Kaan

85 3 0

Lamiadan

Beni saran güçlü kolların sıcaklığıyla uyandım. Tüm vücudum ter içindeydi. Gece yaşananların zihnime hucmetmesiyle midemde bir ateş yanmaya başladı. Kai... Kai ve ben... Allah beni affetmeyecek!

Artık Kaiyi daha çok düşünmeye başlamıştım. 'Nerede? Kiminle. Ne yapıyor?' soruları benim de hayatıma girmişti. O geceden sonra bir kaç kez daha o şekilde yakınlaşmıştık ama daha ilerisine gidemiyordum.

"Bu işte bir sıkıntı var adamım." Huanın mekanında muhasebe kayıtlarını inceliyordum. Küçük miktarlardaki açıklar vardı ve toplanınca o minik açıklar bir karadeliğe dönüşmüştü. Huanla çalışmaya devam ederken Kenzhi ve Kai de mekana geldiler.

"Yengelerin en haşini ne işlerle meşgulsün bakalım?" deyip yanağıma öpücük koydu Kenzhi.

"Kadınımdan salyalarını uzak tut küçük kardeşim." deyip dudaklarıma büyük bir öpücük kondurdu Kai.

"Çalışanımı meşgul etmezseniz sevinirim." diye inledi Huan.

"Bu ailenin erkeklerinden çektiğim nedir benim?" diye hayıflanmamla kahkahalar yükseldi.

Gelen kahvelerimizi yudumlarken birbirimize takılmaya ve kahkahalarımızı havaya savurmaya devam ettik. Kapıdan gelen sesle herkes duraksadı. Bir kadın ağlamaklı konuşuyordu ama sözlerini tam algılayamıyordum. Kapıda bekleyen adamlardan birine dışarı çıkıp bakması için işaret verdim. Bir kaç dakika sonra adamın Huanın kulağına birşeyler fısıldamasıylayüz ifadesinin değişimine şahit oldum. Hepimiz dikkatimizi ona verdik. Kenzhi ve Kai ne olduğuna bakmak için dışarı çıktı uzun süre geri dönmediler. Huan hiç birşey yokmuş gibi çalışmaya devam ederken içeri girdiler. Ikisinin yüzünde de farklı bir ifade vardı. Kapıda bekleyen adama

"Kadını içeri getir." dedim düz bir tonla. Gözleri hemen efendisi olan Huanı buldu.

"Kadını içeri getirecek misin yoksa ben mi çıkayım?" dedim yine sesimi düz tutmaya çalışarak. Hepsinin gözü benim üzerimdeydi artık. Huanın gözlerinin içine bakarak ayağı kalktım ve yavaş adımlarla adamının yanına ilerledim.

"Demek ki benim çıkmam gerekiyormuş." dedim adamın iyice dibine girerek.

"Lamia otur lütfen tamam kadını getirecek." dedi Huan beni sakinleştirmeye çalışarak.

"Tabii ki getirecek. Ama ben de dışarı çıkmalıyım. Arkadaş beni dışarıda görmek istiyormuş. Ben öyle anladım." dedim hala adamın dibindeyken. Vücudunun gerildiğini hissediyordum. Anlık öfke çıkışlarımı duymuş olmalıydı. Elimi kapının koluna uzattıp açtım ve diğer elimi adama uzattım. Anlamayan gözlerine bakıp elimi işaret ettim kaşlarımla. Ürkek bir tavırla elini uzatmasıyla elini kavrayıp onu kapının dışına fırlatmam bir oldu. Cüsse olarak benden son derece büyük olan bu adamı nasıl fırlattığımı ben de bilmiyordum Chang ailesinin erkekleri telaşla ayağa kalktılar.

"Yerinize oturun bunun olacağını biliyordunuz." dedim emir veren bir tonla. Kapıyı büyük bir gürültüyle yüzlerine kapatıp adamın boğazına çöktüm.

" Birdahaki sefere emirlerimi sorgulağın uzvumu kaybedersin. Şimdi git bana kadını getir." deyip ofise geri döndüm. Tüm gözler üzerimdeyken gidip sessizce masaya oturdum ve kadının gelmesini bekledim. Öfkemi dindirememiştim. Herkes farkındaydı ve buyüzden kimse bana dokunamıyordu. Sıkıntılı bir nefes verip camın kenarına geçip ellerimi belime koydum. Bir kaç dakika sonra kapı açıldı ve aynı anda ağlayan bir çocuk sesi odayı doldurdu. Şaşkınlıkla arkama döndüm. Çocuk ağlamaya devam ederken yavaş adımlarla bana doğru ilerliyordu. Kai ve Kenzhi bana, çocuğa ve Huana bakıyordu. Gözleri dolmuştu Huanın, bedeni gerilmişti. Ben Huanı izlerken bacağıma dokunan minik ellerle irkildim. Eğilip kucağıma aldım. Bu kadar minik olan bir şeyin nasıl yürüyebildiğine şaşırmıştım. Kucağıma yerleşip bir iki kere daha iç çeken çocuk ağlamayı kesmiş başını omzuma yaslamıştı. O an kendimi gerçek bir 'anne' gibi hissettim. Çocuğun alnına bir öpücük kondurup azönce yere serip tehdit ettiğim, şimdi sadakatle karşımda duran adama döndüm

"Kadın nerede? ve... Bu çocuk kimin?" dedim. Adam konuşmakta tereddüt etse de ağzını açtı

"Hanımım. Kadın gitti. Çocuğu bıraktı. Çocuğun efendi Huana ait olduğunu söylüyor." sesi sona doğru iyice kısılmıştı.

"Seinin çocuğun?" dedim Huana "Evet kesinlikle bu sülanenin kanını taşıyor." dedim çocuğun boynuma dolanan ellerini göstererek.

"Bunu evde konuşacağız." deyip boynuma sarılı halde uyuyakalan çocukla birlikte ofisten çıktım.

Çok küçüktü çok masumdu ve bana muhtaçtı. Çocuğun, Huanın 'yabancı' sevgilisinden olan oğlu olduğunu ve Huanın ondan nefret ettiğini öğrenmiştim. Meğerse onun yaşadığını biliyormuş. Huanla bir kaç kez şiddetli kavga yaşadık. Hatta bir seferinde olay dövüşmeye kadar gitmişti. En sonunda Kai olaya müdahil olup bizi ayırmıştı.

Kai kurallara göre çocuğun yok edilmesi gerektiğini söylüyordu. Olay duyulursa hepimizin başının gitmesi çok büyük olasılıktı. Onu kandırmak için her yolu denedim. Bedenimi komple ona sunabileceğimi bile söyledim. Cevabı ';Lamia beni istemediğin sürece sana dokunamam' oldu. Sonunda ona ömürlük bağlılık yemini ettim. Normalde bir metresin zaten yaptığı şey buydu fakat ben normal değildim. Hem de hiçbir şekilde...

çocuğa yeni bir isim vermiştim 'Kaan'. Hem onların söylemesi kolaydı hem de -onlar bilmese bile- Türkçeydi. Artık onu kabulenmişlerdi. Kenzhi bizimle birlikte diğerlerinden gizli oyunlar oynamaya bile başlamıştı. Onun bu hallerini çok şaşırtıcı bulmuştum. Tüm vaktimi Kaanla geçiriyordum ve gecelerim de ona aitdi. Herşeye rağmen Huan artık agresif bir adam formuna dönüşmüştü. Çocuk benimle diye beni görmeye gelmiyordu. Edie ile ilişkileri yara almıştı. Gün geçtikçe kötüleşiyordu.

"Benden kaçmaya ah pardon çocuğundan kaçmaya bir son vermelisin." Huanın evinde gecenin bir yarısı onu salonunda karşılamıştım. Oğlu kucağımda uyuyordu.

"Lamia artık vazgeç. Onu istemiyorum."

"Yanıma gel."

"H-hayır."

"Yanıma gel adi piç. Yediğin bokun dünyaya ne kadar muhteşem bir şey olarak döndüğüne bak."

"La..."

"Kes sesini ve yanıma otur."

koltuğun benden uzak olabilecek en uç kısmına oturdu.

"Chu meselesinde seni affetmemiştim hatırlıyorsun değil mi?"

kafasını salladı

"Bu çocuğa babalık yapmazsan seni hiç bir zaman affetmeyeceğim. Kurtuluşun onda..."

ağlamaya başladı hıçkırıklardan konuşamıyordu.

"Ben onu çok sevdim... Ben onsuz yaşayabilmek için çok çaba harcadım... Onu bu yaratık yüzünden kaybettim." dedi öfkeyle yüzünü buruşturarak.

"Jessica herşeyi biliyordu ve buna rağmen onu istedi değil mi?"

"E-evet ama..."

"Huan o onun uğrana canını verdi. Sevdiğin kadın senin bir parçanı doğurabilmek için hayatına son verdi peki sen onun bir parçasına ne yapıyorsun?" dedim ve iki büklüm olup gürültülü hıçkırıklarını salıverdi. Kaanı tek kolumla kucağıma alıp Huanın yanına oturdum ve diğer kolumla da onun başını omzuma yasladım. Bir omzumda baba bir omzumda oğul duruyordu. Biri ızdırapla kavrulurken diğeri huzurla bulutlarda geziniyordu.

"Bana zaman tanı." dedi kısık bir sesle Huan.

O gece üçümüz aynı yatağı paylaştık. 

"Ölümün Kainin elinden olabilir biliyorsun değil mi?" dedim Huana

"Lamia hala karar veremiyorum. Tanrının cezası mısın yoksa ödülü mü?"

"İnan ben de çok merak ediyorum."

ACİZBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!