini yazmış.” 
“Ne?!” Ses tonumun Edward’ın duyabileceği kadar yüksek bir tonda çıktığını fark ettiğimde endişeyle daha da geriye çekildim ve fısıltıyla konuştum. “Eve mi? Tanrım, bu sefer onu gerçekten öldürür!”
“Evet. Bence bırak da gelsin. Nasıl olsa dün akşamki tecrübelerim sayesinde bu sefer gerçek bir cinayet sahnesini kaldırabilirim.”
“Elaine! Saçmalama. Elliot’a ne olacağı umurumda değil.” Elaine’in elinden telefonumu alıp tuşlardan ses çıkmaması için sessize aldım ve ‘Elliot’ yazısının üzerine geldim. “Edward’ın başı bu sefer gerçekten bir belaya girebilir. Ya Elliot şikâyetçi olursa?” Kalp atışlarım korkuyla hızlandılar. Edward’ı biliyordum. Bu sefer başını belaya sokacak her şeyi yapabilirdi.  
“Olabilir. Bu Elliot. Götündeki kıldan bile korkar.” Elaine’in mırıldanışları eşliğinde telefonumla birlikte tek olabileceğim bir yere gidip derdinin ne olduğunu sormayı düşünüyordum ki aniden elimdeki telefon Bon Jovi’den Its My Life’ı avaz avaz bağırmaya başlayınca olduğum yerde kaldım. Kahretsin, az önce sessize almamış mıydım ben bunu?! Şimdi ne yapacaktım? Açsam onunla konuşamazdım, eğer açmazsam da.. Ah, ya çoktan buraya gelmişse?! Paniklemiştim. Büyümüş gözlerimle Elaine’e baktım.
“Bence söyle.” dedi mutfak kapısına yakın durarak.
“Deli misin sen?! Katil olmasını mı istiyorsun?”
“Katil olması orada sinirinden mutfak masamızı çizmesinden iyidir.” Dişlerimi sıkarak ayağımı yere vurdum.
“Sessiz olsana! Eğer duyarsa yemin ederim he-“
“Arayan kim?”
Mutfak kapısının önünden gelen katı sesini duyunca nefesimi tuttum. Yüzünden hiçbir şey anlayamıyordum ama vücudu da tıpkı yüzü gibi ifadesizdi. Sadece orada dikilmiş bana bakıyordu ama bunun tek bir sözümle değişeceğini bilecek kadar çok gün geçirmiştim onunla.
“Önemli biri değil. Sen keyfine bak.” O buraya doğru gelirken telefon lanet olasıca sesini kesti. Onu elimde sıkıca kavrayarak kolumla birlikte aşağıya indirdim. Tekrar delirmesini istemiyordum.
“Arayanın o olduğunu biliyorum, telefonu ver.” Avucunu bana doğru uzatınca başımı birkaç saniyeliğine diğer tarafa çevirdim. Gözlerimde çok sert geziniyordu. Bundan hiçbir zaman hoşlanmazdım.
“Evet arayan o ama ben hallederim. Buna hiç gerek yok.”
“Bella telefonu ver.” Bir adım daha attığında geriye çekildim. Ben de gerilmeye başlıyordum. Zaten kendimi yeterince suçlu hissederken beni böyle zorlaması gerekmiyordu. Tamam deyip yerine geçse ne olurdu ki?!
“Telefonlarını açmadığım için sinirlenmiş olmalı..” diye bir açıklama yapmaya çalıştım. Ama Edward’ı üstün psikoloji deneyimimle kandıramayacağımı unutmuştum. “Şimdi konuşurum ve sorun kalmaz. Sen içeri geç.”
“Sinirlenmiş öyle mi? Ah..” Hızlıca dudaklarını yalayıp parmaklarını karışmış, dağınık saçları arasından geçirdi. “Tabiki telefonlarına cevap vermeyeceksin! Ver şunu!” Hızlı hareket ederek telefonu parmaklarım arasından çekip aldı. Bense kötü bir şey yapmaya kalkmaması için telefonu tutan elini kavradım. Diğer elimi ise sağ koluna koymuştum.
“Edward, telefonumu ver. Ben hallederim dedim sana! Çocuk gibi davranma.”
“Telefonunu mu istiyorsun?” Beni kendinden uzaklaştırdı hızlıca. “Belki bataryasını çıkarıp masanın altına fırlatmalıyım, ha?” Deli gibi davranıyordu. Saçları birbirine girmiş, hızlı nefesler alıp veriyordu. Öfkesini kontrol edemediğinin farkındaydım.
“Ne?” Ben de nefes nefese kalmıştım.
“Daha sonra da ormana kaçarım. Nasıl? Güzel fikir değil mi?”
“Ne saçmalıyorsun sen?! Edward, bak, bana telefonumu geri ver.” Telefonumu almak için ona doğru bir hamle yaptım ama kendini geri çekerek beni yine engelledi.
“Niye? Bu sana tanıdık gelmedi mi? Telefonu parçalara ayırıp ormana kaçmamış mıydın? Hatta sanırım o sırada doğurmuştun.”
“Ben ormanda falan doğurmadım tamam mı, sadece sinirlenmiştim ve o an yapabileceğim—Ah, ne saçmalıyoruz biz?!” Ellerimi saçlarım arasından geçirdim sertçe. Bağırmaktan boğazım kurumuştu. Jace ve Elaine’in ise bizi izlediklerinden habersizdim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve yüzüme gelen saçlarımı geriye çektim. Kavga etmekten yorulmuştum. Nefesimi düzenlemeye çalışırken geri geri gidip duvara yaslandım. Bir anlığına başım dönmüştü.
“Neden aramaya devam ediyor?!” Telefonu koltuğa doğru fırlattı. Sesi hala katıydı, ama az önceki gibi deli çıkmıyordu. Bu sakinleşmeye başlayacağının göstergesiydi.
“Bilmiyorum! Muhtemelen özür dilemek için arıyordur.” dedim bir tahmin yürütmeye çalışarak.
“Ve sen de telefonu açacaktın, değil mi?” Nefes alışları sesliydi. Gözlerime suçlayıcı bakışlarla bakıyordu. Ama neyse ki ben şuan sinirli olduğu için onu daha fazla kızdırmayacak kadar akıllıydım. Acıyan boğazımı rahatlatmak için yutkundum.
“Evet. Başımdan savmak için. Çünkü sabahtan beri çalan telefon sesinden bıktım, tamam mı? Bunu yaptığı için sinirlenen tek kişi sen değilsin.”
“Öyle mi?” Alayla bana baktı. “Çünkü buradan bakıldığında hiç de sinirlenmiş gibi görünmüyorsun. Aksine, aptal bir özrü kabul edecekmişsin gibi duruyorsun ve bu beni sinir ediyor. Hatta, deliriyorum. Bella, bana bak,” Başını aşağıya eğip bana baktı. Grimsi gözleri benimkileri süzüyordu. Aramızdaki mesafeyi kapattığından çok sevdiğim, duymayı özlediğim erkeksi kokusunu da alabiliyordum. Burnumdan titrek bir nefes aldım.
“Ararsa telefonlarını açmayacaksın.” Bir şey söylemediğimi görünce devam etti. Harflere bastırarak konuşuyordu. “Ve eğer onu tekrar bu evde görürsem.. “
“Biliyorum.” Kendimden emin bir şekilde gözlerine baktım. Nefesim kesiliyordu.
“Güzel. Eğer bir kez daha Jace’e dokunursa-“
“Hayır. Buna izin vermem tamam mı? Ben sadece-“
“Eğer sana dokunursa-“
“Ne?! Neden bahsediyorsun bana dok-“ Elleriyle kollarımı sıkıca kavrayarak beni yaslandığım duvardan kendine çekti.
“Eğer, sana dokunursa, Bella yemin ederim ki onu öldürürüm. Anladın mı?!” Muhtemelen daha sonra kollarım acıyacaktı ama şimdi acıyı hissetmiyorum. Bedeninden gelen sıcaklık beni sımsıkı sarmıştı. Sarılmıyorduk, ama sarılıyor hissi gibiydi bu. Tanrım, çok güzeldi..
“Beni duydun mu? Telefonlarını açmayacaksın, onu eve almayacaksın, onunla görüşmeyeceksin. Tamam mı?”
Ne diyeceğimi bilmediğimden kafamı salladım hızlıca.
“Aksi halde, kimse beni durduramaz. Bunu en iyi sen bilirsin.” Kollarım serbest kaldıktan sonra kapının gürültüyle kapanma sesini duydum. Ve yerinde çırpınan kalp atışlarımı. Bu duyguyu hatırlıyordum. Ben..ben bu duyguyu gerçekten hatırlıyordum. Bu.. heyecandı. Ben, sanırım ben kendimi tekrar önemli hissediyordum.

Detayla RandevuRead this story for FREE!