"24.04.2014,

Bana yardım eden üç iyi insan beni elçiliğe bıraktı. Buradaki işler çok uzun sürdüğü için gece onların ayarladığı bir odada kaldım. Sonunda rahat bir yatakta yatmak biraz da olsa dertlerimi unutturdu sanırım.

Şu an Seoul'deyim ve yapmam gereken şey önce senin okulunu bulmak. Sonra ev adresine ulaşmak. Evdesin değil mi?

Seni çok merak ediyorum."

Yazımın altına imzamı atacakken kapıya vuruldu. Zaten hazır olduğum için hemen dışarı çıktım. Bana iyi davranan bu insanlara ne kadar teşekkür etsem azdı. Bir haftaya pasaport işini halledeceklerini söylediler. Bu süre boyunca şehri gezebilecektim.

Yapacağım şey belliydi. Cebimdeki para ile metroya gittim. Oradaki haritada Gyeonggi'yi buldum. Birkaç durak sonra orada olacaktım.

Etrafa sora sora liseyi buldum. Lisenin girişindeki büyük demir kapının direklerine sayısız sarı kurdela bağlanmıştı. İçimden sadece bu kurdalelerden birinin Sehun'a ait olmamasını dileyebiliyordum.

Ya ona bir şey olduysa?

Yavaş adımlarla okul bahçesinde yürüdüm. Ölüm sessizliği kavramı böyle bir şey olmalıydı.

Sessizlik,  boşluk.. Bir okul nasıl bu kadar sessiz olabiliyordu? Ve ölü...

"İyi günler nasıl yardımcı olabilirim?" okul müdürünün sekreteri bana gülümsedi.

"İyi günler. Benim bir arkadaşım bu okulda okuyor ve o-"

"Geziye gitmiş miydi diye merak ediyorsunuz. Lütfen bekleyin." kadının sahte olduğu anlaşılan gülümsemesi kayboldu. Kim bilir kaç kişi benim gibi sorular sormuştu ona..

"Öğrencinin adını öğrenebilir miyim?"

"Oh Sehun." kalbim durdu. Nefes alışverişim durdu.

"Maalesef geziye giden öğrenciler arasında."

Tüm hislerim durdu. Zaman benim için yoktu,  kaybolmuş gibiydim.

"Ama bazı öğrenciler geziye gitmekten son anda vazgeçmişti. Belki onlardan biridir. Size ev adresini vereyim kontrol edin." kadın umut doluydu. Benim yaşadığım hüznü en aza indirmek için çabalıyordu.

Konuşamıyordum ama o bunu önemsemedi. Adres yazılı kağıdı bana uzattı.

"Evi buraya yakın. Hemen ulaşırsınız."

Zaman ilerlemiyordu. Ayaklarım çivilendiği yerden ayrılmıyordu. Nefes alamıyordum.

"İyi misiniz?" kadın yerinden kalktı ve bana bir bardak su getirdi. İyi olmalıydım.

"Tamam, teşekkürler. Kendimi iyi hissediyorum." tüm zihnim boşaldı ve hızla okuldan çıktım. Bulduğum ilk insana adres kağıdını uzattım.

"Şu ilerideki lamba direğinden sağa dönün,  sonra üçüncü soldan. Oradaki bakkalın karşısındaki uzun apartman adresteki yer."

Teşekkür edip eğildim. Sağa dön demişti. Koşarak denilen yere vardım ve sağa döndüm.

Üçüncü soldan. Bir, iki.. evet üç. Ve sonra tarif edilen bakkalı gördüm. Ve karşındaki lüks apartmanı. Burası diğer yapılara göre uzun bir binaydı. Çok bilindik duruyordu. Adamın bu kadar net tarif etmesini şimdi anlıyordum.

Kağıda baktım ve apartmanın ferah girişine girdim. Asansör bekleyen yaşlı bir teyzenin yanına gelip saygıyla eğildim.

"Ajumma rahatsız ediyorum ama size bir şey sorabilir miyim?"

"Buyur söyle. "

"Oh Sehun adında bir çocuk tanıyor musunuz? Benim yaşlarımda."

Yaşlı kadın biraz düşündü. Sonra yüzünü astı. Hayır,  lütfen kötü bir şey söyleme.

"Sehun gemi kazasındaki öğrencilerden biri değil miydi?  Haberleri görmedin mi çocuğum?"

"G-Gördüm tabi ki ama-"

"Ailesi onu bulmak için Jeju adasına gitti. Evde kimse yok. Gemiden çıkarılanlar o adaya götürülüyor. Tüm aileler orada."

"B-Ben.." durdum. Sadece yerdeki desenli mermerlere bakıyordum. Sonra ayakkabılarıma baktım.

"Yakının mıydı?"

"O benim en değerlimdi." dedim birden. Bunu düşünmeden söylemiştim. Kalbim onu ne olarak görüyorduysa o çıkmıştı ağzımdan.

"Umarım sağ çıkar. Ailesini teselli etmek hiç zor olmamıştı. Sadece Tanrı'ya dua edebiliyoruz." yaşlı kadın omzuma destek verircesine vurdu. O sırada asansör gelmişti.

"Teşekkürler Ajumma. Çok teşekkürler." ard arda eğilerek onu uğurladım.

Şimdi tek başıma öylece dikiliyordum. Sadece bilinmezliğe bakıyordum. Sadece onu düşünüyordum.

Yapacağım hiçbir şey yoktu. Haritayı çıkarıp Jeju'ya baktım. Kore'nin güneyindeki ufak ada. Dizilerde gördüğüm tatil yeri belki de ölümü haber alacağım bir cehennem olacaktı...

Geri metroya binecektim ama param kalmamıştı. O yüzden yürüdüm. Ne kadar yürüdüğüm ve ne kadar yorulduğum umurumda bile değildi. Benim aklım tamamen ondaydı..

Seni merak ediyorum Sehun.

Mektup Arkadaşım✓Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!