Sabah gözüme giren ışık beni uyandırdı. Cobinian'nın sırtı bana dönüktü. Doğruldum ve kısık gözlerle ne yaptığına baktım. Hiç bir şey yapmıyordu. Bu durum beni tedirgin etti ve dün geceyi hatırladım. " Victor? Nasılsın?" Yatakta emekleyerek onun yanına gittim ve bir elimi omzuna koydum. Şiş gözlerinindeki boş bakışlar geçer gibi oldu. " Odama gidip giyinecektim ama seni bekledim."  Yanakları biraz kızardı. Çocukça olan korkusunu dile getiremesede bu sabah, dün vaat ettiğim şeyi istiyordu. 

   Başka kızların saçları konusunda hassas olduğunu bilirim. Mirabelle de gür dalgalı saçlarını çok sever, çocuğuymuş gibi ilgilenirdi. Ben de severim saçlarımı. Ama kardeşimden çok değil. Tuvalet masamın yanına gittim ve çekmecelerini karıştırmaya başladım. Makası buldum ve ardından küçük bir takı kutusu bulup içindeki şeyleri masaya boşalttım. Saçlarım çok uzun değildi. Omuzlarımı 4 parmak kadar geçerdi belki. Lüleleşmeye başlamış bir tutamı kestim. Artık bir tarafı neredeyse omuzumdaydı. Kısa süre saçlarıma baktım ve pis bir pişmanlık zihnimi kaplayamadan onu takı kutuma yerlerştirdim. Avuç içi kadar porselen bir kutucuktu. Arkamı döndüğüm gibi  Corbinian'ın utangaç bakışlarıyla karşılaştım. Elini uzattı ve kutuyu avucuna koydum. Erkek elleri diye düşündüm. Artık benim ellerime o kadar benzemiyorlardı. " Teşekkürler.." dedi ve hafifçe gülümsedi. 

 ************************************************************

     Kahvaltı şaşırtıcı şekilde sessiz geçti. Normalde Mirabelle çok kıkırdar, Matthew saçma espriler yapmaya çalışır, adını bile hatırlamadığım erkek kardeşleri sessizce yemeğini yerdi. Gerçi o çocuk bu gün de aynıydı. Ama diğer ikisinin somurtmaları ve yemeklerini yemek yerine onlarla oynamaları rahatsız ediciydi. Corbinian turkuaz renginin baskın olduğu bir günlük takım giymişti. Amcamız hep şık giyinmemizi söylerdi. Sakin bir şekilde beyaz ekmeğine tereyağı sürüyordu. Sessizliği bozmak benim zorunluluğum gibi hissetmiştim çünkü küçük bir lord olsa da Lord olan babaları da bu gün yemekte yoktu. " Neyiniz var Mirabelleciğim? Suratınızı asık gördüm?"Sanki bunu söylememi bekliyormuş gibi gözleri doluverdi. Uzun kirpiklerini kırpıştırdı ve burnunu büzüştürdü. Bunun ağlamamak için yaptığını umuyordum çünkü pek hoş bir harekt değildi. Hele de benim sorduğum sorudan sonra cevap vermemesi sinirimi bozmuştu. Sessiz olan kardeşleri cevapladı. " Fransa'ya gidiyoruz. Teyzelerimizden biri ölmüş. Bir süre orada kalacakmışız."   Kaşlarımı kaldırdım ve dudaklarımı büzdüm. Bunun içten bir hareket olarak algılanmasını istiyorum. Duygularımı suratıma yansıtmakta pek iyi değilimdir, hele o duygular hissetmediklerimse iş daha zorlaşır benim için. " Başınız sağ olsun ma belle*"  Son eklediğim kelime oyununun sözlerimi daha içten göstereceğini umuyordum. 

 Mirabelle hafifçe burnunu çekti. " Teyzem de bana öyle hitap ederdi.."  Elimde kahvaltı bıçağı ile taş kesilmiştim resmen. Başka söz söyleyemedim. 

    Bahçedeki çiçeklerden ona kıytırık bir taç yapınca yüzü güler gibi oldu. Bana sımsıkı sarıldı. Anne dili olan Fransızca'la bana bir şeyler söyledi. Yanlış anlaşılma olduysa diye söylüyorum, Fransızca iyi bilmiyorum. O yüzden dediği şeylerden " Teşekkürler, şekerim, kız kardeşler gibi" kelimelerinden fazlasını anlamadım. 

  Arka bahçedeki ağaçlardan birinin altına bir örtü serip kurulduk ve kitap okumaya başladık. Anlaşılan sabahki garip halini kafama takmama gerek yokmuş çünkü çenesi yine açılmıştı ve her satır başıma denk gelip konuşuyordu. Sonunda kitabımı kapayıp onu dinlemeye karar verdim. Sapkasını çıkarmış yelpaze olarak kullanırken bir yandan da önümüzde koşturan erkekleri izliyordu. " Ah, Carmela'cığım tam da birbirimize alışmışken.." Ellinci kez içini çekti. Eğer gözleriyle erkek kardeşimi yalamasa bu sözleri beni daha fazla etkilerdi. Alıştıktan sonra düzen bozmak işime gelmiyordu, o yüzden yarın gidecek olmaları beni de biraz rahatsız  etmişti. Babaları anlaşılan bir kaç gün daha buradaydı. Ardından Cehennemden fırlamış olan buz bakışlı amcam yine buraya gelecekti. Mırıldanarak az önce her ne dediyse onay verdim. Dinlemeyi bırakmıştım. Yerde bağdaş kurmuş ve gülümseyerek ne olduğunu çözemediğim bir oyun oynayan Matthew ve Victor'u izleyen çocuğa baktım. " Mirabelle, kusuruma bakmayın lütfen ama erkek kardeşinizin adını unuttum." Kız kaşlarını hafifçe çattı ve erkek kardeşlerinin üzerinde göz gezdirdi. " Hangisinin?" Gözlerimi tekrar çocuğun üzerine odakladım. " Küçüğünüz."  

 " O seninle yaşıt aslında," dedi ve omuz silkti " Adı Raphael."  Benimle yaşıt olmasına şaşırdım ama belli etmek istemedim. Raphael on dördü bırakalım on iki anca gösteriyordu. Mirabelle gözlerini hafifçe kısmış çarpık bir şekilde gülümseyerek bana bakıyordu. Rahatsız oldum ve örtüye sırt üstü serilip kitabımı suratıma serdim. Raphael. Güzel isimmiş

Islak ÇığlıklarBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!