For every story tagged #WattPride this month, Wattpad will donate $1 to the ILGA
Pen Your Pride

Bölüm 17

32 3 0

Korkusuzca tünelin sonuna doğru ilerledi. Önünü görebiliyordu artık. Bu onu aşırı derecede mutlu etti. Sanki kördü de gözleri açılmıştı, orada ölüp gideceğini hissediyordu. Ama bir ışık ne kadar da fark ettiriyordu oysa ki...

Tünelden çıktı sonunda, dışarıda da hiçbir Dağ Efendisi yoktu. Olsa da fark etmezdi, ki ondan korktukları için kaçtıklarını düşünüyordu Thundorin. 

Nehrin kıyısına geldi. Golothrin'in tam da yüzünü gördüğü nokta. Onun yüzünü görmeyi bekledi tekrardan. Ama o yoktu. Bir taş alıp suya bıraktı, bu işe yarar diye düşünmüştü. Ama işe yaramadı.

Kıyıda yatıp biraz dinlenmeye başladı. Acıkmaya başlıyordu artık. Çantasından bir çiğ et çıkarttı, ardından elinde tuttuğu kılıca baktı. "Artık çiğ yemek zorunda değilim." dedi büyük bir sevinçle. Yakacak bir odun bulamazdı, ortada duran kemikleri de yakamazdı. Eti, yanan kılıcın üstünde tuttu bir süre. Et kısa bir süre sonra pişmişti. Büyük bir sevinçle mideye indirdi onu. Tam o sırada sudan bir ses geldi.

"Buldun mu?" diyordu. 

"Evet." dedi Thundorin. "Anlatacak çok şey var. İnanmayacaksın. Dağ Efendileri artık benden korkuyor. Daha demin ateş..."

Sözünü tamamlamasına fırsat vermeden "Tamam çiçeği aldıysan bu yeterli." dedi Golothrin.

Thundorin garip bir ifadeyle "Peki." dedi, kızgın olduğunu belirtmemeye çalışarak. "Gelip alacak mısın yoksa ben mi getireceğim?"

"Suya bırakman yeterli, direk olarak bana gelecektir zaten." dedi Golothrin. "Hadi acele et."

"İyi." dedi Thundorin bitkiyi çıkarırken. "Al, iyi kullanmalar. Her neyde kullanacaksan işte."

Ardından bitkiyi suya bıraktı, bitki Golothrin'in olduğu yerde belirdi bir anda. 

"Acelen var sanırım." dedi Thundorin ayağa kalkarak. "Seni daha fazla tutmayayım, ölmezsem tekrardan görüşmek üzere."

"Bana kızma Thundorin." dedi Golothrin. "Anlatacak veya dinleyecek zamanım yok. Yoksa başından geçenleri dinlemeyi çok isterdim. Ama malesef vaktim yok, anlamalısın."

"Pekala, iyi şanslar diliyorum." dedi Thundorin aynı ifadeyi sürdürürerek. Ardından nehirden uzaklaştı. Golothrin arkasından seslendi "Thundorin!" diye. 

Thundorin başını arkasına çevirdi, ardından tekrardan nehir kıyısına yürüdü. Konuşmaya başladı. "Biraz olsun dinleyebilirdin en azından." dedi. "Benim yapacağım şeylerin ne kadar önemli olduğunu kendin söylemiştin. Ve eğer senin nasihatların olmasaydı, şimdiye muhtemelen ölmüştüm. Anlatacaklarım vardı. Ve belki de senin verecek nasihatların vardı. Ama yo, daha önemli işlerin var. Her ne kadar benim yapacağım şeylerin ileride olacak bazı şeyleri tetikleyecek olmasının şuan en önemli odak noktamız olmasıyla zıtlaşsa da..."

"Beni dinle!" diye bağırdı Golothrin, ilk kez öfkesini dışa vuruyordu. "Seni dinleyemediğim için üzgünüm. Ama ciddiyim, bu iş gerçekten önemli. Seninle konuşmak istiyorum. Nasıl olduğun da her an aklımda, inan bana. Ama bu iş gerçekten de önemli. Anlamalısın evlat, hemen sinirlenme. Acele etmem gerek. Kendine iyi bak, görüşmek üzere."

"Ölmezsem görüşürüz tabi." dedi Thundorin. Golothrin iç geçirip "Yapma şöyle..." dedi, ama Thundorin tekrardan ayağa kalkarak dağa doğru ilerledi. Kılıcını kınına koydu, alev sönmüştü. Kınından çıkardığında ise kılıç tekrardan alevleniyordu. Tekrardan kınına koydu kılıcını. Bir an göz ucuyla arkasına baktı, Golothrin'i göremiyordu suda. 

Merdivenleri çıkarken kendi kendine söylendi "Ölmemiş olursam görüşürüz..." dedi gülerek. "Sanırım bu olaydan sonra ölmüş olmayı dilemek en iyi şey olurdu. Nasihatleri sayesinde hayatta kaldığım insan, başımdan geçenleri dinlemiyor bile."

Önündeki basamağa bir tekme atarak "Artık umrumda bile değil!" diye bağırdı.

Sınır Muhafızı - Thundorin'in Yolu (Umuttan Yoksun Backstory)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!