Adamın kafasına bir içki şişesi geçirdikten sonra "Evet!" diye bağırdım ve başka bir adamın içkisini alıp içmeye başladım. İşte hayat buydu. Ama önce size kim olduğumu ve neden bir bar kavgasında olduğumu anlatsam iyi olur. Adım Ela. Yirmi yaşındayım. Saçlarım turuncu gözlerim ela. Uyuşturucu bağımlısı veya sürtük değilim ve beş erkek benle beraber bir kızın daha bulunduğu bir çetenin lideriyim. Şimdi ben neden diğer hikayelerde ve yaşıtımdaki kızları yaptığı gibi kokuşmuş nerdeyse duvar rengi atmış bu barda olmak yerine cici uslu bir kız gibi evde oturmuyorum? Valla benim dna'mda öyle şeyler yapmak yok. Kodum bozuk!

Sağ kolum Ali gelip elimdeki kanları silmem için bana peçete uzatınca önce ona baktım. Peçeteyi elime alıp ellimi silerken pis pis sırıtıyordum. Burası benim mekanım ve ben kendi mekanımda yapılan bu saygısızlığı kabul etmem!

Yerde yatan adam ağzındaki kanı tükürüp "Seni küçük sürtük!" dediğinde karnına sert bir tekme attım. Adam inleyip iki büklüm oldu.

"Charlie, ben eve gidip dinleneceğim. Sorun çıkaran olursa yapman gerekeni biliyorsun." dedim. Ben Ali'ye daha çok Charlie derdim. Onunda bundan şikayetçi olduğu söylenemez.

"Nasıl istersen." Dedi ve arkasına dönüp gitti. Bize bakan adamlara sinir oldum ve adeta gürleyerek "Önünüze dönün!" diye bağırdım. Adamlar biliyor tabi beni sinirlendirirlerse ne olacakları hemen kucaklarındaki fahişelere geri döndüler. Uslu çocuklar.

Bende ellimdeki içki şişesini alıp içmeye başladım. bitirince sertçe yere attım ve dışarı çıkıp eve yürümeye başladım.

Issız sokaklar bana geçmişimi hatırlatıyordu. Bir adam beni aynen böyle ıssız bir sokakta kaçırmıştı. Sırf para için. Aileme bir mektup gönderdi ve parayı üç gün içinde getirmezsem beni öldüreceğini söledi ama bu ailemin hiç umurunda olmamıştı. Beni ne aramadılar nede parayı getirdilet. Adam bu yüzden bir yıllımı bana hiç durmadan işkence çektirerek geçirtmişti. Tüm sinirini benden çıkardı. Dokuz yaşıma geldiğinde işkence çektirmeyi bıraktı ve yararlı işler için beni eğitmeye başladı. On iki yaşıma geldiğimde aramızda abi kardeş ilişkisi vardı. En azından onun için.

Onun adı Demir'di. Benim ilk aşkım. İlk arkadaşım, ruh eşim, kısaca her şeyim. On dört yaşıma gelene kadar onunla kaldım. O da artık kırk dokuz yaşındaydı. Onunla sonsuza kadar kalacağımızı sanırdım. Takii o geceye kadar...

Evin penceresinden atlayıp yatak odama girdim. Annem evde ayakabılarla dolaşmamıza kızardı. Bende bu krizle karşılaşmamak için ayakabılarımı çıkardım ve üstümdeki kıyafetlerden kurtulup pijamaları giydim ve kendimi yatağa attıp gözlerimi kapattım.

Uyandığımda saat ona geliyordu. Hayret, annemin beni iki saat kadar önce kaldırması gerekirdi. Yataktan doğrulup etrafa baktım. Birden ellimle kafama vurdum. Jeton bende yeni düştü tabii. Annemle babam beş günlüne İstanbul'a gitmişlerdi. Dünü saymazsak dört gün. Yataktan kalkıp odama baktım. Odam krem rengiydi ve tamamen sadeydi. Evin tuvaletten önce en küçük odalarından biriydi ama iki tane kütüphanem, bir dolabım ve masamın sığacağı kadar büyüktü. Odamı hep düzgün tutardım ve henüz bir işim yoktu.

Koridora çıkıp banyoya gittim. Ellimi yüzümü yıkayıp tuvaletimi yaptıktan sonra üstüme krem rengi bir tişört, kolsuz siyah bir ceket ve siyah dar pantalonumu giydikten sonra gri spor ayakabılarımı giyip dışarı çıktım. Sonbahar mevsimi yavaş yavaş kendini belli edercesine esiyordu. Kokuyu içime çekip BBME'ye (açılışı Burası Bizim Mekanımız Ezikler) gittim. Bara değil. Charlie, Çisil, Selim, Mehmet Murat ve Kutay'ın kaldığı ev. O evi ben ayarlamıştım. Çisil'i sürtük olarak görmeyin. Kutay'la çıkıyorlar ve Kutay sert çocuktur.

Mekanımıza geldiğim zaman kapıyı çalmakla uğraşmadım. Direk bir tekmeyle içeri daldım. Kapıyı ne zaman yaparlarsa artık. Bu evi kim temizliyorsa harika iş çıkarıyor. Ev gayet temizdi. İlk zamanlar burası sigara kokusundan geçilmezdi. Koltukların üstü, kısacası her yer çöple doluydu.

Şimdi ise ev yasemin kokuyordu. Çöplükten eser yoktu. Ev iki katlıydı. Aşağısı salon yemek katı banyo gibiydi. Üst kata ise odalar vardı. Mehmet, Selim ve Charlie televizyon izliyordu. Kapıyı artık tekmeyle açmama belli ki alışmışlardı. Eskiden nasıl korkarlardı. Kaşlarımı çattım ve koşarak bizimkilerin üstüne atladım. Ben kucaklarında uzanırken onlarda homurdanıyordu. Bir üç dakika böyle kaldıktan sonra kucaklarından kalkarken onlarda bana soru soran gözlerle bakıyorlardı.

"Öyle dut yemiş bülbül gibi bakmayında şu koca popolarınız kaldırın! Bugün bara erken gideceğiz." Huysuzlanmaya başladıklarında "Huysuzlanmayın. Charlie sen Çisil'le Kutay'ı çağır. Ve çabuk ol! Siz ikiniz acele edin. Barımda sevmediğim insanları kabul etmem."

Söylemedim değil mi. BBME'ye gelirken bir mesaj gelmişti ve hayatımda en çok iğrendiğim, nefret ettiğim bir grup vardı yani Deniz ve beşlisinin. Anladığınız üzere onlardan üstündük ama kanul edelim. Bizde Kutay ve Charlie güçlü. Onların beşide güçlü. Sonuncusu öğrendiğimiz kadarıyla Deniz'in kardeşi Selin'di. Her neyse; onlardan nefret ettiğimiz için doğal olarak onlarda bizden nefret ediyordu.

Sonunda mekanımıza geldiğimizde herkes bize bakmaya başladı. Biz doğruca Deniz'lerin olduğu masaya gittik.

Çocuğun rahatlığına bak. Sarı saçları dağılmış, siyah gömleğinin birkaç düğmesi açılmış, bir bacağı yukarda onun üstüne kolunu dayamış bir elinde zarif bir içki kadehiyle rahatça oturuyordu.

Kabul ediyorum. Böyle durnası beni bile etkilemişti ama neyse. Deniz konuşmaya başladı.

"Vay vay, bakın kimler gelmiş. Ela ve onun küçük kuzuları." Mehmet adeta tükürerek "Bak sana bu kuzu şimdi..." elimi kaldırarak onu susturdum. Sakin olacaktım.

"Hatırladığım kadarıyla burası benimdi Demir." Deniz sahteden kıkırdadı ve başını iki yana salladı.

Sonra bana ateş saçan mavi gözleriyle baktı.

"Sana bunu bir kez daha söylüyorum tatlım. Adım Deniz. Demir değil."

"Peki Duman."

Gözlerini kapadı ve derin bir nefes verdi. Adıyla alay edilmesinden hiç hoşlanmazdı. Tabi her seferinde D ile başlayan isim bulmak zor. Ven daha konuşmadan Kutay konuşmaya başladı.

"******in gidin burdan."

"Yoksa ne yaparsı? Azgın sevgilini başımıza mı salarsın?" dedi Arda. Çisil Kutay'dan önce bağırmaya başladı.

"Sen kime azgın diyorsun *** herif!"

"O diline hakin ol güzelim yoksa o dilini kopartırlar." Bu söz kavgalarından oldum olası nefret ederim. Bu yüzden barmene doğru yürüdüm ve bir tane içki şişesi aldım. Geri döndüğümde kavgaya devam ediyorlardı. Sonunda içki şişesini açtıktan sonra konuşmaya başladım.

"Tamam bence bu kadar laf dalaşı yeter." dedim ve içkiyi yavaşça arkama alıp ani bir haraketle haraket etirince topluca ıslandılar. Deniz ayağa hışımla kalkıp "Seni sürtük!" dedi ve yumruğunu gözüme geçirdi. Böylecw kavga başlamış oldu.

***

Koltukta uzanırken buzu gözüme bastırdım. Pislik herif. Onun yüzünden gözüm şişmiş ve morarmıştı. Çisil darbe nerdeyse yok denecek kadar almıştı. Aynı şekilde Selin'de ama diğer hepimiz kötü darbeler almıştık. Bu gözün ve karnımdaki morluğun beş günde geçebileceğini sanmıyorum açıkçası. Buzu gözüme bastırken içimden o yumruğun intikamını alacağıma dair kendime söz verdim.

Baş BelasıBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!